Bu Blogda Ara

Yükleniyor...

22 Nisan 2013 Pazartesi

Yaşar Kemal 'in Ağrı Dağı Efsanesi Adlı Romanının Tahlili


KİTABIN ADI: Ağrı Dağı Efsanesi
YAZARI : Yaşar Kemal
BASIM YERİ VE TARİHİ : Adam Yayınları. 1970
KONU:
Roman Ağrı Dağı'nda bulunan dağ köylerinden birinde yaşayan Ahmet ve o dönemde oranın yöneticisi olan Mahmut Han'ın kızı Gülbahar arasındaki aşkı ve bu sevdalıların kavuşmak için yaptıklarını anlatır.
ANA FİKİR:
Hiçbir zaman doğru yoldan vazgeçmemenin ve hakkına razı olup haksız rekabete baş vurmamanın gerektiği.

ESERİN TÜRÜ: Romantik roman.
ÖZET:
Kır bir at Ahmet'in evinin kapısına gelir ve bir süre orda bekler. Bunun üzerine Ahmet atı kendi kısmeti olarak görür ve atı sahiplenir. Bir süre sonra atın Beyazıt Paşası Mahmut Han'a ait olduğu anlaşılır. Mahmut Han atını ister. Fakat Ahmet atı vermek istemez. Çünkü Ağrı geleneklerinde bu böyledir ve o atın haktan yadigar olduğu düşünülür. Atı geri alamayınca Ahmet'in evine adamlarını gönderir ve bir süre sonra Ahmet'i zindana attırır. Burada paşa'nın kızı Gülbahar ile Ahmet arasında büyük bir aşk başlar. Başta Mahmut Han olmak üzere tüm engelleri aşarlar.
Roman insanların geleneklerine bağlılığını, hiçbir gücün aşk karşısında duramayacağını ve aşkın her engeli aşabileceği anlatılıyor.

Sofi kır bir atın Ahmet'in evinin önünde durduğunu gördü. Bunun üzerine Ahmet'e haber verdi. Atı gören Ahmet bunun kısmeti olduğunu anlar. Bu Ağrı geleneklerine göre de böyledir. Fakat atın gerçek sahibi Mahmut Han bunu kabul etmez. Ahmet'in üzerine adamlarını gönderir. Ahmet atı adamlara da vermez. Herkes Mahmut Hana Ahmet'in haklı olduğunu söyler. Fakat O bunu anlamak istemez. Bunun üzerine tüm adamlarını alıp Ağrı yöresine gider. Fakat orda Sofi hariç kimseyi bulamaz. Sofi'yi zindana atar. Paşa'nın kızı Gülbahar Sofi'den ve onun kavalından çok etkilenir ve sürekli onu dinlemeye gider. Bu sırada Mahmut Han Ahmet'i bulması için Musa Bey'i görevlendirir. Ahmet'i bulan Musa Bey Ahmet'i razı eder ve Paşa'nın yanına dönerler. Paşa Ahmet'in geldiğine sevinmiştir. Bu sevinç Ahmet'in atı vermeyi kabul etmemesiyle kaybolur. Sinirlenen Mahmut Han hem Ahmet'i hem de Musa Bey'i zindana attırır. Zindanda tanışan Ahmet ile Gülbahar aşık olurlar. Gülbahar zindancı başı Memo'nun yardımıyla sık sık zindana gelir. Atını geri alamayan Paşa Ahmet'i öldürmeye karar verir. Bu duruma çok üzülen Gülbahar kardeşinden yardım ister. Fakat istediğini alamaz. Çaresiz kalan Gülbahar Demirci Hüso'dan yardım ister. Hüso Kervan Şeyhi'nin de yardımıyla atı getirir ve sarayın kapısına bağlar. Gülbahar bu duruma çok sevinir ve Ahmet'in yanına koşar. Fakat Paşa Ahmet'i öldürmekten vazgeçmez. Bu durumu öğrenen Gülbahar bir şeyler yapmaya uğraşır. Kimseden yardım gelmeyince Ahmet'i kaçırmayı düşünür. Bunun için Memo'ya gider. Memo ile konuşur. Gülbahar Ahmet'in kurtulması için her şeyini vermeye hazırdır. Memo Gülbahar'dan sadece saçının bir telini ister. Gülbahar seve seve kabul eder.Memo kapıları açar ve Ahmet ve arkadaşlarını dışarı çıkarır. Bunu öğrenen Paşa Memo'yu öldürür. Tüm bu olaylardan korkan Yusuf babasına gidip her şeyi anlatır. Bunun üzerine Mahmut Han kızı Gülbahar'ı zindana atar. Halk bu olaya çok sinirlenir ve büyük bir kalabalık halinde saraya yürür ve Gülbahar'ı alır. Gülbahar ve Ahmet demircinin evinde buluşup Hoşap Kalesine giderler. Mahmut Han onları burada da rahat bırakmaz. Fakat gelen kalabalıktan korkar ve biraz yumuşar. Ahmet ve Gülbahar saraya gelir. Mahmut Han Ahmet'ten Ağrı Dağına çıkmasını ister. Eğer çıkıp dağın tepesine ateş yakarsa kızı vereceğini bildirir. Ahmet kabul eder ve yola çıkar. Bu sırada sarayın çevresini saran kalabalık gittikçe artmaktadır. Bundan korkan Paşa Ahmet'i affettiğini bildirir. Bunun üzerine birçok kişi Ahmet'i bulmak için yola çıktı. Fakat onlara gerek kalmadan Ağrı'nın tepesinden bir ışık yükselmeye başladı. Herkes sevinç içindeydi. Geri dönen Ahmet Gülbahar'ı alır ve tekrar dağa doğru yola çıkar. Küp Gölü yakınlarında bir mağarada dururlar. Fakat Ahmet durgunlaşmıştır. Bunu fark eden Gülbahar Ahmet'e durumu sorar. Ahmet Memo'dan bahseder. Gülbahar'a Memo'ya ne verdiğini sorar. Hiçbir şey vermediğini söyleyen Gülbahar durumu anlamıştır. Ertesi gün Ahmet kalkar ve yürümeye başlar. Gülbahar seslenir; ama işe yaramaz. Gülbahar Ahmet'i Küp gölünde yitirmiştir.
ŞAHIS KADROSU :
• Gülbahar : 22 yaşında orta boylu, dolgun, duru, açık tenli,buğday benizli bir kızdı. Zeki, az konuşup inceden gülen biri.
• Ahmet : Sarışın, mavi gözlü, uzun, dalgalı sarı sakallı .Yüz ifadesi kederli özlemli biri gibi.
• Mahmut Han : Beyazıt Paşası, Gülbaharın babası. Zalim, başa çıkılmaz, hep kendi dediğini yapan gaddar bir insan.
• Sofi : Uzun ak sakallı, yaşlı bir insan. Ahmetin ustası, akıl danıştığı kişi diyebiliriz.

Kahramanlar arasındaki ilişki : AHMET-SOFİ aynı bölgenin insanları, komşular. Aralarında yaş farkı olmasına rağmen çok iyi dostlar. Mahmut Han-Gülbahar baba, kız. Babasıyla anlaşamıyor ama birbirlerini seviyorlar. Ahmet-Gülbahar aralarında aşk var.

Kahramanların yaşadığı sosyal tabaka : Ahmet ile Sofi köylü. Mahmut Han ve Gülbahar sarayda yaşıyorlar.
Olaylar karşısında kahramanların durumu : Ahmet ve Sofi davalarından vazgeçmiyorlar, direniyorlar. Mahmut Handa inatçı, zalim kişiliğiyle onları vazgeçirmeye çalışıyor. Gülbahar ise bu olaylardan çok etkileniyor, üzülüyor, onları kurtarmak için çare arıyor.

MEKAN:
Olay Ağrı Dağ'ının yamacında, Küp Gölü kenarında geçiyor. Göle kuyu deniyor. Gölün dört tarafı kırmızı, keskin kayalarla çevrili. Yer yer çimenler var. Çiçeklerin renkleri alabildiğine parlak. Çobanlar sürülerini bu bölgeye getirip otlatıyor ve bir yandan Ağrıdağı türküsünü çalıyorlar. Yer abartılarak çok güzel bir şekilde adeta bir cennet gibi anlatılıyor.
ZAMAN:
Olay kronolojik zaman sırasına göre verilmiş.Olayların akışında kırılma yok. Zaman belli bir düzen içinde, sıralı bir şekilde sunuluyor.
DİL VE ANLATIM:
Eser,  hem hikâye anlatıcısı, hem de roman anlatıcısı özellikleri taşımaktadır; fakat metnin
ortasında gerçekten bir hikâye anlatıcısının, dengbej’in söyleminin metne girdiği görülür. Bu noktada, özne de değişir;  metin üçüncü tekil kişi anlatıcı tarafından anlatılırken dengbej birinci tekil kişi
anlatıcı olarak metne girer; ama daha sonra yine üçüncü tekil kişi anlatıcı sözü devralır. Başka bir deyişle, metinde gelenekleri eleştiren ironik söylem, anlatıcının söylemi, Gülbahar’ın anlatıcıyla
çelişen söylemi ve dengbej’in söylemi  iç içe geçmiş; ama aralarında herhangi  bir hiyerarşi kurulmamıştır. Metinde  göndermede bulunulan sözlü kültür metinleri arasında da bir hiyerarşiye rastlanmamaktadır; çünkü anıştırılan hiçbir  ortak motifin kurgu bakımından bir diğerine üstün geldiği görülmemektedir.  Anlatıcı sürekli olarak bir ortak motiften bir başkasına geçerek kişiler ve üslup
üzerinden okura söylemsel bir zenginlik  sunmuştur.
Dil anlaşılır bir nitelikte, kolayca anlaşılıyor, sade bir dil var. Dil akıcı, efsanevi bir şekilde anlatılmış.
Anlatım III. kişi ağzından. Anlatımda akıcılık sağlanmıştır. Eser ilerledikçe merak uyandırıyor.
ANLATICI BAKIŞ AÇISI:
 Romanda olaylar üçüncü ve birinci  şahsın ağzından anlatılmış. Hem İlahi anlatıcı bakış açısı hem de kahraman analtıcı bakış açısı bir arada  kullanılmış.
ESER HAKKINDA DEĞERLENDİRME
Ağrıdağı Efsanesi Yaşar Kemal'in destansı romanlarındandır. İlk basımı 1970'de Cem Yayınevi tarafından yapılmıştır. Roman Ağrı Dağı'nda bulunan dağ köylerinden birinde yaşayan Ahmet ve o dönemde oranın yöneticisi olan Mahmut Han'ın kızı Gülbahar arasındaki aşkı ve bu sevdalıların kavuşmak için yaptıklarını anlatır. Romanda öne çıkan diğer önemli öğeler kaval ve olayların başlamasına sebep olan Mahmut Han'ın Güneş simgeli eğeri olan atıdır. Destanın geçtiği dönemde yaşamış halkın kültürüne ve ananelerine yer verilir. Bunların dışında roman anlattığı destanın karakterleri üzerinden insan psikolojisini irdeler. Aşağıda romanda sık geçen bir paragraf alıntısına yer verilmiştir"Ağrı Dağının doruğuna yakın bir yerlerde, güneybatı yamacında bir göl vardır, adına Küp Gölü derler. Bir harman yeri büyüklüğündedir göl. Som mavi bir sudur. Kuyu gibi. Kırmızı, keskin ışıltılı kayalıkların dibindedir. Her yıl bahar gözünü açar açmaz Ağrı Dağının tekmil çobanları gölün kıyısına gelirler, güneş damgalı kepeneklerini bakır toprağın üzerinde serip gölün kıyısında sıralanırlar, kavallarını çıkarıp doğan günle birlikte "Ağrı Dağının Öfkesi" ni gün batımına kadar birlikte çalarlar. Ağrı Dağı çobanları güzel kara kederli gözlüdürler. Uzun çok güzel parmakları vardır. Bazısının gür, altın sakalları dalgalanır. Küçücük bir ak kuş çobanlar kaval çaldırkları sürece üstlerinde döner durur. Gün kavuşunca çobanlar karanlığa karışıp giderler. Ve tam bu sırada da tede dönüp duran ak kuş gölün üstüne süzülüp iner, kanadını suyun som mavisine daldırır, sonra o da çobanlarla birlikte, karanlığa karışır. Kanadın değdiği yerde göl incecikten dalgalanır, ince dalgalar genişleyerek gelir, bakır kıyılara vururlar. Sonra, iri bir atın gölgesi gölün üstüne düşer, süzülür gider Yaşar Kemal bu romanında da etkileyici anlatımı ile kültürel mirası, kahramanların ruh hallerini,çevrenin pastoral özelliklerini okuyucuya yaşatır.
YAZARIN HAYATI:
Yaşar Kemal, Nigâr Hanım ile çiftçi Sadık Efendi'nin oğlu olarak aslen Van-Erciş yolu üzerinde ve Van Gölü'ne yakın Muradiye ilçesine bağlı Ernis (bugün Ünseli) köyünden olan bir aileden dünyaya geldi. Kendi anlatımına göre bir Türkmen köyünde tek Kürt ailenin çocuğu olarak doğup büyüyen Yaşar Kemal, evde sadece Kürtçe köyde ise Türkçe konuşurdu.Ailesi, Birinci Dünya Savaşı'ndan dolayı Adana'nın Osmaniye ilçesine bağlı Hemite (bugün Gökçedam) köyüne yerleşti.Beş yaşındayken, babasının camide öldürülüşüne tanık oldu.Orta okul döneminde çeşitli işlerde çalıştı. Kuzucuoğlu Pamuk Üretme Çiftliği'nde ırgat kâtipliği (1941), Adana Halkevi Ramazanoğlu kitaplığında memurluk (1942), Zirai Mücadele'de ırgatbaşlığı, daha sonra Kadirli'nin Bahçe köyünde öğretmen vekilliği (1941-42), pamuk tarlalarında, batozlarda ırgatlık, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı.
EDEBİ KİŞİLİĞİ
1978 yılındaki yaptığı bir söyleşide sanat çalışmalarına ilkokula başlamadan önce şiirle işe koyulduğunu ve okula başladığında "yaşlı halk şairleriyle çakıştığını" anımsadığını belirtti. İlkokulun son sınıfındayken arkadaşı Aşık Mecit, çok iyi saz çalarken kendisi annesinden ötürü sazı "berbat" çalmaktaydı. Bunun nedenini şu sözlerle dile getirdi:
"Benim saz çalamamamın sebebi var, anam aşık olacağım da diyar diyar dolaşacağım diye saza, aşıklığa düşman olmuştu. Onun tek çocuğuydum ve gözünden ayırmıyordu beni. Okulda, düğünlerde bayramlarda beni hep Aşık Mecitle çakıştırırlardı. Aşık Mecitle Kadirlide bir kahvede bir gece sabaha kadar çakıştığımı şimdi iyice anımsıyorum."
Ortaokuldan ayrıldıktan sonra folklor derlemelerine başladı ve 1940-1941 yılları arasında Çukurovadan ile Toroslardan derlediği ağıtları içeren ilk kitabı olan Ağıtlar, Adana Halkevi tarafından 1943 yılında yayınladı. 1944 yılında ilk hikâyesi Pis Hikâye'yi yayınladı. Bunu, Kayseri'de askerlik yaparken yazmıştı. Bebek, Dükkâncı, Memet ile Memet öyküleri 1950'lerde yayımlandı.
Kemal Sadık Göğceli adı ile çeşitli yayımlarda yazarken Yaşar Kemal adını Cumhuriyet gazetesine girince kullanmaya başladı. 1952 yılında yayımlanan ilk öykü kitabı olan Sarı Sıcak'ta da yer alan Bebek öyküsü burada tefrika edildi.
1947'de İnce Memed'i yazdı fakat yarım bıraktı ve 1953-54’te bitirdi. Romanı yazma nedeni eşkiya olan ve dağda vurulan amcasının oğlunun vurulması olduğunu 1987 yılındaki bir söyleşisinde belirtti. Ayrıca aynı söyleşide, çocukluğunun eşkiyalığın içinde geçtiğini, dayısının "en büyük" eşkiyalardan biri olduğunu, o çevrede 1936'lara kadar beş yüze yakın eşkiya bulunduğunu ve bunlardan birinin de Kurtuluş Savaşı'nda Kadirli'yi ilk örgütleyenlerden olan Karamüftüoğlu ailesinden ünlü Remzi Bey olduğunu söyledi.Remzi Bey'in kendisine, ilk İnce Memed hikayesinde "Çakırdikeni" diye yer alan diken hikâyesini anlattı ve Yaşar Kemal'le "eşkıyalığın felsefesini" yaptı.
Yaşar Kemal'in dünyada ilk kez yayımlanan eseri, Bebek öyküsüdür ve önce Fransızcaya, sonra İngilizceye, İtalyancaya, Rusçaya, Romenceye ve diğer dillere çevrildi
SİYASİ YAŞAMI:
17 yaşından bu yana sosyalist politikanın içindedir. 1961 Anayasası'ndan sonra kurulan Türkiye İşçi Partisi'ne 1962'de katıldı.[12] Emekçi sınıfının tamamen yönetime gelmesini isteyen Kemal,[12] TİP'te sekiz yıl çalıştı ve yöneticilerden biriydi.[10] 1987'deki bir söyleşisinde Türkiye'de bir Marksist partiye ihtiyaç olduğunu belirtmiştir.[11] Aynı söyleşideki "Nasıl bir sol modelden yanasınız?" sorusuna, şu cevabı vermiştir:
"Her ülke sosyalist modelini kendisi kurar. Sovyetlerin 70 yıldır yaşama geçmiş modelini kabul edemeyiz. Yüzde yüz bağımsızlıktır sosyalizm. Kişi bağımsızlığı, ülke bağımsızlığı, politik bağımsızlık, ekonomik bağımsızlık, özellikle de kültürel bağımsızlık... Sosyalizmin başka bir anlamı yok benim için. Bu çağa gelinceye kadar kültürler birbirlerini beslemişlerdir, yok etmemişlerdir. Oysa çağımızda, kültürler kültürleri yok etmek için, bilinçli olarak kullanılmışlardır, emperyalistler tarafından. Benim için dünya bin çiçekli bir kültür bahçesidir; bir çiçeğin bile yok olmasını, dünya için büyük bir kayıp sayarım."
TİP'ten ayrılan yazar, nedenini partinin niteliğini yitirmesine, bürokratların eline geçmesine ve emekçilerden kopmasına bağladı.Sovyetler Birliği çökmesinin, sosyalizmin de çökmesi değil, tam tersine dünya sosyalizminin zaferi olduğunu 1993'teki bir söyleşisinde dile getirmiştir.
Yaşar Kemal'in edebi çalışmalarında halka dönük bir düşünce hakim oldu ve bunu, bir yerde politik düşünce ile birleştirerek yürüttü. Yapıtlarıda halk şiirinde, epopelerde olduğu gibi insan değerlerinden kopmamaya çalıştı. Yaşar Kemal, siyasi görüşü ile sanatının paralel olduğunu, "halk ve doğa"ya inandığını, sanatının proletaryanın çıkarlarının emrinde olduğunu dile getirmiştir.
Eserleri
Öykü
Sarı Sıcak, İst.: Varlık, 1952
Bütün Hikâyeler, İst.: Cem, 1975.
Roman
İnce Memed, I. Cilt, İst., 1955
Teneke, İst.: Varlık, 1955
Orta Direk, İst.: Remzi, 1960
Yer Demir Gök Bakır, İst.: Güven, 1963
Ölmez Otu, İst.: Ant, 1968
İnce Memed, II. Cilt, İst., 1969
Akçasazın Ağaları / Demirciler Çarşısı Cinayeti, İst.: Cem, 1974
Akçasazın Ağaları / Yusufcuk Yusuf, İst.: Cem, 1975
Yılanı Öldürseler, İst.: Cem, 1976
Al Gözüm Seyreyle Salih, İst.: Cem, 1976
Kuşlar da Gitti, (uzun öykü) İst.: Milliyet, 1978
Deniz Küstü, İst.: Milliyet, 1978
Yağmurcuk Kuşu / Kimsecik I, İst.: Toros, 1980
Hüyükteki Nar Ağacı, İst.: Toros, 1982
İnce Memed, III. Cilt, İst., 1984
Kale Kapısı / Kimsecik II, İst.: Toros, 1985
İnce Memed, IV. Cilt, 1987
Kanın Sesi / Kimsecik III, İst.: Toros, 1991
Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana / Bir Ada Hikayesi I, İst.: Adam, 1997
Karıncanın Su İçtiği / Bir Ada Hikayesi II, İst.: Adam, 2002
Tanyeri Horozları / Bir Ada Hikayesi III, İst.: Adam, 2002.
Çıplak Deniz Çıplak Ada / Bir Ada Hikayesi IV, İst.:YKY, 2012
Çocuk Romanı
Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca, İst.: Cem, 1977
Çeviri
Ayışığı Kuyumcuları (A. Vidalie; Thilda Kemal ile), İst.: Adam, 1977
Röportaj
Yanan Ormanlarda 50 Gün, İst.: Türkiye Ormancılar Cemiyeti, 1955
Çukurova Yana Yana, İst.: Yeditepe, 1955
Peribacaları, İst.: Varlık, 1957
Bu Diyar Baştan Başa, İst.: Cem, 1971
Bir Bulut Kaynıyor, İst.: Cem, 1974.
Allahın Askerleri, İst.: Milliyet, 1978
Deneme-Derleme
Ağıtlar, Adana: Halkevi, 1943
Taş Çatlasa, İst.: Ataç, 1961
Baldaki Tuz, (1959-74 gazete yazıları) İst.: Cem, 1974
Gökyüzü Mavi Kaldı, (halk edebiyatından seçmeler, S. Eyüboğlu ile)
Ağacın Çürüğü: Yazılar - Konuşmalar, (der. Alpay Kabacalı) İst.: Milliyet, 1980
Yayımlanmamış 10 Ağıt, İst.: Anadolu Sanat, 1985
Sarı Defterdekiler: Folklor Derlemeleri, (haz. Alpay Kabacalı) İst.: Yapı Kredi, 1997
Ustadır Arı, İst.: Can, 1995
Zulmün Artsın, İst.: Can, 1995.
Binbir Çiçekli Bahçe, İst.: YKY, 2009.
Destansı roman
Üç Anadolu Efsanesi, İst.: Ararat, 1967
Ağrıdağı Efsanesi, İst.: Cem, 1970
Binboğalar Efsanesi, İst.: Cem, 1971
Çakırcalı Efe, İst.: Ararat, 1972.
Ödülleri

1955 Gazeteciler Cemiyeti Başarı Armağanı (“Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün” adlı röportaj dizisi ile)
1956 Varlık Roman Armağanı (İnce Memed ile)
1966 İlhan İskender Armağanı (Teneke’den aynı adla uyarlanan oyunu ile)
1966 Uluslararası Nancy Tiyatro Festivali Birincilik Ödülü ("Yer Demir Gök Bakır" romanından Nihat Asyalı'nın sahneye uyarladığı, Yılmaz Onay'ın sahneye koyduğu “Uzun Dere” oyunu ile. Türkiye ödülü, Brezilya ile paylaştı.)[13]
1974 Madaralı Roman Armağanı (Demirciler Çarşısı Cinayeti ile)
1977 Fransa Eleştirmenler Sendikası En İyi Yabancı Roman Ödülü (Yer Demir Gök Bakır ile)
1978 Fransa'da En İyi Yabancı Kitap Ödülü (Ölmez Otu ile)
1979 Fransa “Büyük Jüri” En İyi Kitap Ödülü (Binboğalar Efsanesi ile)
1982 Uluslararası Cino Del Duca Ödülü
1984 Fransız Legion d’Honneur Ödülü Commandeur payesi
1984 TÜYAP Kitap Fuarı Halk Ödülü
1985 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü
1986 Orhan Kemal Roman Ödülü (Kale Kapısı ile)
1988 TÜYAP Kitap Fuarı Halk Ödülü
1988 Fransa Kültür Bakanlığı Commandeur des Arts et des Lettres Nişanı
1991 Fransa Strasbourg Üniversitesi Onur Doktorası
1992 11. TÜYAP Kitap Fuarı Onur Yazarı
1992 Antalya Akdeniz Üniversitesi Onur Doktorası
1993 Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü
1994 Mülkiyeliler Birliği Rüştü Koray Armağanı
1995 Morgenavissen Jylaand-Pösten Ödülü (Danimarka)
1996 Türkiye Yayıncılar Birliği Düşünce Özgürlüğü Ödülü
1996 Kanın Sesi ile Akdeniz Yabancı Kitap Ödülü (Perpignan, Fransa)
1996 VIII Katalunya Uluslararası Ödülü (Barcelona, İspanya)
1996 Lillian Hellman/Dashiell Hammett Baskıya Karşı Cesaret Ödülü, İnsan Hakları İhlallerini İzleme Örgütü,(New York)
1997 Toplu eserleri için Premio Internazionale Nonino Ödülü, İtalya
1997 Kenne Vakfı Düşünce ve Söz Özgürlüğü Ödülü (Uppsala, İsveç)
1997 Norveç Yazarlar Birliği ödülü, Wole Soyinka ile ortak
1997 Frankfurt Kitap Fuarı Alman Yayıncalar Birliği Ödülü
1998 Frei Üniversitesi Berlin Fahri Doktora
1998 Bordeaux Yayıncılar Birliği Yabancı Edebiyat Ödülü
2002 Bilkent Üniversitesi Fahri Doktora
2003 Z. Homerus Şiir Ödülü
2003 Savanos Ödülü (Selanik)
2003 Türkiye Yayıncılar Birliği Yayıncılık Emek Ödülü.
2008 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük ödülü
2011 Légion d'honneur
Paylaş

Hiç yorum yok: