Bu Blogda Ara

Yükleniyor...

9 Ocak 2013 Çarşamba

Reşat Nuri Güntekin'inYaprak Dökümü Romanının Tahlili

Yaprak Dökümü Romanının Konusu
Reşat Nuri Güntekin’in olgunluk döneminde yazdığı Yaprak Dökümü romanı, Osmanlı’nın son döneminde etkisini gösteren sosyal değişim karşısında katı ahlakçı yapıya sahip Ali Rıza Bey ve ailesinin düştüğü trajik durumu ele alır.
KİTABIN ÖZETİ
Ali Rıza Bey, hayatını memuriyetle devam ettiren, namusuna ve ahlaka son derece düşkün beş çocuklu bir ailenin babasıdır. Trabzon’da çalıştığı bir iş yerinden ayrıldıktan sonra İstanbul’a gelip Bağlarbaşı’ndaki babadan kalma eve yerleştiler. Bir süre işsiz gezdikten sonra, Muzaffer adındaki eski öğrencisinin ona sağladığı imkânla işe girer. Her şey kızları Leyla ve Necla’nın arkadaşları olan Leman'ın Ali Rıza Bey’den iş istemesiyle başlar. Ali Rıza Bey Leman’a çalıştığı yerde bir iş bulmuştur; fakat Leman bir süre sonra patronu Muzaffer Bey’le bir ilişki yaşar ve hamile kalır. Ali Rıza Bey bunu duyunca kendini suçlar ve Muzaffer Bey’den Leman ile evlenip onun namusunu temizlemesini ister.
Patronu bunu kabul etmeyince Ali Rıza Bey bu olayı gururuna yediremeyip işten ayrılır. Daha sonra oğlu Şevket’in bir iş bulduğunu öğrenince bir parça sevinmiştir. Fakat bir süre sona Ali Rıza Bey’in karısı Hayriye Hanım ve kızları Necla ile Leyla artık eve para getirmediği için ona saygı duymuyorlar ve onu aşağılıyorlardır. Bir gün, Şevket işyerinde evli bir kadınla ilişkiye girdiğini ve o kadınla evlenmek istediğini söyler. İlk başta Ali Rıza Bey bu olaya itiraz etse de daha sonra Şevket’in Ferhunde ismindeki kadını ne kadar çok sevdiğini görmüştür. Fakat gelin Ferhunde eğlenceye ve modern hayata alışkın biridir ve evde gece toplantıları yapılmaya başlanır. Evin ortanca kızları olan Necla ve Leyla’nın eğlenceye ve lükse olan düşkünlükleri artar. Böylelikle Ferhunde’nin evdeki hâkimiyeti iyice artar. Evin en büyük kızı olan Fikret bu olanlara daha fazla dayanamayacağını anlar ve Adapazarı’nda yaşayan bir adamla adamın çocuklarına bakma koşuluyla evlenmeye karar vermiştir. Fikret’in evden gidişiyle daldaki yapraklardan biri kopar. Şevket’in kazandığı para ve Ali Rıza Bey’in emekli maaşı evde yapılan eğlencelere harcanmaktadır. En sonunda elde hiçbir şey kalmaz. Şevket çareyi çalıştığı bankadan zimmetine para geçirmekte bulur. Aldığı parayı yerine koyamayınca hapse girer. Böylelikle dalın ikinci yaprağı da kopar. Ferhunde bu hayat daha fazla dayanamayacağını söyleyerek evi terk eder. Bunun sonucunda üçüncü yaprak da kopmuş olur. Daha sonra Necla da kendini zengin gösteren bir Suriyeli adam ile evlenir. Fakat mutlu değildir ve babasından yardım istemek için mektup yollar. Ali Rıza Bey ise onun bu isteğini reddeder ve yaş..... Devam etmesini söyler. Böylece dalın dördüncü yaprağı da kopar. Leyla zengin bir avukatın metresi olur ve Ali Rıza Bey bunu bir arkadaşından öğrenir. Namusuna düşkün olan Ali Rıza Bey Leyla’yı evden kovar. Leyla avukatın Taksim’de tuttuğu eve yerleşir. Böylece dalın son yaprağı da kopmuş olur. Nihayetinde Ali Rıza Bey Leyla’nın eve gelmesini kabul eder ama kendisi evden ayrılacaktır. Adapazarı’nda olan kızı Fikret'in yanına gider ve Fikret'in orada mutsuz olduğunu görür. Kocası ve üvey çocuklarıyla arası iyi değildir. Bunu gören Ali Rıza Bey İstanbul’a geri döner ama birkaç gün eve gitmez. Daha sonra hasta olur ve eski bir arkadaşı sayesinde hastaneye kaldırılır. Bir gün Hayriye Hanım ve kızı Leyla hastaneye gidip onu alırlar ve Taksim’deki eve giderek yaşamlarına orada devam ederler.
Olay Örgüsü
Eser, Romen rakamlarıyla bölünmüş 33 bölüm ve “Netice”den oluşur. Romanın başkişisi Ali Rıza Bey’in modern yaşam karşısındaki yenilgisini ve kültürel çözülmenin bir aileyi nasıl felakete götürdüğünü anlatan romanda, olay örgüsünü üç ana bölüme ayırabiliriz.
Birinci Bölüm:
- Ali Rıza Bey ile şirkette eski çalışan memurlardan birinin “devrin şartlarının para ile saadet getirdiği” tartışmasına girmesi
- Ali Rıza Bey’in Leman’ın işe girmesine yardımcı olması
- Ali Rıza Bey’in, Leman’ın Müdür Muzaffer Bey’den çocuk düşürdüğünü öğrenmesi, bununla ilgili olarak Muzaffer Bey’le konuşması ve bu ilişkiye sebep olduğunu düşünerek istifa etmesi
- Ali Rıza Bey’in oğlu Şevket’in yüz lira aylıkla bir bankada memur olarak işe başlaması
- Ali Rıza Bey’in eşi Hayriye Hanım ile istifa etme sebebi yüzünden tartışması
- Ali Rıza Bey’in emeklilik günlerini önceden çok yadırgadığı kahvehanelerde geçirmeye başlaması
- Ferhunde’nin Şevket hapisteyken yaşadığı sefalete fazla dayanamayacağını söyleyerek evden ayrılması ve Şevketten boşanmak istemesi
- Leyla ile nişanlanan Abdülvehhap Bey’in ondan vazgeçip Necla ile nişanlanması ve Necla’yı alarak Suriye’ye gitmesi
- Ali Rıza Bey’in Emniyet Sandığı’ndan alınan borcu ödemek için evini satarak Dolapdere’de daha küçük bir ev alıp kızları Leyla ve Ayşe ile oraya yerleşmesi
- Kardeşi Necla’nın nişanlısını elinden alıp gittiğini düşünen Leyla’nın hasta olması
- Necla’nın Suriye’den yazdığı mektupta Abdülvehhap Bey’in üçüncü karısı olduğunu belirtmesi ve içinde bulunduğu durumun kötülüğünden bahsetmesi
- Ali Rıza Bey’in kahvedeki arkadaşlarından kızı Leyla’nın zengin bir avukatın metresi olarak yaşadığını öğrenmesi ve Leyla’yı evden kovması
- Ali Rıza Bey’in Leyla’yı kovmasının ardından hafif bir felç geçirmesi
- Leyla’nın babası ile barışmak üzere eve gelmesi ve Ali Rıza Bey’in bu isteği reddetmesi
- Ali Rıza Bey’in Adapazarı’ndaki Kızı Fikret’in yanına gitmesi ve kızının durumunun çok iyi olmadığını görerek geri dönmesi
- Bir süre sokaklarda perişan olan Ali Rıza Bey’in hastaneye düşmesi üzerine karısı Hayriye Hanım ve kızı Leyla’nın onu alarak Leyla’nın Taksim’deki dairesine götürmeleri
KİTABIN ANAFİKRİ:
Onurlu ve namuslu bir insanın hayatta karşılaştığı güçlükler ve bunların doğurduğu sorunlar.
Yaprak Dökümü Romanının Kişileri
Ali Rıza Bey: Romanın başkahramanı Ali Rıza Bey, Meşrutiyet döneminin aydın profilini yansıtır. Altın Yaprak Anonim Şirketi’nde çalışırken karşımıza çıkan Ali Rıza Bey, eski bir mutasarrıftır. O, geleneksel Osmanlı aydın tipinin “ahlâkçı” tutumu içerisinde yetişmiş, idealleri uğruna her şeyini feda edecek bir yapıya sahiptir. Bu nedenledir ki ailesinin dağılma sürecini prensiplerinden ödün vermeyerek başlatan kişi olur. Ali Rıza Bey’in yaşam felsefesi olaylar karşısında “seyirci olmak” ve kendini bu olayların dışında tutmak ilkesini uygulamaktır. Bireysel bir davranış biçimi olarak sergilediği bu bencil düşünce onun ve ailesinin değişen toplum yaşamı karşısındaki çözülme sürecini tetikleyen unsur olur. Ailesindeki otoritesini kaybettikten sonra ise Ali Rıza Bey’in “seyirci olma” durumu ailesinde yaşanan olaylar karşısında da tekrarlanır. “Bireye güven veren birincil bağlar koparıldıktan ve birey kendi dışındaki dünyayı bütünüyle ayrı bir varlık olarak görmeye başladıktan sonra, dayanılmaz güçsüzlük ve yalnızlık durumu hisseder. Ali Rıza Bey’in içine kapanma süreci böylelikle kendi ailesi karşısında da “seyirci olmanın” getirdiği pasiflikle özdeşleşerek gerçekleşir. Ali Rıza Bey, otuz yaşına kadar Dâhiliye Kalemlerinde çalışır, annesi ve kız kardeşinin arka arkaya ölümleri üzerine İstanbul’dan ayrılarak yirmi beş yıl boyunca Anadolu’nun çeşitli yerlerinde memurluk yapar. Arapça ve Farsçanın yanı sıra Fransızca bilen, boş vakitlerinde gazeller yazan, titiz nazik ve mahcup bir adam olarak tanıtılan Ali Rıza Bey’in en belirgin özelliği kanuna göre iş yapmasıdır.
Hayriye Hanım: Ali Rıza Bey’in karısıdır. Kocası ile çocukları arasında bir köprü vazifesi görür. Ali Rıza Bey’in istifa etmesini doğru bulmaz. Hayriye Hanım, bu olay yüzünden uzunca bir süre kocasıyla küs kalır. İstifasını haklı gören ve “Namusu kurtardık!” (s.33) diyerek kendisini savunan kocasına “Ben senin yerinde olsam, çocukların hatırı için buna göz yumardım.” (s.33) diyerek ahlak anlayışını da ortay koyar. Sinsi ve kocasına karşı çocuklarını koruyan onların yanlışlarını bildirmeyen, paracı bir kişiliktir. Çocuklarının zengin biriyle evlenmesini hayal eder.
Şevket: Ali Rıza Bey’in oğludur. Yirmi yaşında, saygılı, kibar bir gençtir. Babası şirketten istifa ettiği gün, bir bankada memuriyete başlar.
Babasının istifasından sonra ailenin geçimi, Şevket’in omuzlarına yüklenir. Şevket, çalıştığı bankada daktilograf olarak görev yapan Ferhunde adında evli bir kadınla ilişki yaşar. Bu ilişki duyulunca, Ferhunde kocası tarafından sokağa atılır. Ali Rıza Bey, oğlunun böyle bir kadınla evlenmesine karşı çıkar. Şevket, Ferhunde ile evlenir. Ferhunde eve gelir gelmez evin yönetimini ele geçirir. Evdeki eski eşyaları kaldırtarak yenilerini getirtir. Evde sürekli olarak müzikli, danslı eğlenceler düzenlenir. Şevket evin masraflarını karşılamakta zorlanır.
Şevket çalıştığı bankadan yüklüce bir parayı gizlice alır, güzelce harcar, fakat geri yerine koyamaz. Durum fark edilince tutuklanır. Mahkeme kararıyla bir buçuk yıl hapse mahkûm edilir.
Ferhunde: Şevket’in karısıdır. Daktilograf olarak çalıştığı bankada, evli bir kadın olmasına rağmen Şevket’le ilişki yaşar. Düşük ahlaklı bir kişiliktir Bu ilişki duyulunca da kocası tarafından kovulur. Ali Rıza Bey’in tüm itirazlarına rağmen Ferhunde ile Şevket evlenirler. . Kocasına ihanet ettiği gibi daha sonra da Şevket’e ihanet eder. Para ve eğlence düşkünü bir yapıya sahiptir. Kıskanç ve kindar bir kişiliği vardır.
Ferhunde para harcamaktan hoşlanan, eğlence ve modaya düşkün bir kadındır. Eve geldiği günden itibaren yönetimi eline alır. Evdeki eski eşyaları kaldırtır, yerine modaya uygun yeni eşyalar getirtir. Evde sık sık yemekli, müzikli, danslı eğlenceler düzenler. Şevket, karısının savurganlığı yüzünden evin masraflarını karşılamakta zorlanır. Oturdukları evi rehin göstererek bir miktar kredi alır. Fakat bu para da uzun süre dayanmaz. Sonunda Şevket, bankadan yüklüce bir miktar parayı gizlice alır, fakat geri yerine koyamaz ve hapse girer.
Fikret: Ali Rıza Bey’in ikinci çocuğudur. Evde annesi için kıymetli bir yardımcı, aralarındaki ehemmiyetsiz yaş farkına rağmen kardeşleri için bir ikinci anne idi. Fikret güzel değildi. Fazla olarak sağ gözünde bir leke vardı. Bu leke, zavallı kızın İç Anadolu memleketlerinden birinde çektiği uzun bir göz hastalığından yadigârdı. Ali Rıza Bey, o vakit bir yolunu bulup çocuğu İstanbul’a atsaydı belki bir çare bulunurdu. Ne yazık ki hastalık, işlerinin en sıkı ve karışık bir zamanına rast gelmişti.
Fikret’te öyle emsalsiz bir ahlâk güzelliği vardı ki onun bütün kusurlarını kapardı.
Hatta Ali Rıza Bey’e göre o leke bile kusur sayılmazdı. Bilâkis bu, çehreye getirdiği mazlumluk, yüreğe verdiği rikkatle bir ayrı güzellik bile teşkil ederdi.” (s.36)
Fikret, kardeşlerinden daha akıllı, daha zeki ve daha olgun bir kızdır. Leyla ile Necla eğlenceye, süse, giyim kuşama, modaya önem verirken Fikret böyle şeylerle ilgilenmez. Ağabeyi Şevket’in Ferhunde gibi dul bir kadınla evlenmesine karşı çıkar. Leyla ile Necla ise aksine Ferhunde gibi modern bir kadının eve gelmesine çok sevinirler. Fikret, yengesiyle birlik olan kardeşleriyle konuşmaz, odasına kapanır. Ara sıra kavga etmek için odasından çıkar.
Tahsin: Fikret’in evlendiği adamdır. Elli yaşlarında, üç çocuk sahibidir. Sakarya’da oturmaktadır. Karısını kaybedince çocuklarına analık yapacak temiz bir kadın aradığını söyler. Fikret evdeki yaşamından mutlu olmadığı için bu adamla evlenmeyi kabul eder. Bu evliliği bir kurtuluş olarak görür.
Leyla: Ali Rıza Bey’in üçüncü çocuğudur. On sekiz yaşında güzel bir kızdır. Kardeşi Necla ile çok iyi anlaşırken, Fikret’le geçinemez. Leyla ile Necla’nın önem verdiği şeyler: süslenmek, modaya uygun giyinmek, müzikli, danslı toplantılarda gönüllerince eğlenmektir.

Avukat: Evli ve çocuk sahibi olmasına rağmen Leyla’yla ilişki yaşayan adamdır. Karısıyla iyi geçinemediğinden mutluluğu başka kollarda aramış ve Leyla’yı tanımıştır. Avukat, Leyla’yı çok sever, fakat cadaloz karısını bir türlü boşanmaya ikna edemez. Leyla’ya küçük bir apartman dairesi tutar, her ay düzenli olarak para verir. Karısından kaçabildiği gecelerde Leyla’nın yanında kalır.

Necla: Ali Rıza Bey’in dördüncü çocuğudur. On altı yaşında güzel bir kızdır. Ablalarından Leyla ile çok iyi anlaşırken Fikret ile geçinemez. Fikret, bir parça babasına benzeyen, ağır başlı, ciddi bir kızdır. Modaya, giyim kuşama, eğlenceye önem vermez. Kitap okumaktan hoşlanır. Fakat Leyla ile Necla, ablalarının tam tersi bir yaradılışa sahiptirler. Leyla ve Necla için moda, giyim kuşam, süslenmek, partilere katılmak, gezmek, eğlenmek vazgeçilmez bir tutkudur.
Abdülvehhap Bey: Leyla ile nişanlıyken sudan bir sebeple onu bırakıp Necla ile evlenmek isteyecek kadar küstah, ahlâksız, yüzsüz bir adamdır. Kırk beş yaşlarında, üçüncü karısını dokuz ay önce kaybetmiş, yarım düzineden fazla çocuğu olan Abdülvehhap Bey, kendisini zengin biri olarak tanıtır. Gerçekte ise birtakım karışık işlerle kıt kanaat geçinen, Beyrut’ta tavuk kümesi gibi bir evde kalabalık ailesiyle yaşayan biridir. Necla, lüks ve rahat bir yaşam hayaliyle, ablasına hakaret edip onu terk eden bu adamla evlenmiş, fakat pişman olmuştur.
Ayşe: Ali Rıza Bey’in en küçük kızıdır. Romanın başında on yaşındadır.
Muzaffer Bey : “Altın Yaprak Anonim Şirketi”nin genel müdürüdür. Ali Rıza Bey, İstanbul’a geldiğinde bir süre işsiz gezer. Eski bir öğrencisi olan Muzaffer’le karşılaşır. Muzaffer Bey, hocasının iş aradığını öğrenince, ona iş teklifinde bulunur. Ali Rıza Bey büyük bir sevinçle teklifi kabul eder.
Leman: Altın Yaprak Anonim Şirketi’ne Ali Rıza Bey’in aracılığıyla girip daktilograf olarak çalışan genç bir kızdır. Şirketin genel müdürü Muzaffer Bey’le yaşadığı ilişki sonrasında hamile kalır. Muzaffer Bey zengin, kariyer sahibi, yakışıklı bir adamdır. Leman gibi bir kadın için kaçırılmayacak bir fırsattır. Fakat Muzaffer Bey, evlenme işine yanaşmaz. Leman çocuğunu aldırmak zorunda kalır.
Zaman
Yaprak Dökümü romanında vaka zamanı, Osmanlı’nın son dönemleri diyebileceğimiz Meşrutiyet ve Birinci Dünya Savaşı sonrasında başlar. Romanda tarihe bağlı zaman dilimi ile ilgili bir belirleme yapılmaz. Anlatılarda zaman, öyküleme ve vaka zamanının kurguda belirlenmesine göre şekil kazanır.
Zamanın nesnel boyutu ile öznel boyutu bir arada kullanılırken Ali Rıza Bey’in geçmişine dair bilgiler romanın ilk bölümünde zamanda geriye dönülerek aktarılır. Yazar bu teknik ile roman başkişisinin geçmişten bugüne kadar olan yaşamsal sürecini özetler.
Romanın ilk iki bölümünde başkişi Ali Rıza Bey’in geçmişi ile bilgiler sunulduktan sonra şimdiki zamana dönülür.
Ali Rıza Bey’in çocuklarıyla ilgili hatıraları ve devrin değiştiğini kabullendiği bölümler, andan geçmişe dönülerek sunulur.
Örneğin Şevket’in hapiste uyuduğunu görünce Ali Rıza Bey eski hatırlara dalar gider.
Romanda anlık olarak yapılan bu geriye dönüşler ile zamanın kronik yapısı bozulur. Halden geçmişe dönülerek akronik zamanlı bir anlatım oluşturulur. Ali Rıza Bey’in Altın Yaprak Anonim Şirketi’nde işe başladığı dönemi beş yıllık bir süreçtir. Romanın genel vakası da bu beş yıllık süreçten sonra başlar. Zaman unsuru başkişinin işinden istifa ederek eve geldiği andan itibaren ileriye dönük bir biçimde ilerler. Bu kısımlarda günler belirsiz olarak sıralanır ve sosyal zaman normal akışta devam eder.
Mekân
1.Çevresel Mekân:
Romanın entrik kurgusuna yön veren Ali Rıza Bey’in evi, sadece fiziksel anlamda içinde yaşanılan bir mekân olarak sunulmaz. Bu ev, romanın izleksel kurgusunu biçimlendiren ve toplumdaki kültürel çözülmenin aile düzeyinde yaşandığı yer olarak konumlandırılır.
Yaprak Dökümü romanının vakası, sınırlı bir fiziksel mekân kurgusu içinde gelişir. İstanbul’da başlayan romanın vakası, başkişi Ali Rıza Bey’in kızı Fikret’in Adapazarı’na, diğer kızı Necla’nın Suriye’ye gitmesi ile İstanbul dışına taşınır. Fakat romanda bu mekânların fiziksel tasvirleri üzerinde hiç durulmaz. İstanbul’da Altın Yaprak Anonim Şirketi’nde başlayan olaylar, Ali Rıza Bey’in Bağlarbaşı ve Dolapdere’deki evinde geçer.
Ali Rıza Bey’in emekli olduktan sonra gittiği kahve, Necla’nın metres olduğu avukatın Taksim’deki apartman dairesi ise romanda geçen diğer mekânlardır.
2.Olgusal Mekânlar:
Yaprak Dökümü romanında mekân, kültürel değişim geçiren bir toplumun bunalımlı dönemlerini yansıtacak biçimde kurguda yerini alır. Özellikle bu bağlamda Ali Rıza Bey’in ailesi ile birlikte yaşadığı ev mekânın insan ile olan ilişkisini içerecek biçimde dikkatlere sunulur.
Kapalı-Dar Mekânlar:
Kültürel çözülme ve kuşak çatışmalarının felakete sürüklediği bir aile dramının işlendiği Yaprak Dökümü romanında sosyal çevre ile birlikte değişen mekân insanlara sinen yüzü ile birlikte kurgulanır. Anlatıda, modernleşme bunalımı yaşayan toplumun birey üzerindeki baskısı ön plana çıkar. Bu baskı ile birlikte değişim sürecine giren ve uyum sorunu yaşayan bireyler yaşadıkları mekânı da değiştirmeye çalışır.
Romanda, değişen yaşam koşulları ile birlikte değişen mekânlar trajik anlamda yıkım yerleri olur. Ali Rıza Bey’in işinden istifa etmesiyle başlayan süreçteki ruh hali, yaşadığı eve ve evdeki bireylere yansır. Çalıştığı dönemde maddi sıkıntıların başkişiye yansımayan yüzü, artık onun da içinde bulunduğu cehenneme benzetilen evde bütün sorumluluğun kendisinden uçup gittiğini görmesiyle değişir. Anlatıda ev, içeri ve dışarı arasındaki uyuşmazlığın yaşandığı mekân olarak sunulur. Zira “dışarı ve içeri diyalektiğinde evi daima içeriyi, derinlikleri, kökleri, güveni ve geleceği simgeler. Bu güven duygusunu kendi evinde yaşamak isteyen Ali Rıza Bey, “kendilik sınırı” olarak algıladığı evinde huzur bulmayı umut eder.
Ali Rıza Bey’in evi kendi ahlaki normlarının geçerliğini korumak amacıyla dış değişimlerin etkisinden kurtulmak için dışarıya/ dünyaya kapılarını kapatır. Bu kapalılık özellikle değişime daha yatkın olan çocukların dünya algısında bir bozulma oluşturur. Evin koruma özelliğini yitirdiği değişim süreci ile birlikte aile içinde de çatışmalar meydana gelir. Kızlardan Leyla ve Necla’nın diğer gençler gibi eğlenmek yerine bu evde hapis gibi yaşamalarına isyanı, Fikret’in Yaprak Dökümü Romanında kızların süs ve gösterişe harcadıkları parayı evin zaruri ihtiyaçlarından kesilmesine karşı tavrı, evdeki gerginliği artırır ve mekân, içinde yaşayan herkes için yaşanılmaz bir hal alır.
Romanın genelinde Ali Rıza Bey’in evi dar mekân olarak görülür. Bununla birlikte Bağlarbaşı’ndaki bu evin satılıp Dolapdere’de alınan küçük ev de dar mekân olarak karşımıza çıkar.
Açık ve Geniş Mekânlar:
Yaprak Dökümü romanı, genel anlamda bir ailenin çöküş ve dağılma süreci karşısında ne yapacağını bil(e)meyen bir babanın çaresizliği üzerinde durur. Bu nedenle romanda açık/geniş mekân kullanımı çok yer almaz. Başkişi Ali Rıza Bey’in istifa ettiği gün evini nasıl geçindireceğini kara kara düşünürken evindeki şenlik havasını görüp şaşırdığı andan itibaren dar mekân genişe doğru açılmaya başlayacaktır.
Ali Rıza Bey’in yadırgadığı kahveler de emekli olduktan sonra onun için büyük bir sığınak halini alır. Evdeki çatışmadan kendisini kurtarmak amacıyla gittiği ve kendisine dert ortağı arkadaşlar bulduğu bu mekân, onun içsel huzuru yakalayabildiği ender zaman dilimlerini içermektedir.
Sığınak olarak gördüğü kızı Leyla’nın evinde Ali Rıza Bey kendini içinde yaşadığı mekâna ayak uydurmak zorunda hisseder. “Güneşe ve denize karşı” bir odada kendini olayların akışına bırakan
Ali Rıza Bey geçmiş dertlerini unutur. Bu nedenle artık yeni mekânı ile barışık bir tavır sergileyen başkişi için mekân giderek daha geniş bir hal alır.
Yaprak Dökümü Romanının Dil ve Üslup Özellikleri
Reşat Nuri Güntekin, “Yaprak Dökümü” adlı romanında dili ustalıkla kullanmıştır. Öyle ki, okuyucu, romanın ilk sayfalarından itibaren kitap okuduğunu unutur, kendisini bir anda olayların içinde buluverir, olayları âdeta kendisi yaşar.
Yazar, olayları ya da durumları anlatırken gereksiz tek bir sözcük kullanmaz. Reşat Nuri Güntekin’in romanlarını okurken, dikkatimizi dağıtacak, gözümüze batacak yahut kulaklarımızı tırmalayacak tek bir cümle bulamayız.
Romanda dikkati çeken diğer bir husus ise, yazarın, konuşmaları o andaki şekliyle eserine taşımasıdır. Okuyucu, bu konuşmaları okurken yapmacıklık duygusuna kapılmaz.
Reşat Nuri Güntekin, anlatmak istediği düşünceyi daha anlaşılır kılmak ve anlamı pekiştirmek amacıyla yer yer atasözü ve deyimlerden de faydalanır. Bu sayede romanın anlatımını daha canlı ve daha çekici bir hâle getirir.
Reşat Nuri Güntekin’in, Türk halkı tarafından sevilerek ve beğenilerek okunmasında, eserlerinde kullandığı dilin etkisi büyüktür. Yazar, her yaştan insanın kolaylıkla anlayabileceği gayet sade, açık, anlaşılır bir dille eserlerini kaleme almıştır.
Bakış Açısı ve Anlatıcı
Yaprak Dökümü romanı, hâkim bakış açısı ile anlatılır. Hâkim anlatıcı, olayları üstten izleyerek özellikle başkişinin ve çevresindeki kişilerin düşüncelerini ve duygu dünyalarını açıklar. Üçüncü tekil şahıs tarafından aktarılan olay örgüsünde okur, olayların merkezindeki kahramanların ruh ve hayal dünyasına girme şansına sahipti.
Romanda hâkim anlatıcı ve bakış açısına uygun olarak anlatma, özetleme, zamanda geriye dönüş ve diyalog tekniklerinden faydalanır. Roman, Altın Yaprak Anonim Şirketi’nde geçen bir diyalog ile başlar. Bu diyalogda, şirketin eski çalışanlarından biri arkadaşlarına şirketten ayrılma sebebini açıklarken başka işlerde daha çok para kazanıldığını vurgulayan bir konuşma yapar. Aralarında roman başkişisi Ali Rıza Bey’in de bulunduğu ortam ile ilgili detayları hâkim anlatıcının bakış açısından öğreniriz
Yazar bu romanla okuyucuya; çılgın hayallerin, maddî israfların, gereksiz özentilerin hüküm sürdüğü bir ailede çöküntülerin başlayacağı mesajını verir.
ESER HAKKINDA KİŞİSEL DÜŞÜNCELER
Yaprak Dökümü, toplumsal gerçekleri ele aldığından basmakalıplıktan uzak, başarılı bir romandır. Bilindiği gibi, Tanzimat'tan sonra toplumumuzda bir batılılaşma hevesi başlamıştı. Batılılaşmak yanlış anlaşıldığından; yüzyıllarca süren millî gelenek ve göreneklerimizden, karakterimizden sıyrılma olarak kabul edildiğinden, bu, birçok ailede birtakım felâketlere sebep olmuştur. Bugün bile içinde bulunduğumuz güç durumların esas sebebi budur. Birtakım toplumsal pürüzlere, karakter boşluklarına ışık tutması bakımından Yaprak Dökümü gerçekçi ve orijinal bir romandır.
               
REŞAT NURİ GÜNTEKİN HAYATI VE EDEBİ KİŞİLİĞİ

Ünlü yazarlarımızdan Reşat Nuri Güntekin 26 Kasım 1889 yılında İstanbul'da doğdu ve babası Doktor Nuri Bey'dir. Önce Çanakkale İdadisinde okuyan Güntekin daha sonra İzmir'de Fransız Frerler mektebine devam etti.
Reşat Nuri, 1912 yılında İstanbul Darulfünunu Edebiyat Şubesini bitirdikten sonra liselerde edebiyat, Fransızca ve felsefe okuttu. 1931 ve 1943 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı müfettişi olarak Anadolu'nun çeşitli yerlerini görme fırsatı buldu.
1939 ve 1943 yılları dneminde Çanakkale milletvekilliği yaptıktan sonra 1947'de başmüfettişlik ve 1954'te Paris kültür ataşeliği (1954) yaptı.
Reşat Nuri Güntekin, hikaye, roman, gezi notları, oyun, mizah yazıları ve çeşitli konularda makaleler yazdı. İlk eseri olan "Eski Ahbab" adlı hikayesi, 1917 yılında Diken dergisinde çıktı ve sonradan kitap olarak basıldı.
Bir dönem Zaman gazetesine Temaşa Haftaları başlığı ile tiyatro eleştirileri yazdı çeşitli takma isimlerle (Şair, Nedim, Büyük Mecmua, İnci dergilerinde Hayreddin Rüşdi, Sermed Ferid, Mehmed Ferid) hikayeler yayınladı. Reşet Nuri'nin bazı mizah dergilerinde farklı takma isimler kullandığı da görülmüştür. Ayrıca "Harabelerin Çiçeği" adlı eserini yine zaman gazetesinde Cemil Nimet adıyla yayınladı. Cumhuriyet'in yeni kurulduğu 1923-1924 yıllarında arkadaşlarıyla birlikte Kelebek isimli haftalık bir mizah dergisi çıkardılar.
     Reşat Nuri Güntekin, o zamanlar kendisine büyük ün kazandıran, bugün de çok iyi bilinen ve sevilen "Çalıkuşu" adlı romanını 1922 yılında yayınladı. Bu eser TRT televizyonu tarafından dizi haline getirildi ve büyük kitlelerce seyredildi ve sevildi. Yayınlandığı dönemde küçük yaşıma rağmen çok sevdiğim bu diziyi kaçırmazdım ve büyüklerim, olmayan ön dişlerim yüzünden "Çalıkusu" dediğim için benimle şakalaşırlardı. Reşat Nuri'nin eserlerinde toplumsal olayların ve aşkın iç içe olduğunu görüyoruz. Kahramanları gerçek hayattan kopuk değillerdir. Kitabın kahramanının yaşadığı olayları ve duyguları, işini ve burada yaşadıklarını göz ardı etmeden yazar. Romanlarını kesinlikle samimi, sürükleyici ve çok güzel bir Türkçe ile kaleme almıştır. Reşat Nuri'nin eğlendirici mizahi öyküleri de vardır.
Reşat Nuri Güntekin'in oyunlarından Yaprak Dökümü'de televizyona uyarlandığından yeni nesil hariç kimsenin yabancısı olmadığı bir eserdir. Burada da aşklar, entrikalar, mutluluklar ve gözyaşlarıyla dolu hayat yaşayan bir aile anlatılmıştır.
Reşat Nuri Güntekin, Batılı bazı yazarlarından romanlar, hikâyeler çevirmiş, oyunlar uyarlamıştır. Akciğer kanresinden tedavi olmak için gittiği Londra'da ölmüş (Aralık, 1956) ve cenazesi İstanbul'a getirilerek, Karacahmet Mezarlığında defnedilmiştir.
ESERLERİ:
Reşat Nuri Güntekin'in Romanları
Çalıkuşu
Dudaktan Kalbe
Yaprak Dökümü
Harabelerin Çiçeği
Gizli El
Damga
Akşam Güneşi
Bir Kadın Düşmanı (1927. 7. bas., 1968)
Yeşil Gece (1928, 5. bas., 1968)
Acımak (1928, 7. bas., 1968)
Kızılcık Dalları (1932, 6 bas.. 1968)
Gökyüzü (1935. 3. bas. 1964)
Eski Hastalık (1938, 3. bas. 1964)
Ateş Gecesi (1942, 3. bas., 1963)
Değirmen (1944, 3. bas., 1962)
Miskinler Tekkesi (1946, 4. bas., 1969)
Kan Davası (1960)
Kavak Yelleri (1961)
Son Sığınak (1961)

Reşat Nuri Güntekin'in Öyküleri
Sönmüş Yıldızlar (1923, 4 bas., 1967)
Tanrı Misafiri (1927, 3. bas., 1966)
Leyla İle Mecnun (1928, bas., 1969)
Olağan İşler (1930,3. bas., 1967)



Paylaş

Hiç yorum yok: