Bu Blogda Ara

Yükleniyor...

9 Ocak 2014 Perşembe

2013-2014 11.Sınıf Dİl ve Anlatım Ders Kitabı Cevapları-Evrensel İletişim Yayınları Metinlerin Sınıflandırılması-Anı, Biyografi- Gezi Yazısı( sayfa 22-134 arası)

11.Sınıf Dil ve Anlatım Ders Kitabı sayfa 20-22-23  Ölçme Değerlendirme  Soruları 20 sayfa
Soru 2
*Metin bilgi vermek amacıyla yazılmıştır.
*Evet, kanıtlanabilir.
*Açıklayıcı anlatım, kanıtlayıcı anlatım
* Genellikle temel anlamlarıyla kullanılmıştır.
*Hayır, kişiden kişiye farklılık göstermez.
*göndergesel işlevde kullanılmıştır.
*Çeng ve Eng kardeşler olmalı
Sayfa 22
A.
. Şiirsel işlevde..
….sanatsal ….ve ….öğretici metinler…
.sanatsal…..
Tiyatro…….
B.D,D,Y,Y
C.1.  C MASAL
2. D METNİN YAZARI
3.  C
D.
1.  Merak duygusu insanı bilgiye götürür.
2. Öğretici anlatım.
3.Örnek verme

sayfa 23-24
ÜNİTE DEĞERLENDİRME SORULARI
A.
…göndergesel……….sanatsal..
….anlatmaya bağlı …ve …….göstermeye…..
Şiiri …..hikaye, roman…… masal,…….anlatmaya ….

…teşbih ve teşhis……
…imge…
B.Y,D,D,D,D
C.
1.E,  2.B, 3.E,4.D,5. E,6.B,7.D,
Ç. 1. Bilim gerçekleri ortaya koyar, amacı bilgi vermektir. Sanat ise bu gerçekleri alıp edebiyatın kurmacasın içinde yoğurur, şekillendirir süsler insana öyle sunar. Her ikisi de gerçeği yansıtır. Fakat farklı şekilde.
2. Öğretici metinler bilgi vermek, sanatsal metinler estetik zevk ve heyecan uyandırmak için yazılır.
Öğretici metinlerde dil göndergesel, sanatsal metinlerde ise sanatsal işlevde kullanılır.
Öğretici metinlerde sözcükler gerçek anlamlarıyla, sanatsal metinlerde ise daha çok yan ve mecaz anlamlarıyla kullanılır.
Öğretici metinlerde mesaj metinde açıktan verilir. Sanatsal metinlerde ise mesaj metne gizlenir, okuyucuya sezdirme yoluyla verilir.
3. bir eseri okurken okur onu kendi dünyası ile bütünleştirir. Kendini olayın içine katar.  Sanat varlığım ortaya koyar, okur ise bunu alıp kendine uyarlar.


11.Sınıf Dil ve Anlatım Ders Kitabı Cevapları ( sayfa 27-28-29-30-31-32-33-34-35-36-37-41 arası -41-42-43-44-45-46  evrensel –iletişim yayınları)

HAZIRLIK
1.       İnsanlar ilk önce duman ve ateş gibi ilkel yöntemlerle haberleşiyorlardı. Sonraları bunu biraz daha geliştirip güvercinleri bu haberleşme sisteminde kullanmaya başladılar. Daha sonra posta ağarlı kurup haberleşmeyi biraz daha geliştirdiler. Zamanla telgraf ,sonra telefon sonra televizyon, internet devreye girdi. Günümüzde artık görüntülü iletişim ön plana çıktı.             
2.                      Ahmet Hamdi Tanpınar
               Ahmet Hamdi Tanpınar, 23 Haziran 1901 tarihinde İstanbul'da doğdu.İstanbul'da Ravaz-i Maarif İbtidaisi'nde, Sinop ve Siirt rüşdiyelerinde, Vefa, Kerkük ve Antalya sultanilerinde öğrenim gördü. Baytar mektebini bırakarak girdiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden 1923 yılında mezun oldu. Erzurum, Konya ve Ankara liseleriyle, Gazi Eğitim Enstitüsü ve Güzel Sanatlar Akademisi'nde edebiyat öğretmenliği yaptı, aynı akademide estetik ve sanat tarihi dersleri verdi (1932 - 1939). 1939 yılında İstanbul Üniversitesi'ne Yeni Türk Edebiyatı Profesörü olarak atandı.
               Maraş Milletvekili olarak 1942-1946 yıllarında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bulundu. Bir süre Milli Eğitim Müfettişliği yaptıktan ve Güzel Sanatlar Akademisinde eski görevinde çalıştıktan sonra 1949 yılında İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne yeniden döndü ve bu görevde iken 24 Ocak 1962 tarihinde İstanbul'da öldü.
               Öykü Kitapları
               Abdullah Efendi'nin Rüyaları (1943), Yaz Yağmuru (1955), Hik(yeler (Kitaplaşmayan iki hikâyesiyle birlikte tüm öyküleri, 1983).

Cemal Süreya
Cemal Süreya (d. 1931, Tunceli - ö. 9 Ocak 1990, İstanbul), şair ve yazar. Asıl adı Cemalettin Seber'dir.
Cemal Süreya 1931'de Tunceli'nin Pülümür ilçesinde doğdu. 1938'de Dersim İsyanı sonrasında ailesi Bilecik'e sürgün edildi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi maliye ve iktisat bölümü'nü bitirmiştir. Maliye Bakanlığı'nda müfettiş yardımcılığı ve müfettişlik, darphane müdürlüğü, Kültür Bakanlığı'nda kültür yayınları danışma kurulu üyeliği, Orta Doğu İktisat Bankası yönetim kurulu üyeliği ve 25 yılı aşkın Türk Dil Kurumu üyeliği görevlerinde bulunmuştur. Yayınevlerinde danışmanlık, ansiklopedilerde redaktörlük, çevirmenlik yapmıştır.

Ağustos 1960'tan itibaren yalnızca dört sayı çıkarabildiği Papirüs dergisini Haziran 1966- Mayıs 1970 arası 47, 1980-1981 arası iki sayı daha çıkardı. Pazar Postası, Yeditepe, Oluşum, Türkiye Yazıları, Politika, Yeni Ulus, Aydınlık, Saçak, Yazko Somut, 2000'e doğru gibi yayın organlarında şiir ve yazılarını yayımladı.
İkinci yeni hareketinin önde gelen şair ve kuramcılarından sayılan Cemal Süreya'nın ilk şiiri "Şarkısı Beyaz" Mülkiye dergisinin 8 Ocak 1953 tarihli sayısında yayımlanmıştır. Geleneğe karşı olmasına rağmen geleneği şiirinde en güzel kullanan şairlerden birisiydi. Kendine özgü söyleyiş biçimi ve şaşırtıcı buluşlarıyla, zengin birikimi ile, duyarlı, çarpıcı, yoğun, diri imgeleriyle ikinci yeni şiirinin en başarılı örneklerini vermiştir. Ölümünden sonra adına bir şiir ödülü kondu. 1997'de de Cemal Süreyya arşivi yayımlandı.
Cemal Süreya 38 sürgününü bir şiirinde şöyle anlatıyordu:
Bizi kamyona doldurdular,
Tüfekli iki erin nezaretinde,
Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular,
Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar,
Tarih öncesi köpekler havlıyordu."
Ülkü Tamer onun için şu dizeleri yazmıştır:
Tanrı
Bin birinci gece şairi yarattı,
Bin ikinci gece cemal'i,
Bin üçüncü gece şiir okudu tanrı,
Başa döndü sonra,
Kadını yeniden yarattı.
Süreyya olan soyadını değiştirmesi
Süreya'nın üvey kızı Gonca Uslu'nun aktardığına göre iddiaya girmeyi çok seven şair arkadaşıyla bir telefon numarası üzerine iddiaya girmiş, kaybederse soyadındaki "y" harfinden birini sildireceğini söylemiş. İddiayı kaybetmiş ve Süreyya olan soyadını Süreya olarak değiştirmiş,"Süreya" soyadı ilk kez 1956 yılında yayımlanan "Elma" şiirinde görüldü, Bir anda ismindeki "y" harflerinden birini attığını ilan etmişti
Eserleri
Şiir
             Üvercinka (1958)
             Göçebe (1965)
             Beni Öp Sonra Doğur Beni (1973)
             Sevda Sözleri (1984, Üvercinka, Göçebe,Beni Öp Sonra Doğur Beni, Uçurumda Açan-1984- ile birlikte)
             Güz Bitigi (1988)
             Sıcak Nal (1988)
             Sevda Sözleri (1990, 1995, tüm şiirleri)
             Korkarak Vinç
Deneme- Eleştiri
             Şapkam Dolu Çiçekle (1976)
             Günübirlik (1982)
             99 Yüz (1992)
             Uzat Saçlarını Frigya (1992)
             Folklor Şiire Düşman (1992)
             Aydınlık Yazıları/ Paçal (1992)
             Oluşum’da Cemal Süreya (1992)
             Papirüs’ten Başyazılar (1992)
             Toplu Yazılar I (2000, Şapkam Dolu Çiçekle ve Şiir Üzerine Yazılar)
             Toplu Yazılar II (2005, Günübirlikler)
Günce
             999 Gün/ Üstü Kalsın (1981)
Mektup
             Onüç Günün Mektupları (1990)
Çocuk Kitabı
             Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi (1993)
Söyleşi
             Güvercin Curnatası (1997)
Derleme
             Mülkiyeli Şairler (1966)
             Yüz Aşk Şiiri (1967)

3…sizlere kalmış.
Sayfa 28.

1.       Okul idaresine dilekçe ile başvuru yapıyoruz.
2.       Yukarıda bu soru cevaplandı. Halen kullanılan iletişim araçları: Mektup, telgraf, fax, telefon, mesaj, görüntülü telefon, internet..
Sayfa 32
Etkinlik 1

1. Kişisel (Özel) Mektuplar
Arkadaşlık, aile bağları, aşk gibi herhangi bir yakınlığı olan iki kişinin birbirine duygu, düşünce ve yaşantılarını samimi bir üslupla ve yazılı olarak anlattığı mektuplardır.
Özellikleri
Konu ve uzunluk sınırı yoktur.
Yaşamın her anı, her alanı ile ilgili olarak yazılabilir.
Mektup yazan kişi ile mektubun yazıldığı kişi arasındaki ilişkinin gücü ve derinliği, mektubun içeriğini ve özelliklerini belirler.
İçtenlik ve kişisellik esastır.
Konuşma üslubu hakimdir.
Yazım ve noktalama kurallarına özen gösterilmelidir.

2.etkinlik.
Cemal Süreya’nın mektubunda  giriş bölümü bir hitapla başlamış. Gelişme bölümünde mektubun yazılış amacı yani eşinin kendi hakkında duyduğu şüpheden ve bu şüphenin yersiz olduğundan bahsedilmiş. Onu hala eskisi kadar sevdiğini ifade etmiş.
Sonuç bölümünde ise bilinenin aksine sevgi ifade eden ifadeler kullanılarak mektup sonlandırılmış. Tarih sağ üst köşede, imza ise sağ alt köşede yer alıyor.
3.etkinlik
Cemal Süreya’nın mektubu kompozisyon düzenine uyularak yazılmış bir mektuptur. Düşüncelerin daha  derli toplu anlatılması ve güzel bir görüntü vermesi okuyan kişi için daha dikkat çekici olur. Beğeni ve kabul görme artar.
4.etkinlik
Her bir mektup farklı bir hitap tarzıyla başlamış. Cemal Süreya, “Zuhal’im, hayat, hayatımsın” şeklinde;  Azra Erhat “Benim Canım Balıkçım” şeklinde; Ahmet Hamdi diğerlerine göre biraz daha  ciddi “Kardeşim Bedri” şeklinde giriş yapmıştır.
Mektuplarda hitap kişi ile olan yakınlığa göre daha farklı şekillerde ifade edilebilir.
5.etkinlik
Evet gönderici ile alıcı arasındaki ilişki mektubun üslubunu etkiliyor. Mesela Cemal Süreya: “Aşk büyüdü aşk! Seni nice sevdiğimi anlatacağım” gibi ifadeler kullanıyor. Ahmet Hamdi:” Bu akşam Adalet ve Mehmet Ali Cimcoz’da idim” şeklinde ifadeler kullanırken daha ciddidir.
6. Etkinlik.
 İnsanlar yüz yüze ifade edemedikleri birçok şeyi mektupla daha raht anlatabilirler. Özellikle içine kapanık, utangaç tipler duygularını yüz yüze ifade ederken istedikleri gibi düşüncelerini karşısındaki kişiye aktarmayabilirler. Bu yüzden düşünceleri kağıda aktarmak daha raht olur.
7.etkinlik.

Cemal süreya’nın Mektubu
Azra Erhat’ın Mektubu
Ahmet h. Tanpınar’ın Mektubu
Yazılış amacı ve nasıl gerçekleştiği
Hastanedeki eşine olan sevgisini ifade etmek için yazmış
Azra Erhat Halikarnas Balıkçısına  mavi Yolculuğu haber vermek için yazmış
A Hamdi T. İse Bedri Denen kişiden yardım istemek için mektubu yazmış.

1. Kişisel (Özel) Mektuplar
Arkadaşlık, aile bağları, aşk gibi herhangi bir yakınlığı olan iki kişinin birbirine duygu, düşünce ve yaşantılarını samimi bir üslupla ve yazılı olarak anlattığı mektuplardır.
2. Yazınsal ve Düşünsel Mektuplar
Herhangi bir düşüncenin, duyuşun belirli bir kişiye değil, belirli bir okur kitlesine ya da tüm insanlara ulaşması için mektup şeklinde kaleme alınmasıdır. Bazan bir gazetede ya da dergide yayınlanabilir
3. Resmi Mektuplar, İş Mektupları
Bir talebi ya da siparişi bildirmek, bir soruna açıklık getirmek, iş başvurusunda bulunmak, bir üst makama belirli bir durumla ilgili bilgi iletmek vb. amaçlarla kişiler ile kişiler, kişiler ile kurumlar ya da kurumlar ile kurumlar arasında yapılan yazışmalardır.
8.etkinlik.
Mektupların sonuç bölümü iyi niyet dilekleriyle sonlandırılmıştır. İfadeler farklı ama hepsi de iyi niyet dilekleri ile bitmiştir.
9.            Özellikleri
Konu ve uzunluk sınırı yoktur.
Yaşamın her anı, her alanı ile ilgili olarak yazılabilir.
Mektup yazan kişi ile mektubun yazıldığı kişi arasındaki ilişkinin gücü ve derinliği, mektubun içeriğini ve özelliklerini belirler.
İçtenlik ve kişisellik esastır.
Konuşma üslubu hakimdir.
Yazım ve noktalama kurallarına özen gösterilmelidir.
Bazı mektuplar, bir yere davet etme, bir başarıyı ya da özel günü kutlama, başsağlığı veya geçmiş olsun dileği iletmek amacıyla kaleme alınabilir. Bu türden mektuplar genellikle kısa olmakla birlikte kişiler arasındaki ilişkiye bağlı olarak uzunluğu-kısalığı değişebilir. (Ayrıca bkz. Davetiye, kutlama, telgraf)
10.cemal Süreya ve Azra Erhat’ın mektubunda  dilin heyecana bağlı işlevi  A.H. Tanpınar’ın mektubunda ise  göndergesel işlevi kullanılmış.
11. Etkinlik. Size kalmış….

Mektup
Uzaktaki bir kişiye/kişilere ya da kuruma belirli bir durumu ifade etmek amacıyla yazılan yazılara mektup denir.
Mektubun diğer yazı türlerinden ayrı bir özelliği vardır. Her şeyden önce bağımsızdır, ufukları alabildiğine geniştir, dar kalıplar ve kurallar içinde tanımlanamaz. Konuları oldukça bol ve sınırsızdır. Doğallığın ve içtenliğin en çekici belgesidir. Elbette ki herkese aynı içtenlikle mektup yazılmaz. Gönderdiğimiz kişi ya da kurumla olan ilginin derecesine göre, mektubun hitap bölümünden, amaç, hatta sonuç bölümüne kadar değişen üslup özelliği vardır.
Mektup kişiliğimizin bir aynasıdır. Saygımız, sevgimiz, karakterimiz, inancımız, görüş ve düşüncelerimiz hatta kültürümüz mektubumuza yansır.
Basit bir yazı türü gibi görülmesine rağmen mektubun da kendine özgü bir düzeni, bir disiplini, bir planı vardır.

Mektup Yazarken Nelere Dikkat Edilmelidir?
Mektup yazarken kullanacağımız kağıt ve zarf temiz olmalıdır. Bu basit ayrıntı karşımızdakine verdiğimiz değeri gösterir.
Mektuptaki hitap, göndereceğimiz kişi ya da kurum göz önünde bulundurularak seçilmelidir:
Sevgili Kardeşim, Canım Kardeşim, Canım Babacığım, Aziz Dostum, Saygıdeğer Büyüğüm, Sayın Murat Bey, Sayın Genel Müdür, vb.
Mektupta daha sonra giriş ve amaç bölümüne geçilir. Bu bölümde mektubun niçin yazıldığı belirtilir.
Sonuç bölümünde daha çok klişe sözlere yer verilerek, hoşa gidici bir dilekle mektup bitirilir; "sevgi ve saygılar sunar, esenlikler dilerim" gibi.
Mektup Türleri
Mektuplar, konularına ve yazanla yazılan arasındaki ilgiye göre şöyle ayrılır:
Kişisel
Yazınsal ve Düşünsel Mektuplar
Resmi Mektuplar, İş Mektupları
Zarf Yazımı
1. Kişisel (Özel) Mektuplar
Arkadaşlık, aile bağları, aşk gibi herhangi bir yakınlığı olan iki kişinin birbirine duygu, düşünce ve yaşantılarını samimi bir üslupla ve yazılı olarak anlattığı mektuplardır.

Özellikleri
Konu ve uzunluk sınırı yoktur.
Yaşamın her anı, her alanı ile ilgili olarak yazılabilir.
Mektup yazan kişi ile mektubun yazıldığı kişi arasındaki ilişkinin gücü ve derinliği, mektubun içeriğini ve özelliklerini belirler.
İçtenlik ve kişisellik esastır.
Konuşma üslubu hakimdir.
Yazım ve noktalama kurallarına özen gösterilmelidir.
Bazı mektuplar, bir yere davet etme, bir başarıyı ya da özel günü kutlama, başsağlığı veya geçmiş olsun dileği iletmek amacıyla kaleme alınabilir. Bu türden mektuplar genellikle kısa olmakla birlikte kişiler arasındaki ilişkiye bağlı olarak uzunluğu-kısalığı değişebilir. (Ayrıca bkz. Davetiye, kutlama, telgraf)

Tebrikler
Bayramlarda, yılbaşlarında veya mutlu bir olay dolayısıyla karşı tarafa iyilik ve mutluluk dileklerinde bulunmak amacıyla yazılan kısa,öz ve içten mektuplardır. Bunlarda kağıt yerine daha çok basılı kartlar kullanılmaktadır.

Telgraf
Mektubun gecikebileceği ivedi durumlarda bildirilmesi gereken istek, olay ve haberleri, kısa ve öz olarak anlatan bir mektup türüdür. Telgrafta az ve öz ifade önemlidir.
Alacak olanın adı,soyadı ve açık adresi yazılır.
Telgraf çekmemize sebep olan konu,kısa ve öz olarak ifade belirtilir.
Sağ alt köşeye gönderenin adı ve soyadı yazılır.
Telgraf metninin altına bir çizgi çekilir. Bu çizginin altına gönderenin adresi yazılır. Bu bilgi, alıcının bulunmaması durumunda telgrafın iadesi için gereklidir. Ücrete tabi değildir.
Telgraf, bugün kullanım alanı yok denecek kadar az kalmış bir yazışma türüdür.

Sanat, siyaset, edebiyat, düşünce adamlarının birbirlerine, ailelerine, sevgililerine yazdıkları mektuplar, onların yaşamlarına ve dönemlerine ışık tutan birer belge niteliği taşır. Örneğin Van Gogh’un kardeşine yazdığı mektuplar Theo’ya Mektuplar, Kafka’nın sevgilisi Milena’ya yazdıkları Milena’ya Mektuplar, Bedri Rahmi Eyuboğlu’nun kardeşlerine yazdıkları Kardeş Mektupları, Cahit Sıtkı Tarancı’nın mektupları Evime ve Nihal’e Mektuplar, Ziya’ya Mektuplar adıyla kitaplaştırılmıştır.

2. Yazınsal ve Düşünsel Mektuplar
Herhangi bir düşüncenin, duyuşun belirli bir kişiye değil, belirli bir okur kitlesine ya da tüm insanlara ulaşması için mektup şeklinde kaleme alınmasıdır. Bazan bir gazetede ya da dergide yayınlanabilir (Örnek: Nurullah Ataç, Okuruma Mektuplar) bazan da toplumsal, düşünsel, sanatsal nitelikli mektuplar bir kitap halinde toplanabilir(Örnek Descartes- Ahlak Üzerine Mektuplar).
Örnek metin: Ali Sirmen, "Allah Allah", Cumhuriyet, 7 Ekim 2000.
Örnek metin: Descartes, Ahlak Üzerine Mektuplar, (Çev. Mehmet Karasan), İstanbul, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 1992: 53-54, 62.
Örnek metin: Doğan Kökdemir, "Üniversite Öğrencilerine Açık Mektup", Cumhuriyet Bilim Teknik, 29 Temmuz 2000, 697: 15.
Mektup türünün kişiselliği, yazınsal birçok eserin yapısını da etkilemiştir. Türk ve dünya edebiyatında mektuplarla bezenmiş romanların yanı sıra tamamı mektup şeklinde yazılmış romanlara ya da öykülere de(Örnek: Goethe- Genç Werther'in Acıları, Reşat Nuri Güntekin- Bir Kadın Düşmanı, Halide Edip Adıvar-Handan) rastlanır.
Örnek metin: Aziz Nesin, "Son Konuğuma Mektup".

3. Resmi Mektuplar, İş Mektupları
Bir talebi ya da siparişi bildirmek, bir soruna açıklık getirmek, iş başvurusunda bulunmak, bir üst makama belirli bir durumla ilgili bilgi iletmek vb. amaçlarla kişiler ile kişiler, kişiler ile kurumlar ya da kurumlar ile kurumlar arasında yapılan yazışmalardır.

Özellikleri
Kuruma ya da kişiye yönelik hitapla başlanmalıdır.
Ad, adres, tarih belirtilmelidir.
Açık, temiz, düzgün bir Türkçeyle kaleme alınmalıdır.
Amaç açıkça belirlenmelidir.
Birden fazla sorun söz konusuysa maddeler ya da paragraflar halinde belirtilmelidir.
Saygılı, ciddi bir dil ve üslup kullanılmalıdır.
Mektup bir kurum tarafından yazılıyorsa, kurumun antetli kâğıdı ve zarfı kullanılmalıdır.
Daha önce yazılmış bir mektuba karşılık olarak yazılıyorsa, “ilgi” başlığı altında hangi tarih ve hangi sayılı, hangi konuyla ilgili yazıya karşılık olduğu belirtilmelidir.
Sorun, durum ya da dilek açıkça ve kısa cümlelerle belirtilmelidir.
Sonuç cümlesinde makamlar arasındaki hiyerarşik düzene dikkat edilmelidir. Üst makam alt makama yazıyorsa ya da makamlar arasında denklik varsa “rica ederim”, alt makam üst makama yazıyorsa “saygılarımla arz ederim” ifadesiyle cümle tamamlanmalıdır (“...durumu bilgilerinize saygılarımla arz ederim”, “... gereğini saygılarımla arz ederim” gibi).
Kurumdan kişiye ya da kuruma yazılıyorsa kurumun en üst makamı tarafından, kişiden kişiye yazılıyorsa yazan tarafından imzalanmalıdır.
Ek belgeler mektubun sonunda “Ekler” başlığı altında ve maddeler halinde belirtilmelidir.
Bilgisayarla ya da daktiloyla yazılmalıdır.
Çizgisiz beyaz kâğıt kullanılmalıdır.
Yazım ve noktalama kurallarına uyulmalıdır.
Devlet dairelerinin kendi aralarında veya kişilerle devler daireleri arasında yazılan mektuplardır. Bu tür mektuplarda, konunun uzunluğuna göre tam veya yarım sayfa boyutunda çizgisiz,beyaz kağıtlar kullanılır. Anlatım ciddi ve ağırbaşlı olmalıdır. Konu dışında ayrıntılara ve özel isteklere yer verilmez. Konu en açık ve yalın biçimde ele alınır. Üst makam yetkilisi alt makamdakine yazdığı yazıyı “rica ederim”, alt makamdaki üst makamdakine “bilgilerinize saygıyla sunarım” veya “arz ederim” şeklinde bitirmelidir.

Resmi Yazışmalarda Dikkat Edilecek Noktalar
Kağıdın üst yanından iki santim aşağıda ve ortada olmak üzere yazının çıktığı dairenin adresi bulunur.
Sağ üst köşeye tarih konur.
Yazıya başlamadan,hangi tarih ve sayılı yazıya cevap olarak yazıldığı belirtilir.
Yazının ilk paragrafında sorun veya konu ortaya konur.
Gelişme paragraflarında,bizim konu hakkındaki görüşümüz belirtilir,bizden istenilen bilgiler verilir.
Sonuç bölümünde,yazının gönderildiği makamın durumuna göre (alt makam, üst makam) yazı, rica ya da sunu biçimlerinden biriyle bitirilir.
Resmi yazıyı tamamlayan evraklar,metnin sol alt kısmına,sıra numarası verilerek belirtilir.
Kağıdın sol en alt köşesine yazıyı daktilo edenle, konuyla ilgili bölüm şefinin ad ve soyadlarının ilk harfleri yazılır.
İş Mektupları
Ticaret ve endüstri kurumlarının birbirlerine ve kişilere, kişilerin bu kurumlara gönderdikleri mektuplara iş mektubu denir. İşyerleri bu mektuplarda, firma ismini taşıyan başlıklı (antetli) beyaz kağıtlar kullanırlar. Yazıda daktilo (veya bilgisayar) kullanmak yerleşmiş bir kuraldır. İş mektuplarında da konu kısa ,öz olarak açık ve yalın bir anlatımla ele alınmalıdır. Resmi mektupların özellik ve yazılışlarını kavramış olmak bu tür mektup yazmada da büyük kolaylık sağlar.

İş Mektuplarının Yazılışında Uyulacak Kurallar
Ciddi bir anlatım kullanılmalı, kısa ve özlü bir anlatım yolu seçilmelidir.
Her iş için ayrı bir mektup yazılmalıdır.
Daktilo veya mavi mürekkepli dolma kalem kullanılmalıdır.
Ele alınan konu hakkında amaca uygun açıklamalar yapılmalı, gerekli yerlerde teknik terimler kullanılmalıdır.
İstekler yapmacıklığa kaçmadan ciddi bir hava içinde belirtilmeli, saygı bildiren kelimeler ölçülü şekilde kullanılmalıdır.
Eğer yazılan iş mektubu, bir başka mektuba cevap niteliği taşıyorsa,bu, metnin başında “ilgi” bölümünde belirtilmelidir. Bunun için o mektubun tarihi ve numarasının yazılması yeterlidir.
4. Zarf Yazımı
Alıcının adresi zarfın ortasına yazılmalıdır.
Gönderenin adı ve adresi zarfın sol üst köşesine yazılmalıdır.
Tam ve açık adres yazılmalıdır.
Büyük harflerle ve okunaklı yazılmalıdır.
Alıcı adresinin posta kodu belirtilmelidir.
Özellikle yurtdışına gönderilen mektuplarda posta pullarının ülkeyi temsil edici bir değer olduğu unutulmamalı ve posta pulu kullanılması yeğlenmelidir.
ANLAMA YORUMLAMA
1.Cemal Süreya'nın mektubunu daha içten buluyorum. Çünkü duygular yapmacıktan uzak içten geldiği ve samimi bir şekilde ifade edilmiş. Konunun özelliği mektubun üslubunu etkilemiş. Eğer bun mektup bir boşanma isteğini anlatan bir mektup olsaydı ifadeler bu şekilde olmazdı.
2. teşbih(benzetme)ve istiare  sanatına başvurmuş. Tomurcuktan kasıt çocuklarıdır. Faakt çocuk söylenmemiş.
1931'de Erzincan'da doğdu. 9 Ocak 1990'da İstanbul'da yaşamını yitirdi. Asıl ismi Cemalettin Seber. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü bitirdi. Maliye Bakanlığı'nda müfettiş yardımcılığı ve müfettişlik görevleri yaptı. 1982'de müşavir maliye müfettişliğinden emekli oldu. Ağustos 1960'ta başladığı ve yalnızca dört sayı çıkarabildiği Papirüs dergisini, Haziran 1966-Mayıs 1970 arası 47, 1980-1981 arası iki sayı daha çıkardı. 1978'de Kültür Bakanlığı'nda Kültür Yayınları Danışma Kurulu üyesi olarak da görev yaptı. Emekliliğinden sonra, yayınevlerinde danışman ve ansiklopedilerde redaktör olarak çalıştı.
Birçok dergide yazıları ve şiirleri yayımlandı. Oluşum, Türkiye Yazıları, Maliye Yazıları dergileri ile Saçak dergisinin kültür-sanat bölümünü bir süre yönetti. Politika, Aydınlık ve Yeni Ulus gazeteleri ile Yazko Somut ve 2000'e Doğru dergilerinde köşe yazıları yazdı. İkinci Yeni hareketinin önde gelen şair ve kuramcılarından sayılır.
Şiire lise yıllarında aruz denemeleriyle başladı. İlk şiiri "Şarkısı-Beyaz" Ocak 1953'te Mülkiye dergisinde yayınlandı. 1950'lerin başlarında gelişen ikinci yeni hareketine katılmakla birlikte, şiirde anlamsızlığı savunan görüşleri benimsemedi. Karşı çıktığı geleneğin diri değerlerinden yararlandı. Şiirde erotizmi canlandırırken, toplumsal değerlere uzak düşmedi. Şiirin "anayasaya aykırı" olduğunu, doğanın ahlakı kovduğu yerde ve yasadışı olduğunu savundu. Bu görüş onu şiirde öyküden kaçınmaya, çarpıcı, yoğun imge adacıklarından oluşan bir söz sanatına yöneltti. Düzyazılarında sürekli yeni sorular sordu. Denemelerinde de başka sanatçılar, özellikle şairler üzerinde durmayı yeğledi.
Ölümünden sonra adına bir şiir ödülü konuldu.
Cemal Süreyya Eserleri
ŞİİR:
Üvercinka (1958)
Göçebe (1965)
Beni Öp Sonra Doğur Beni (1973)
Sevda Sözleri (Uçurumda Açan ile birlikte toplu şiirleri: 1984)
Sıcak Nal ve Güz Bitiği (1988)
Sevda Sözleri (bütün şiirleri: 1990, ö.s. 1995)
DÜZYAZI:
Şapkam Dolu Çiçekle (1976)
Günübirlik (1982)
Onüç Günün Mektupları (1990, ö.s. 1998)
99 Yüz (1991)
999. Gün / Üstü Kalsın (1991)
Folklor Şiire Düşman (1992)
Uzat Saçlarını Frigya (Günübirlik'in yeni basımı: 1992)
Aydınlık Yazıları / Paçal (1992)
Oluşum'da Cemal Süreya (1992)
Papirüs'ten Başyazılar (1992)
Günler (999. Gün'ün genişletilmiş basımı 1996)
Güvercin Curnatası (Cemal Süreya ile konuşmalar 1997)
Toplu Yazılar 1 (Şapkam Dolu Çiçekle ve Şiir Üzerine Yazılar 2000)
ANTOLOJİ:
Mülkiyeli Şairler
100 Aşk Şiiri
ÖDÜLLERİ
1959 Yeditepe Şiir Armağanı
1966 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü
1988 Behçet Necatigil Şiir Ödülü
4.cemal Süreya’nın şair olması dili daha etkili kullanmasına yardımcı olmuştur. Şair mektubunda dili ustalıkla kullanmış, etkili cümleler kurmuştur.
5.Bu cümleler  yan anlam ifade etmektedir. Burada yüzüğünden öpmekten kasıt evliliğe olan sadakat, “susunca seni sustuk, uyuyunca seni uyuduk” derken ona olan ilgisini ifade etmiş.
6.Her yazarın kendine göre bir üslubu vardır. Bu farklılık yazarın yetişme biçimi, içinde büyüdüğü çevre, dünya görüşü ve aldığı eğim ve kültüre göre değişir.
7.izah: açıklama,
Kabil. Güç yetirmek
Mesele: sorun
Neşr: yayınlama
Vasıta: araç
Ahmet Hamdi Tanpınar dili yaşadığın zaman dilimi ile ilgilidir. Bu gün olsaydı bu ifadeleri kullanmıyor olacaktı. Dönemin zihniyeti üslupta da kendini gösterir.
8.Özel mektup türü içinde değerlendirilebilir. Çünkü bu tür mektuplar da samimiyet ifade eden ve arada yakınlık olan kişilere yazılır.
9………………………………..MÜDÜRLÜĞÜNE

                Okulumuz  ….…/……  sınıfı  ………….no’lu öğrencisi ………………...................………………
……../……../…………    tarihinde yapılacak olan  Matematik dersi   …….…   dönem   …..……   yazılı sınavına katılmak istiyorum.
Gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim.
adres                                                                                                                          tarih, imza


11. ETKİNLİK.                                                                                                                                                   
                                                                                                                                                              10.10.2012
Canım Anacığım,
 Seni görmeyeli, kokunu duymayalı uzun zaman oldu .hatırlar mısın gurbetten döndüğümde hemen eline sarılır öperdim! Sen de başımı bağrına basar kokumu ciğerlerine kadar çeker hasret giderirdin! Bilsen anacığım seni ne kadar özlüyorum! Sen gideli buraların tadı tuzu yok. Ben koskoca dünyada yalnız kaldım. Artık ne gurbetten geldiğimde başımı okşayıp bağrına basacak biri ne de üzüldüğüm, kırıldığım kendimi yalnız hissettiğim zaman beni teselli edecek müşfik bir kalp!
Aaah, anacığım insanın kıymeti ancak onu kaybedince anlaşılıyormuş. Şimdi ben senin yokluğunu taa iliklerime kadar hissediyor, hüzünleniyor, iç geçiriyorum. Ne olur gelsen de şu garip evladını bağrına bassan  ben de göğsüne başımı dayayıp şöyle hıçkıra hıçkıra ağlasam.
 Biliyor musun sen gideli evimizin önündeki kırmızı gül artık açmıyor. O da senin yokluğunun farkında. Artık kuşlar sabahları pencereye konmuyor. Niye mi? Kimse onlara artık senin gibi yem vermiyor. Sen gittiğin gün  onlar da gitti anacığım. Onlar da senin yokluğunu bildiler.
 Dün yine köye gittim. Bayram geliyor kapını açık tutayım, dostların ziyaret etsin diye. Bayram günü kapımı çalan bir Allah’ın kulu olmadı. Aah, ancığım sen gideli o kadar yalnızım ki. Meğer her şey seninle güzel, her şey seninle anlamlı imiş. Ne olur beni affet!
Seni çok seviyorum. Biliyorum ki sen ben bunları yazarken beni seyrediyor, hüzünleniyor, uzaktan da olsan başımı okşuyorsun.
Rüyalarımda görmek dileğiyle. 
sayfa 34                                                      
12. ETKİNLİK.
 Cemal Süreya’nın  mektubunda  bağlaşıklık ve bağdaşıklık cümle kurucu eklerle sağlanmış. Bu ekler vasıtasıyla sözcükler birbirine bağlanarak anlamlı kelime grupları oluşturmuş bu gruplar da cümleyi meydana getirmiştir. Özellikle şahıs ekleri ve iyelik ekleri bu bağlantıyı sağlayan unsurlardır.
13.ETKİNLİK
Nokta

Yargı bildiren cümlenin sonuna konur.
Virgül

Eş görevli sözcükleri  ve
Sıralı cümleleri  ayırmak için  kullanılır
Tırnak işareti

Alıntı cümleleri veya özcükleri göstermek için kullanılır.
İki nokta

Açıklamalardan önce ve konuşmaları göstermek için kullanılır.
Noktalı virgül

Birden fazla virgül varsa karışıklığı önlemek için kullanılır
Üç nokta

Bitmemmiş cümlelerin ve yorumun okuyucuya bırakıldığı cümlelerin sonuna konur.
Soru işareti

Soru anlamı taşıyan cümlelerin sonuna konur
Yay ve köşeli ayraç

Yabancı sözcüklerin açıklamalarının ve söylenmeyen ifadelerin yerine kullanılır
Ünlem işareti

Duygu ve heyecan bildiren ifadelerden sonra kullanılır
Kesme işareti

Özel isimlere gelen ekleri ayırmak için kullanılır
Düzeltme işareti

Uzun seslileri göstermek, yazımı karışan sözcükleri ayırt etmek için kullanılır.


sayfa 35
14 ETKİNLİK
Kemal Tahirlere gitmiştik
-ler eki aile anlamı kattığında kesme işareti ile ayrılmaz
Kudura kudura akıyordu Delice Çayı
Belli bir yeri ifade eden isimler özel isimdir büyük harfle başlar, özel isimdir.
Bir film görmüştüm eskilerde, bir Fransız filmi
Ülke isimleri büyük harfle başlar, özel isimdir
Karşıda Haydarpaşa Garı, gri bir ev ödevi gibi
Belirli bir yeri ifade eden kurum veya kuruluş isimleri büyük harfle başlar, özel isimdir.
Sen saksıda da yetiştirebilirsin ıhlamuru
Kurallı birleşik filler bitişik yazılır.
Güçlü olacağız her zamankinden
-Et, -ol gibi yardımcı fiille kurulan birleşik filler ayrı yazılır.
N’olur zulmetme bana
Ses düşmesi olan birleşik filler bitişik yazılır.
Deneylerden ders alınacak
Anlamca kaynaşmış birleşik fiiller ayrı yazılır
Sana hiçbir zaman hainlik etmedim
Birleşik sıfatlar bitişik yazılır.
Ülkü Tamer ve Buyrukçu’yla düğün eylemiştik
Deyimlerden oluşan birleşik filler ayrı ayzılır.
Ben sözler karşısında renk vermem
Anlamca kaynaşmış birleşik fiiller ayrı yazılır.
Kudura kudura akıyordu Delice Çayı
İkilemeler ayrı  yazılır
Memo’yu var kıldın
İsim + yardımcı fiille kurulmuş birleşik filler ayrı yazılır.
Bana her yönden güveniyorsun değil mi?
Soru edatı ayrı yazılır
Bir tane de at arabası
Bağlaç olan de ayrı yazılır
Şimdiye kadarki gibi
Ki  ilgi zamiri bitişik yazılır.
Biz iki ırmak gibi ayrı yerlerden kopup geldik
Cümle içinde sayılar yazı ile gösterilir.
O filmdeki adam gibi miyim , neyim?
Soru edatı kendinden sonra gelen eklere bitişik yazılır
O çeşme gibiyim ben de
Edatlar çekim eklerini alırlar




15 ETKİNLİK.
CEMAL Süreya'nın mektubunda açık anlaşılır akıcı bir dil kullanılmıştır. günlük konuşma dili üsluba yansımıştır. sade bir anlatım tercih edilmiştir.
16. etkinlik size kalmış...
17.
gönderici Kastamonu Valiliği, alıcı  ilçe kaymakamlıkları
yazılış amacı  ilçe kaymakamlıklarınca ayrılan öğrenci kontenjanlarının tespitini bildirme.

18. etkiinlik

resmi mektupların sağ üst köşesinde mektuba başlarken konu ve sayı verilir. tarih sağ üst köşeye yazılır. en üzt bölüme gönderici konunun altına gönderilecek olan alıcı metnin sağ alt köşesine imza, sol alt köşeye de ekler yazılır.
19. resmi mektuplarda daha ciddi bir üslup kullanılır. resmi bir hava verilir. dil göndergesel işlevde kullanılır.
20.  etkinlik
dilin göndergesel işlevi kullanılmıştır.

SAYFA 41 ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME

…..A Mektuplar yazılış amaçları bakımından…4… gruba ayrılır. Bunlar …özel.. mektuplar,…iş.. mektupları,…resmi …mektuplar ve .....edebi mektuplar
…..“Konu ve sayı” bölümleri resmi mektuplarda yer alır.
………………………………………..dilekçe denir.
B. D,D,D,YD,Y
C.1. E, 2.D

11. SINIF DİL VE ANLATIM DERS KİTABI CEVAPLARI 2012-2013 (EVRENSEL YAY.) GÜNLÜK TÜRÜ (sayfa 42-51)

1. Türk veya dünya edebiyatından günlük türünde yazılmış metinler bulunuz. Beğendiğiniz metinleri sınıfınıza getiriniz.
2. Günlük türünün Türk ve dünya edebiyatındaki tarihsel gelişimini ve önemli temsilcilerini araştırınız.
Günlük türünün Türk ve dünya edebiyatındaki tarihsel gelişimi
Günlük isimli yazın türünün tarihsel gelişimini ve geçirdiği evreleri incelemek istediğimizde bu yazın türü için iki ayrı dönem olduğunu fark ederiz. Bu dönemlerden ilki günlüklerin edebi bir nitelik kazanmasından önceki dönemdir. Tarihte ilk defa Romalılar günlük kullanmıştır. Edebi içerikten yoksun, bir takım kamu kuruluşlarında yapılan işlemlerin unutulmaması amacıyla tutulan ve “commentarii” adıyla anılan bu ilk günlükler, duygusallıktan uzak notların kabaca birleşiminden oluşmaktadır. Tarihte, bu çeşit günlüklerin savaşlar ve askeri hareketleri not etmek amacıyla kullanıldığı da görülmüştür. Edebiyat değeri taşımayan bu günlükler şüphesiz tarihçiler için önemli kanıtlardır,
Osmanlı Teşrifatçılarından Ahmet Ağa Kara Mustafa Paşa’nın İkinci Viyana kuşatmasını günü gününe kaydettiği “Vakay-ı Beç “adlı eseri( Aslı Viyana Milli kütüphanesinde olup “Viyana Önlerinde Kara Mustafa Paşa “ ve “Viyana Kuşatması Günlüğü “ olarak Türkçeye çevrilmiş ) , Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran ve Mısır seferini anlatan “Haydar Çelebi Ruznamesi “ bu dönem ve olaylara ışık tutmuştur .

Günlükler edebi değer kazanmaya ancak. Rönesans sonlarına doğru başlamıştır. 1768-1840 yılları arasında İngiltere Kraliçesinin nedimesi ve roman yazarı olan Fanny Burney, saray dedikodularına ve pek çok olaya kendi duygusal izlenimlerini ekleyerek yazdığı günlükle İngiliz edebiyatında önemli bir yere sahip olmuştur
19. yüzyılın ortalarına doğru, romantizm akımının en yoğun dönemini yaşamasıyla birlikte günlükler, edebi değeri ve içeriği bakımından çoğalmaya, yaygınlaşmaya ve yazarlarının iç dünyasını yoğun duygularla yansıtmaya başlamıştır.
Türk edebiyat tarihi düşünüldüğünde, Divan edebiyatı döneminde tutulan “Ruzname” isimli savaş notları ile Evliya Çelebi’nin “Seyahatname”si tam bir günlük niteliği taşımasa da içerdikleri bazı bölümlerle bu yazın türüne yakınsamakta ve tarihimizdeki ilk günlük örneklerini oluşturmaktadır. Asıl olarak günlüklerin, batı edebiyatındaki biçim ve içeriğiyle Türk edebiyatında yer alması Tanzimat dönemine denk gelmiştir. Direktör Ali Bey’in “Seyahat Jurnali”(1897) adlı gezi kitabı batıdaki anlamıyla Türk edebiyatında görülen ilk günlüktür.Bunu şair Nigâr Hanım ın “ Hayatımın Hikayesi” adlı eseri izler.
Günlükler ,1950 yılında Nurullah Ataç’ın bir gazetede günlük yazıları yazmasından ve yoğun ilgi çekmesinden sonra önem kazanmaya başlamıştır. Nurullah Ataç bu yazılarına başlık olarak “Günlük” yerine “Günce” deyişini kullanarak bu deyişi yazın hayatımıza kazandırmıştır. Nurullah Ataç’ın günceleri içe ve dışa dönük içeriğin uyumlu bir sentezi olarak edebiyat dünyasına bu türdeki en bilinen eser olarak geçmiştir.
Türk edebiyatındaki en seçkin günlüklerin başında Oğuz Atay’ın günlüğü ile Cemal Süreya’nın “Günler” adlı eseri gelmektedir Bunlar dışında edebiyatımızda kitap olarak basılan en önemli günlükler ve yazarları şunlardır .
Günce, Uçuş Günlüğü, Gazi Günlüğü Avusturya Günlüğü : Nurullah Ataç
Günlük , Kuşları Örtünmek, Nezleli Karga, Bay sessizlik, Aynalar Günlüğü : Salah Birsel
Yeryüzü Korkusu, Geçmişin Kuşları, Anılarda Görmek : Oktay Akbal
“Kafkas Yollarında : Refik Ahmet Altınay
Yolculuk Defteri : Falh Rıfkı Atay
Gündökümü, Sesler, Yüzler, Sokaklar, Günlerin Tortusu : Tomris Uyar.

3. İçe ve dışa dönük günlüklerin özelliklerini araştırınız.
GÜNLÜK ÇEŞİTLERİ
1 – İçe Dönük Günlükler ( özel ruhbilimsel günlük ) : Yazarın bir bakıma kendi kendi ile konuşmasıdır içinde bulunduğu doğal ve toplumsl çevreden yazgısından yakınır. Bu metinlerde yazarın yaşadığı duygusal coşkunluğu bulabileceğimiz gibi, çeşitli kavramlar hakkındaki düşüncelerin yazarın bilincindeki açılımlarını da bulabiliriz. Stendhal’ın günlüğü, Rus yazar Alexander Sergeyeviç Puşkin’in “ Gizli Günce” bu metinlere örnek gösterilebilecek niteliktedir. Fransız yazarı Andre Gide ve bizde Nudullah Ataç bu türün başta gelen ustalarındandır.
2 – Dışa Dönük Günlükler : . Bu tip günlüklerde yazarlar, alaycı bir tavırla dönemin olaylarını, siyaset ,sanat ve edebiyat adamlarını ya da gündelik sıkıntılarını öykü tekniği kullanılarak anlatmaktadırlar. Bu tür günlüklerde yazar kendi zaman dilimi içindeki tutum ve davranışlardan,düşünsel akımlardan haber verir. Bu nedenle de bu günlükler birer belge değeri taşır.. Ünlü ressam Paul Gaugin’in o dönemde Fransız kolonisi olan Markiz adalarında yazdığı günlük, dışa dönük günlüklere örnek olabilir
Yaşadığı hayat kesitlerini, çeşitli konulardaki izlenimlerini öykü tekniği ve zengin betimlemeler aracılığıyla günlüğüne yansıtan ünlü öykücümüz Tomris Uyar’ın günlükleri de dışa dönük niteliğe sahiptir.
Bu türler dışında bir de sanat esarlerinin oluşumu ve gelişini ile ilgili günlüklerde vardır. Yazar eserinin gelişme evrelerini günü gününe anlatırken çektiği sıkıntıları, kaygılar çalışma yöntemini de bize göstermiş olur. A. Gide’nin “Kalpazanlar” Thomas Man’ın “Doktor Faustas” bu tür günlüklerin başarılı örnekleridir.

GÜNLÜK TÜRÜ VE ÖZELLİKLERİ
Öğretmeye bağlı, gerçekçi anlatım türlerinden biri olan günlükler, bir kişinin önemli ve kayda değer bulduğu olayları , gözlem , izlenim duygu düşünce ve hayallerini günü gününe tarih belirterek anlattığı yazdığı yazı türüdür. Latincedeki “dies ( gün ) sözcüğünden “diarium” ( günlük ) sözünden gelir
Edebiyat ve sanat dünyasından tanınmış kişilerin kaleminden günü gününe yazılan günlükler, tüm gerçekliğiyle yaşamı yansıtan birer ayna olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Günlükler, yazarlarının iç dünyasını kurgusuz bir biçimde sergileyerek günlüğün sahibine ilişkin ayrıntılı bilgilere birinci elden ulaşmamızı sağladıkları gibi, yazıldıkları dönemin önemli olaylarına ilişkin tarihsel belgeler olarak da önem kazanırlar
Örneğin 1409 – 1431 yılları arasında Fransız bir papanın tutuğu “ Parisli Bir Burjuvanın Günlüğü”vı. Ve vıı. Charles dönemini araştıran tarihçiler için önemli bir kaynaktır. İngiliz Günlük yazarı John Evelyn’in “Diary”  ( günlük ) adlı günlüğü17. yüzyıl İngiltere'sinin toplumsal ve kültürel yapısına ışık tutar.
ÖZELLİKLERİ
1- Yaşan olayların, izlenimlerin günün gününe yazılması ile oluşurlar
2 - Birinci kişi ağzından yazılmış kısa ve özlü yazılardır
3 – İnandırıcı, içten ve samimidirler.
4 – Konuşma diline yakın bir dil kullanılır.
5 – yazarın kişiliğini, görüşlerini ve ruhsal yapısını yansıtırlar.
6 – Gerçekler, yaşanılanlar değiştirilmeden, çarpıtılmadn yazılır
7- Tarih, biyografi anı, … için birer belge değeri taşırlar.

4. İlhan Berk'in hayatı ve edebî kişiliği hakkında bir araştırma yapınız.


İLHAN BERK (1918-2008)
1918'de Manisa'da doğmuştur, ilk ve ortaöğrenimini Manisa'da tamamlamış, 1939'da Balıkesir Necatibey İlköğretmen Okulunu bitirerek öğretmen olmuştur. Yükseköğrenimini Fransızca Bölümünde tamamla¬yan, Ankara'da Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü Yayın Bürosunda çevirmen olarak da çalışan sanatçı, 2008'de ölmüştür.
İkinci Yeni şiirinin temsilcilerindendir. Bu akımın en yaşlı üyesidir.
Hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerini ilk defa 1935'te kitaplaştıran İlhan Berk, sürekli denemelerle şiirin ya-pısını da değiştirmiştir.
Çeşitli evrelerden geçen şair, adeta Cumhuriyet Dönemi şiirimizin gidişatına paralel bir yol izlemiştir, önceleri, Ahmet Haşim etkisinde yazmaya başlamış, daha sonra toplumcu gerçekçi, Garip ve İkinci Yeni çizgisinde ürünler vermiştir. Eski şiir anlayışını terk ederek yeni bir akımın öncüsü olmak, şiirde ender görülen durumlardandır.
1953 yılında yazdığı "Sen Antoine'in Güvercinleri" şiiri ile İkinci Yeni hareketinin kuruluşuna katılmıştır.
Sürekli değişimi şiiri için ilke edinmiştir.
1954'ten sonra, şiirde "soyut bir yolculuk" a çıkmış ve "İkinci Yeni"nin öncüleri arasına girmiştir.
Sanatçı, 1979'da "Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü'nü, 1980'de "Behçet Necatigil Şiir ödülü'nü, 1983'te "Yeditepe Şiir Armağanını ve 1988de "Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü'nü almıştır.
İlhan Berkin eserleri şunlardır:
Şiir:
Güneşi Yakanların Selamı
İstanbul
Günaydın Yeryüzü
Türkiye Şarkısı
Köroğlu
Galile Denizi
Çivi Yazısı
Otağ
Mısırkalyoniğne
Âşıkane
Taşbaskısı
Şenliknâme
Atlas
Kül
İstanbul Kitabı
Kitaplar Kitabı
Deniz Eskisi
Delta ve Çocuk
Galata
Güzel Irmak
Pera
Dün Dağlarda Dolaştım Evde Yoktum
Avluya Düşen Gölge
Şeyler Kitabı Ev
Çok Yaşasın Sayılar

sayfa    43
HAZIRLANALIM
1.       Günlük tutup tutmadığınızı nedenleriyle açıklayınız.
Günlük tutmuyorum. Derslerden zaman bulup düşüncelerimi, yaşadıklarımı anlatmak fırsatım olmadı. Olduysa da ben yazamadım. Kısacası tembellik beni günlük tutmaktan yoksun bıraktı.
2.       Günlük tutmanın sizce ne gibi yararları olabilir?
Günlük tutmak kendimizi unutmamızı engeller, neleri sevip neleri sevmediğimizi ortaya koyar. Günlük tutarak kendimizle konuşuruz, kedimizi kandırma ihtimalimiz düşüktür, olayları gerçekçi olarak yazarız ve kendi hatalarımızı daha fazla görürüz.

Günlük tutmak kendimizi izleme şansı verir, daha tutarlı bir hayat süreriz.
Günlük tutarak kendi çizgimizi biz belirleriz ve hedefimizi daha gerçekçi olarak ortaya koyarız.

Günlük varlığımızı, yerimizi ve hedefimizi bize daima hatırlatır. Başarının anahtarı kendini tanımak ve hedefini ayakta tutmaktır, günlük tutmanın başarıya etkisi çok büyüktür. Günlük tutmak nereden geldiğimizi, nereye gideceğimizi daima canlı tutar.

3.       Günlük tutmanın nedenleri neler  olabilir?
*İnsanlar yaşamlarının her döneminde , ama özellikle ilk gençlik çağında sorunlarını,mutlu mutsuz anılarını ,yargılamadan dinleyen paylaşan birilerine gereksim duydukları için ...
*Başkalarına anlatamayıp ya da başkaları sizi anlamadığı için en azından kendinize sizi her zaman dinleyecek ve anlayacak bir dost yaratmak için

4.       Günlükler belge niteliği taşıyabilir mi?
Evet, taşıyabilir. Günlükler, yazarlarının iç dünyasını kurgusuz bir biçimde sergileyerek günlüğün sahibine ilişkin ayrıntılı bilgilere birinci elden ulaşmamızı sağladıkları gibi, yazıldıkları dönemin önemli olaylarına ilişkin tarihsel belgeler olarak da önem kazanırlar.

SAYFA 44

1. ETKİNLİK
"Paris" adlı metni ve sınıfa getirdiğiniz güncelerden birkaç tanesini okuyunuz. Getirdiğiniz metinlerin yazılış amaçları, dil anlatım ve şekil özellikleri hakkında tartışarak güncelerin ortak özelliklerini belirleyiniz. Belirlediğiniz özellikleri sınıf tahtasına yazınız.

GÜNLÜK ÖRNEKLERİ

TURGUT UYAR’DAN

30.01.1956

Az konuşur olmayı, suskun olmayı erdem saymıyorum artık. Kendini kaçırmak, kendini gizlemek gibi geliyor bana.

27.02.1956

İzinliyim. Boşum, ilgisiz dolaşıyorum sokaklarda. Bu boşluk, bu kayıtsızlık ürküntü veriyor bana. Doğaya uygun, yapmacıksız bir yaşama özlüyorum. Kurtuluşumuz şiirden falan gelmeyecek, yaşamamızdan gelecek gelecekse.

3.1.1956

Nigâr Hanım’ın şiirlerini okudum. Elbette ilkel şiirler birçoğu. Ama birden düşünüyorum. “Gücenme, aslı harâbım senin fırâkında” dizesi, bir bakıma, bir şiir geleneğinin yenilenmesi döneminde, yeni bir duygu, yeni bir söyleyiş sayılamaz mı?

Geçmiş ozanları, duygularının, söyleyişlerinin cılızlığı yüzünden küçümsemek doğru mu? Duygular yeni, biçimler, duyarlanma yeni. Bugün bu şiirleri, dolayısıyla bu duyguları, ancak eski şiirler öyle yazıldığı için daha iyi anlıyoruz, öyleyse, iyi kötü bütün geçmiş ozanlara selam.

(Günlük)



OKTAY AKBAL'DAN
28 Aralık Çarşamba

Ocak’ın 29’unda tam on yıl olacak. Ziya Osman Saba’yı karlı bir havada Eyüp’te toprağa vermiştik. Yıllar çabuk mu geçiyor belirli bir yaştan sonra? Çocuklukta günler, haftalar bitmezdi bir türlü. Ama yolun yarısına gelmeye gör, her şey kopuk bir film gibi akıveriyor... Ziya Osman’ı son görüşümde ince bir dosya çıkarmıştı çekmeceden. “Nefes Almak” yazıyordu üzerinde. Yeni kitabıydı, “ölümümden sonra çıkacak,” demişti. “Haydi haydi,” demiştim, “Okurları o kadar bekletmeye hakkın var mı?” Gülümsemişti. Birkaç hafta sonrasını mı düşünerek. Ben düşünememiştim o günden ötesini. Canlı bir insanın, hele bir dostun, bir sevilenin yok olabileceğini düşleyemiyoruz.

On yıl geçip gitmiş bile. Şiirlerini karıştırıyorum. Bilmeyen, Ziya Osman’ı yaşamı süresince ölümü özleyerek bekleyen biri sanır. Hep ölüm, hep ölüm düşünceleri. O ölümü değil, dünyada bulunamayacak bir çeşit “yaşam’’ı özlüyordu.

(Anılarda Görmek)


HİLMİ YAVUZ’DAN

Sabah, 24 Mayıs

Bu kaldırım üstü açık hava kahvesini seviyorum. Sabahları güneş almıyor ve rüzgâr duyumsanabiliyor. İlkyaz sabahları bu kentte, bir ağaç hışırtısıyla, işte buradayım, bu kahvede çayımı içmeye hazırlanıyorken, birden, bir kokuyla, belirsiz, geliveriyor. Kağşamış gövdemi üşütmemeye çalışarak ve onunla, o yaşlı, atık gövdeyle, genç ilkyaz arasındaki karşıtlığı bilincimde kavrayarak; bilincimin, işte bir ince dilim limon koyup, gövdeyle ilkyazın bileşimi olduğunu düşünerek, içiyorum çayımı.

Eskiden, çok eskiden bir öykü yazmıştım. Malte gibi söyleyeyim: Ah, öyküler yazardım ben, genç kızların mavi kurdelelerinden söz açan, düz pabuçlu ve ince beyaz pardösüleri olan ve yağmurlardan; o öykülerden birinde, akşamları sokağa çıktığımda yüzüme menekşelerin atıldığını yazmıştım; ve ‘ah, cumartesiler başkadır, sokaklar başkadır’ diye yazmıştım. Şimdi burada, bu zarif kaldırımüstü kahvesinde, İstanbul’da, ondan asla kopamadığım için beni izlemeyen bu kentte, (şimdi neler çağrıştırıyor, bu kent, ‘polis seni izliyor’lardan, polis izliyor’a) bu cumartesi sabahı, limonlu çayımı bitirmek üzereyken ve nedense bir çay daha isteyerek gündelik yaşamımı inceltiyorum sanki.

(...)

(Geçmiş Yaz Defterleri)



CEMİL MERİÇ’TEN

26.2.1963

Ağaç her gün meyve vermez. Konuşmayan ağaçlar da vardır. Ne dallarında çiçekler gülümser baharları, ne çiçeklerinde arılar dolaşır. Konuşmayan ağaçlarda var...

Zindanda söylenen şarkıyı kim dinler? Zindanda söylenen şarkı ölüm kokar, zincir kokar, küf kokar. Ölüm açacak kapısını bir sabah o zindanın, ardına kadar.

Kuşlar gibi geçiyor günler önünden, cıvıldamıyorlar. Günler tren, günler mavi ufuklarda eriyen birer ümit. Kanatlarından yakalayamıyorsun kuşları. Tren sessiz gidiyor rüya ülkelerine.

(Jurnal - Cilt 1)

Günlüklerin Ortak Özellikleri


• Birinci tekil kişili anlatım vardır.

• Günlük konuşma diliyle yazılır.

• Her gün için yazılan kısımların sağ üst köşesine o günün tarihi yazılır.

• Yazar kendisiyle ya da günlükle konuşuyor gibi yazar.

• Gerçekler olduğu gibi aktarılır.

• Anlatıcının amacına, bilgi ve birikimlerine göre dil ve anlatım özellikleri görülür.

SAYFA 45

2. ETKİNLİK
"Paris" ve "Gece Defteri" adlı metinlerde, yaşananların veya görülenlerin günü gününe mi yoksa üzerinden belirli bir süre geçtikten sonra mı yazıldığını metinlerden örnekler vererek belirtiniz.

Her iki metinde de yaşananlar günü gününe yazılmıştır. Gece Defteri adlı günlükte olaydan çok düşünceler ön plandadır.
3. ETKİNLİK
İlhan Berk'in Paris ile ilgili gözlemleri nelerdir? Yazar gözlemlerini anlatırken kendi izlenimlerini de aktarmış mıdır? Metinden örnekler vererek düşüncelerinizi açıklayınız.

Yazarın Paris’le ilgili izlenimlerini yansıtan cümleler;

Paris’te Parisli pek az artık. Bir havaalanı sanki Paris. Salt buna yanıyor. Paris’te gökyüzü yok. Ben de olmayan gökyüzünü düşünüyorum... (Yazar, Paris’te binaların çok fazla ve yüksek olduğunu anlatmak istiyor. Paris'le ilgili gözlemlerinde kendi düşüncelerini de aktarmaktadır.)

4.ETKİNLİK
Salah Birsel ve  Oktay Akbal  yukarıdaki paragraflarda günlük türünün hangi özellikleri üzerinde durmaktadırlar?
• Salah Birsel ve Oktay Akbal’ın günlük türü ile ilgili açıklamalarında günlük tutmanın bir içtenlik ve cesaret iş olduğu anlatılmaktadır.

Yukarıdaki paragraflardan ve incelediğiniz metinlerden hareketle güncelerin okuyucuyu dikkate alarak yazılıp yazılmadığını belirtiniz.

• Günlük türü yazarın kendisiyle hesaplaşmasıdır, bir iç dökmedir. Bu nedenle günlük, okuyucuyla paylaşmak için yazılmaz. Günlük yazarı, okuyucu buna şunu der, şu tepkiyi verir diyerek de yazmaz. İçinden geldiği gibi yazar. Yazar günlüğünü yayımlamak istediğinde belki günlüğündeki bazı kısımları çıkarmak isteyebilir. Bu yazara bağlıdır bence. Okuyucuyu ilgilendiren kısımlarını günlüğe almak, diğerlerini çıkarmak isteyebilir.
Sayfa 46.
5.ETKİNLİK
"... Sanırım, bu yazı biçimi bana uyacak. Uyarsa yaşadığım sürece akıp gitsin. Adını sonra koymalıyım. Neye dönüşecek, belli değil. Biliyorum, sürekli yazmak bir serüven, yazmaksa bir tören. Günce değil. Tarihler belirsiz. '1. gün', '2. gün'... ayırma çizgileri olarak da kabul edilebilir. Yine de günce. Çünkü her gün yazacağım. '3. gün'den sonra '6. gün'e geçmişsem demek aradaki iki günü de yazmışım ama yayımlamayı uygun görmemişim. Onlar yayımlandığı gün ben hayatta olmamalıyım."

Cemal Süreya

Birçok güncenin yazarının ölümünden sonra yayınlanmasının sebebi nedir? Günlüklerin yazılış amacı hakkındaki düşüncelerinizi açıklayınız.
Günlük türü yazarın kendisiyle hesaplaşmasıdır, bir iç dökmedir. Bu nedenle günlük, okuyucuyla paylaşmak için yazılmaz. Günlüklerde yazarın okuyucuyla paylaşmak istemediği, yayımlanmasını uygun görmediği yazılar bulunabilir. Yazar öldükten sonra yayın hakkını elinde bulunduran varisleri uygun görürse günlükler yayımlanabilir.
6.ETKİNLİK
Araştırmalarınızdan hareketle içe dönük ve dışa dönük günlüklerin özelliklerini belirtiniz. Telefon adlı günlük hangi günlük  türüne  örnektir?
İçe Dönük Günlüklerin özellikleri:
*Yazarın bir bakıma kendi kendi ile konuşmasıdır.
* İçinde bulunduğu doğal ve toplumsal çevreden yazgısından yakınır.
* Bu metinlerde yazarın yaşadığı duygusal coşkunluğu bulabileceğimiz gibi, çeşitli kavramlar hakkındaki düşüncelerin yazarın bilincindeki açılımlarını da bulabiliriz.
* Stendhal’ın günlüğü, Rus yazar Alexander Sergeyeviç Puşkin’in “ Gizli Günce” bu metinlere örnek gösterilebilecek niteliktedir.
Dışa Dönük Günlüklerin özellikleri:
·         Bu tip günlüklerde yazarlar, alaycı bir tavırla dönemin olaylarını, siyaset ,sanat ve edebiyat adamlarını ya da gündelik sıkıntılarını öykü tekniği kullanılarak anlatmaktadırlar.
·          Bu tür günlüklerde yazar kendi zaman dilimi içindeki tutum ve davranışlardan,düşünsel akımlardan haber verir.
·          Bu nedenle de bu günlükler birer belge değeri taşır.. Ünlü ressam Paul Gaugin’in o dönemde Fransız kolonisi olan Markiz adalarında yazdığı günlük, dışa dönük günlüklere örnek olabilir.
·          * Telefon başlıklı yazısı içe dönük günlüğe örnektir.

SAYFA 47

7. ETKİNLİK
"Çalıkuşu" ve "Bir Dağcının Güncesi" adlı metinleri inceleyiniz. Bu metinlerden hareketle hangi tür metinlerde günce türünden yararlanılabileceğini tartışınız. Ulaştığınız sonucu açıklayınız.
Çalıkuşu, bir romandır. Bu roman, Feride’nin tuttuğu günlüklerden yola çıkılarak yazılmıştır Bir Dağcının Güncesi ise hem günce hem de anı özelliği taşımaktadır.

                     SAYFA 48

8. ETKİNLİK

Yaptığınız etkinliklerden ve incelediğiniz metinlerin tema ve anlatımlarından yola çıkarak günlük türünün özelliklerini belirtiniz.

9. ETKİNLİK

"Paris" ve "Gece Defteri" adlı metinlerden alınan aşağıdaki paragraflarda kullanılan anlatım türlerini belirleyiniz. Metinlerin teması ile kullanılan anlatım türleri arasında nasıl bir ilişki olduğunu açıklayınız.
“Paris”adlı metinde öyküleyici anlatım, betimleyici anlatım; “Gece Defteri” adlı metinde açıklayıcı anlatım türü kullanılmıştır.
Metnin teması ile anlatım türleri arasında bir bağ vardır. Eğer bir metin bilgi vermek amacıyla oluşturulmuşsa burada açıklayıcı anlatım ön plana çıkar. Birinci metin öyküleme tekniği ile yazıldığı için öyküleyici anlatım kullanılmıştır.
10. ETKİNLİK
Günlüklerin yazılma amacıyla "Gece Defteri" ve "Paris" adlı günlüklerde dilin hangi işlevde kullanıldığını açıklayınız.
Günlüklerin yazılma amaçları
• Kişinin kendini ifade etmesi, kendisiyle hesaplaşması. İç dökme ihtiyacı duyması.
• Günlük yazarı, duygu, düşünce ve yaşantısını geleceğe taşımak, yıllar sonra yeniden hatırlamak amacıyla günlük tutar.
• Günlük tutmanın bireysel amaçları olduğu gibi, toplumsal ve düşünsel amaçları da vardır. Bazı yazarlar fikirlerini, kendi dönemlerinin sanat anlayışını günlüklerinde ele alarak okuyucuyu aydınlatmayı amaçlar.
·         Gece Defteri metninde dil göndergesel işlevde, Paris metninde ise hem göndergesel hem de şiirsel işlevde kullanılmıştır.

11.ETKİNLİK.
Mx Job’a göre günlük tutmak bilgilerin kaybolmamamsı, tecrübelerin değerlendirilmesi adına önemlidir.
SAYFA 49
                                               ANLAMA YORUMLAMA
1.Ahmet Oktay'ın "Gece Defteri" adlı günlüğünün "Sunuş" bölümünden alınan ifadelerden hareketle onun günlükleri yazma ve yayınlama nedenlerini açıklayınız.

* Ahmet Oktay günlüklerinde kişisel yaşamını değil yazarları, kitapları, olayları anlatmaktadır. Yazar bunları anlatırken okuyucuya yararlı olacak, yeni düşünceler kazandıracak konuları seçmeye özen göstermiştir.
2.     Yukarıdaki günceyi okuyunuz. Siz de okuma konusundaki düşüncelerinizi günce şeklinde yazınız.
                                               Roman Okumak                                                       Ekim 2012
Küçüklüğümden beri okurum. Her okunan eser bende derin izler bırakır. Yıllarca o nu unutmam. Tanzimat dönemi romanlarından Sergüzeşt adlı romanı ilk okuduğum zaman baş kahraman olan hizmetçi kıza çok üzülmüştüm. Sanki romandaki kahraman benmişim geldi bana. Bu gün de Yüreğinin Götürdüğü Yere Git adlı romanı okuyorum. Kahramanla kendimi özdeşleştirmesem bile  batı kültürünün nasıl bozulduğu hakkında derin bilgiler ediniyorum.
“Paris” ve “Gece Defteri” metinlerden alınan aşağıdaki cümlelerde koyu yazılan sözcükleri inceleyiniz. Bu tür sözcüklerin yazılışıyla ilgili kuralları belirleyip verilen örnekteki gibi tabloya yazınız.
3. Gün içerisinde yaşadığınız bir olay, yaptığınız bir gezi, okuduğunuz bir kitap veya izlediğiniz bir film vb. ile ilgili duygu, düşünce ve izlenimlerinizi günlük türünde yazınız.
Bu gün okulda sınav vardı. Hafta sonu erkenden kalkıp sınava gitmek ne kadar zor geliyor insana. Keşke hafta sonlarını sınavsız geçirsem diye geçti içimden. İnsan her ne kadar yorucu değil dese de insan hafta sonunu dinlenerek geçirmeye  şartlandığı için  hafta sonu erkenden kalkıp sınava gitmek, saatlerce soru çözmek zor geliyor insana. Bu gün de öyle oldu. Bir Pazar sabahı saat yedide kalkıp sınava gittim. Sınav boyunca uyumamak için kendimi zor tuttum.
4. Sınıfınızda iki grup oluşturunuz. Bir grubun "Paris", diğerinin de "Gece Defteri" adlı metni incelemesi amacıyla gruplar arasında görev dağılımı yapınız. İnceleyeceğiniz metinde kullanılan noktalama işaretlerini ve bu noktalama işaretlerinin kullanıldığı yerleri grupça belirleyiniz. Yaptığınız çalışmayı arkadaşlarınıza sununuz.

NOKTALAMA İŞARETLERİ...
İnsanoğlu bir gün virgülü kaybetti: Söyledikleri birbirine karıştı.
Noktayı kaybetti: Düşünceleri uzayıp gitti, ayıramadı onları.
Ünlem işaretini kaybettin bir gün de: Sevincini öfkesini, tüm duygularını yitirdi.
Soru işaretini kaybetti bir başka gün: Soru sormayı unuttu o zaman.
İki noktayı kaybetti bir başka gün: Hiç bir açıklama yapamadı.
Yaşamının sonuna geldiğinde elinde yalnızca tırnak işareti kalmıştı:
'İçinde de başkalarının düşüncesi vardı yalnızca.'


SAYFA 51

ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME

A. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere uygun sözcükler yazınız.

• Günlükler yazılış amaçları, gerçeklikle ilişkileri bakımından ÖĞRETİCİ..metin türüdür.

•ROMAN, ÖYKÜ, ANI gibi metin türlerinde günlüklerden yararlanılabilir.

B. Aşağıdaki cümlelerde yargı doğru ise yay ayraç içerisine "D", yanlış ise "Y" yazınız.

• Günlükler hedef okuyucu kitlesi dikkate alınarak yazılır. ( Y )

• Günlükler kişisel ve özel yazılardır. (D )

• Günlükler tarihî belge niteliği taşır. ( D )

C. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları yanıtlayınız.

1. Günce tutan yazarlar; olayları yaşar, onları günü gününe defterlerine geçirirken bugünkü ilişkilerinin nedenlerini de araştırırlar. Olayları daha ayrıntılı bir biçimde dile getirirler. Doğru, özel günlükler, okurlar göz önünde tutulmadan yazılanlardır. Batı'da gelişmiş bir edebiyat türüdür. Edebiyatımıza Batı'dan geçmiştir. Divan edebiyatında günce yoktur. insanı en açık, en çıplak, en gerçek gösterebilen tür günce türüdür.

Yukarıdaki paragrafta günce türünün hangi özelliğine değinilmemiştir?

A) Olayların günü gününe yazıldığına

B) Olayların nedenlerini araştırdığına

C) Batı edebiyatında gelişmiş bir tür olduğuna

D) Kişisel ve özel olduğuna

E) Olayların ayrıntılı biçimde anlatıldığına

cevap: B

2. Aşağıdaki yazarlardan hangisinin günlük türünde eseri yoktur?

A) ilhan Berk B) Cemal Süreya C) Nurullah Ataç

D) Salah Birsel E) Oktay Rifat Horozcu

cevap: E

3.

21. Şubat Salı

Çamlıca-Bulgurlu taraflarında bir sokak: Haminne Çeşmesi Sokağı. Türkçenin saraylı geçmişinde beyaz başörtülü, nur yüzlü bir kadın: "Haminne" Öylece oturur durur. Ne arayanı kalmış ne soranı.

Bu metinde aşağıdaki anlatım türlerinden hangileri bir arada kullanılmıştır?

A) Betimleyici anlatım -öyküleyici anlatım B) Açıklayıcı anlatım - betimleyici anlatım

C) Tartışmacı anlatım - öğretici anlatım D) Öğretici anlatım - öyküleyici anlatım

E) Açıklayıcı anlatım - öyküleyici anlatım

4.

28 Ağustos Pazartesi

Komşunun radyosundan geliyor ses: "Kara çiçeğim" diye bir şarkı. "Doğa kara çiçek açmaz." dermiş Halikarnas Balıkçısı. Şadan Gökovalı'dan dinlemiştim. Öyle değil midir gerçekten? Her rengin her tonu doğadandır ama kara, renk değil renksizliktir.

Bu metinle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

A) Günce türünde yazıldığı B) Anlatıcının yazar olduğu

C) Öğretici metin olduğu D) Anlatılanların kurmaca olduğu

E) Dilin göndergesel işlevde kullanıldığı

CEVAP: D



2012-2013  11. SINIF DİL VE ANLATIM DERS KİTABI CEVAPLARI ANI TÜRÜ (EVRENSEL İLETİŞİM YAY.)sayfa 53-64


 ÖĞRETİCİ METİNLER
ANI
SAYFA 53
1. Anı, kelimesinin sizde uyandırdığı çağrışımlar nelerdir?
2. Anılarınızı anlatmaktan veya başkalarının anılarını dinlemekten hoşlanır mısınız? Niçin?
3. Bir olayı, onu yaşayan kişinin ağzından dinlemek olayın inandırıcılığını etkiler mi? Düşüncelerinizi açıklayınız.
Etkiler. Hem daha etkileyici hem de inandırıcı olur.
1. METİN
BİR GÖNÜL ADAMI
1. ETKİNLİK
Anı türünün özellikleri:

Sanat, bilim ve meslek dallarında ün yapmış kişilerin kendi hayatını, yaşadığı dönemde başından geçenleri veya tanık olduğu olayları kendi gözlem ve izlenimlerine bağlı kalarak anlattığı yazı türüdür. Anı yazma, insanoğlunun yaşadığı, geride bıraktığı olay ve olguları anlatma, başkalarıyla paylaşma ihtiyacından doğmuştur.
Anı Türünün Özellikleri
1. Anı türünde amaç, yaşanılanları başkalarıyla paylaşmaktır.
2. Tanınmış bilim, sanat ve siyaset adamlarının kaleme aldığı anılar, onların hayatlarını ve dönemlerini aydın¬latması bakımından önemlidir. Çünkü yaşanmakta olanı değil, yaşanmış olanı anlatan anı türü, geçmişin tanığıdır.
3. İnsanların kendilerini anlatırken ne kadar samimi ve gerçekçi olabileceklerini düşündüğümüzde anı yaz¬manın zorluğu ortaya çıkacaktır.
4. Yazar, olayları kendi bakış açısından anlatır.
5. Kimi anılarda yazar, geçmişi yönlendiren olayları, ünlü sanatçı ya da politik kişileri anlatır. Önemli kişilerin anlatıldığı anılara "anı portre" denir.
6. Yazar, anılarını yazarken, anlattığı dönemle ilgili tüm yazılı kaynaklardan, canlı kaynaklardan, fotoğraf gibi belgelerden yararlanır. Bu nedenle anı türündeki bir yazı tarih bilimine de kaynak olur; fakat yazar, yazdık¬larını yüzde yüz belgelendirmek zorunda değildir.

Anı türünde kullanılan anlatım biçimleri nelerdir?
Öyküleyici, açıklayıcı, betimleyici anlatım
Anıda dilin hangi işlevleri kullanılır?
Göndergesel işlev, heyecana bağlı işlev.
Anılarda hangi anlatıcı vardır?
Kahraman anlatıcı

2. ETKİNLİK
Selim İleri “Bir Gönül Adamı” adlı anısında yaşadıklarını günü gününe mi yoksa aradan zaman geçtikten sonra mı yazmıştır? Bu yargıya nasıl vardığınızı metinden örnekler vererek açıklayınız.
Aradan zaman geçtikten sonra yazmıştır.
3. ETKİNLİK
“Bir Gönül Adamı” adlı anıda olaylar kimin etrafında meydana geliyor? Metindeki cümlelerden örnekler göstererek anlatıcının kim olduğunu belirtiniz. Metindeki anlatıcı ile metnin yazarının aynı kişi olup olmadığını söyleyiniz.
Bir Gönül Adamı adlı anıda olaylar Haldun Taner'in etrafında geçiyor. Yazar, Haldun Taner'i nerede, nasıl tanıdığını anlatıyor sonra eserlerini ve sanatçı kişiliğini tanıtıyor.
Metnin anlatıcısı yazarın kendisidir.

4. ETKİNLİK
İnsanın kendi bilgi ve izlenimlerini doğrudan doğruya aktarması ifadeye neler kazandırır? Düşüncelerinizi açıklayınız.
İnsanın kendi bilgi ve izlenimlerini doğrudan doğruya aktarması anlatılanın içten, gerçekçi ve inandırıcı olmasını sağlar.

5. ETKİNLİK

"Bir Gönül Adamı” adlı anıda yazarın, Haldun Taner ve dönemin özellikleri ile ilgili izlenimleri nelerdir? Sizce anılar yazıldıkları dönemle ilgili birer belge niteliği taşır mı? Düşüncelerinizi nedenleriyle açıklayınız.
Metne göre Haldun Taner, sanatçı dostlarını ziyaret eden ölçülü, ağırbaşlı ve nazik bir kişidir. Tiyatro türünde yazdığı eserlerle döneminde tanınmış bir yazardır. Dönemin önemli yazarları arasında Kemal Tahir; tiyatrocular arasında Muhsin Ertuğrul ve Ulvi Uraz gibi isimler vardır.
Anılar yazıldıkları dönemin sosyal ve siyasi özelliklerini yansıttıklarından belge niteliği taşır.
6. ETKİNLİK
Selim İleri "Bir Gönül Adamı” adlı anısında kendi gözlem ve izlenimlerinin dışında hangi kaynaklardan yararlanmıştır? Bu kaynaklardan yararlanarak Haldun Taner’le ilgili hangi bilgileri aktardığını belirtiniz.
Selim İleri, bu metni yazarken yararlandığı ilk kaynak kendi yaşantılarıdır.
Haldun Taner'le ilgili yazılardan yararlanmış. (anı, fıkra, biyografi,eleştiri)
Haldun Taner'in yakın çevresindeki insanlardan yararlanmış.
Dönemin yazar ve edebiyatçılarından alıntılar yapmış.

Haldun Taner'le ilgili verilen bilgiler:
Kemal Tahir'in yakın arkadaşıdır.
Döneminde tanınmış bir tiyatro yazarıdır.
yazarlar tarafından beğenilir.
Dedikoduyu sevmeyen, ölçülü, zarif bir insandır.
Hoşsohbettir.
Ömrünün sonlarında yeniden öykü yazmayı denemiştir.
1966'da vefat etmiştir.

7. ETKİNLİK
Anı yazarlarının anlattıkları olay kişi ve zamanla ilgili olarak hangi kaynaklardan yararlanabileceklerini tartışınız. Ulaştığınız sonuçları açıklayınız.

Öncelikle kendi yaşantısı, gözlem ve izlenimleri
Yazar, anılarını yazarken, anlattığı dönemle ilgili tüm yazılı kaynaklardan yararlanır.
Canlı kaynaklardan yararlanır.
Fotoğraf... gibi belgelerden yararlanır.
Anı türündeki bir yazı tarih bilimine de kaynaklık eder; fakat yazar, yazdıklarını yüzde yüz belgelendirmek zorunda değildir.
sayfa 62
8. ETKİNLİK
"Cephe Yarıldıktan Sonra Büyük Komutanın Verdiği Karar” ve “Erzurum ve Sivas Kongrelerinde Millî Hudut Tespit Edilirken Türk Süngüsünün İşaret Ettiği Hat” adlı anılardan hareketle Atatürk'ün kişilik özellikleri hakkında neler öğrendiğinizi belirtiniz. Metinde dönemin hangi özelliklerinin anlatıldığını açıklayınız.

Bu metinlerde Atatürk'ün şu kişilik özellikleri öne çıkmıştır:
İleri görüşlü
Risk almayı sever.
Olayların nedenini ve olası sonuçlarını çok iyi tahmin eder.
En kötü durumda bile umutsuzluğa kapılmaz.
Vatanını ve milletini sever ve korur.
Bu metinde anlatılanlardan o dönemde Anadolu'da bir milli mücadele sürecinin yaşandığını görüyoruz. Metinlerde dönemin siyasi ve sosyal gelişmeleri yansıtılmıştır.
10. ETKİNLİK
“Bir Gönül Adamı”, “Cephe Yarıldıktan Sonra Büyük Komutanın Verdiği Karar”, “Erzurum ve Sivas Kongrelerinde Millî Hudut Tespit Edilirken Türk Süngüsünün İşaret Ettiği Hat” adlı metinlerde yazarların; anlattıklarını belgelerle ifade etme, kanıtlama gayreti içine girip girmediklerini belirtiniz. Anı yazarlarının anlattıklarını kanıtlamak zorunda olup olmadıklarını tartışınız. Ulaştığınız sonucu açıklayınız.
• İncelediğiniz metinlerden hareketle anı yazılarının öğretici, bilgi verici metinler içerisinde yer alıp almadığını belirtiniz.
Bu metinlerde anlatılan olaylarla ilgili yer, zaman ve kişiler belirtilmiş. Yer, zaman ve kişiyi belirtmek anının inandırıcı olması bakımından önemlidir. Anılar dönemin siyasi ve sosyal olaylarını yansıttığı için belge niteliği kazanır; ancak anı yazarı anlattıklarını kanıtlamak zorunda değildir.
Anılar, öğretici metinler içinde yer alır.
Anı ( Hatıra ) Türü Özellikleri :
1 - Yaşanmakta olanı değil, yaşanmış bir konuyu anlatır.
2 - İnsan belleğinde iz bırakan olay ve olguları anlatır
3 - Tarihsel gerçeklerin öğrenilmesine katkı yaptığı için tarihçilere ışık tutar.
4 - Tanınmış, bilim, sanat ve politika adamlarının yaşamlarını çalışma ve
araştırmalarını anlatır.
5 - Yazarın unutulmasını istemediği gerçekleri kalıcı kılar.
6 - Geçmiş birinci kişinin ağzından kişisel yargılar ve yorumlarla verilir.
12. ETKİNLİK
“Bir Gönül Adamı” ve “Cephe Yarıldıktan Sonra Büyük Komutanın Verdiği Karar” adlı anılarda hangi anlatım türlerinin kullanıldığını belirtiniz. Bu anlatım türlerinin metnin yazılma amacıyla ilişkisini açıklayınız.
Bu metinlerde öyküleyici ve açıklayıcı anlatım türlerine ağırlık verilmiştir.
14. ETKİNLİK
Metnin yazılış amacını da dikkate alarak incelediğiniz anılarda dilin hangi işleviyle kullanıldığını belirtiniz.
Bu metinlerde dil ağırlıklı olarak göndergesel işlevde kullanılmıştır.

Anı ve günlük türlerinin benzer ve farklı yönlerinin tartışınız. Ulaştığınız sonuçları açıklayınız.

ANI İLE GÜNLÜĞÜN BENZER VE FARKLI YANLARI

1 – Anı da günlük gibi bir kişinin başından geçen gerçek yaşantılardan kaynaklanan yazı türüdür
.2- Günlük yaşanırken anı ise yaşandıktan sonra yazılır
3 - Anılar, yazarların yaşlılık çağlarında yazdıkları ve yaşamları boyunca karşılaştıkları olayları nesnel bir şekilde ortaya koyan yazılardır Günlükler ise daha öznel, derin, içten ve ruhun derinliklerinden kopup gelen Anlık duygu ve düşünceler hakimdir.
4 - Anı yazılarının anlatım açısından kurgusal niteliklere sahip olduğunu da söyleyebiliriz Günlükler ise kurgudan uzak yoğun düşüncelerin toplamıdır.

ANLAMA, YORUMLAMA
sayfa 64
6.
Haldun Bey ağırbaşlıydı, ölçülüydü, zarifti.
Kişi adı ile birlikte kullanılan unvanlar büyük harfle başlar.
……aktörlük için yazılmış bir başyapıttır.
Baş ile başlayan sıfat tamlaması yoluyla yapılan birleşik isimler bitişik yazılır.
Haldun Bey tiyatroyu galiba yazı sanatları içinden en yakını hissediyordu kendine.
Ses türemesi olan birleşik sözcükler bitişik yazılır.
Kendisi de duygusallığına matematiğin sıkı düzenini denek taşı yaptı
Bazı birleşik sözcükler bitişik yazılır.
Galatasaray Lisesinde Parasız yatılı okudum
Kurum ve kuruluş isimleri büyük harfle başlar, sununa getirilen ekler kesme işareti ile ayrılmaz.
Ardından Almanya’da ekonomi ve siyasal bilimler konusunda yükseköğrenim çabası
Öğretim ve öğrenim sözcükleri ile yapılan birleşik isimler bitişik yazılır.
Olumsuzlukları elbette göz ardı etmiyordu.
Göz ardı, kulak ardı gibi kalıplaşmış ifadeler ayrın yazılır.
Yirmi altı yaşındaydım
Sayı isimleri ayrı yazılır.
Bir gün Elmadağ’da Divan’ın önünde karşılaşmıştık.
Kurum ve kuruluş adları büyük harfle başlar, sonuna getirilen ekler kesme işareti ile ayrılır.
Zilli Zarife”yi Elhamra’da…
Lakaplar büyük harfle yazılır.
16 Mart 1916’da dünyaya gelmiş, İstanbul’da
Belirli bir tarihi belirten ay ve gün isimleri büyük harfle başlar.
…maneviyatı kalmamış birtakım insanlardan başka, kuvvet denecek kimse kalmamış.
 Birtakım, birkaç, birçok gibi belgisiz sıfatlar bitişik yazılır.
Malumunuzdur ki Misak-ı Milli’yi en nihayet Ankara ‘da tespit ettim
Kongre isimleri büyük harfle başlar.
Kazım Paşa derhal Limon Von Sonders’le…
Özel isme bağlı unvanlar büyük harfle başlar
Bunlar askeri kıyafet taşıyan urban ve Bedevilerdi
Topluluk isimleri büyük harfle başlar.
Gayriihtiyari çekildiler, emrettim.
Kalıplaşmış bazı sözcükler bitişik yazılır



65 .SAYFA
ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME
A. Aşağıdaki cümlelerde yargı doğru ise yay ayraç içerisine “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
• Anılarda anlatıcı ile yazar aynı kişidir. (D )
• Anılarda dil göndergesel işleviyle kullanılır. (D )
• Anı yazılarında yazar nesnel olmak zorundadır. ( Y)
• Anı yazarı anlattıklarını belgelemek zorundadır. ( Y)
B. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları yanıtlayınız.
1. Yaşanmakta olanı değil, yaşanılmışı anlatır anıcılar. İster istemez belleklerinde kalanı yansıtırlar. Bunun için de geçmişin tanıklığını yapar anılarını yazan kişiler. Anılarla tarih kesişir. Yalnız tarih değil anıların yaşam öyküleriyle günlüklerle de iç içe girdiği durumlar vardır. Ancak bu türlerden belirleyici yönleriyle ayrılır anı. Söz gelimi tarihlerde gördüğümüz nesnellik, bilimsel doğruluk, anlatılan yer, zaman ve tarih göstererek yüzde yüz kanıtlama gibi bir kaygı yoktur anılarda. Salt anlatıcısının yaşam serüveni içine sıkışıp kalmamış, onun dışına çıkıp o dönemi yansıtmasıyla da yaşam öyküsü ve öz yaşam öyküsünden ayrılır. Güncelere gelince günlüğün oluşması; günü gününe saptanan olaylara, düşüncelere duygulara bağlıdır.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
A) Günlüklerin günü gününe yazıldığına
B) Anı yazarının geçmişe tanıklık yaptığına
C) Anılarda anlatılanların belgelenmek zorunda olmadığına
D) Anıların yaşanılan dönemi yansıttıklarına
E) Anı yazarının farklı kaynaklardan yararlandığına
2. (I) Hep pencereden içeri bakıyorum. (II) Duvarda resimler. (III) Resimler eni konu etkiliyor. (IV) Aslında resimler mi renkler mi? (V) Renkler fırtına gibi esiyor.
Yukarıdaki cümlelerin hangisinde mecazlı anlatım vardır?
A) I    B)  II      C)  III      D) IV        E) V
3. Üstadı başında lacivert bir bere, sırtında kaşmir bir ceket, elinde makas, bahçesinde bulurduk. Bir dal, bir gül keserken... Telaşsız, yumuşak adımlarla gelir, pek ölçülü bir nezaketle misafirlerini karşılardı. Birinci katta pencerelerine yapraklar değen büyük bir odada toplanırdık. Hayal ötesi bir çay masası kurulurdu. Fakir mahallelerin sulh günlerinde bile tatmadığı, zengin konakların artık unutmaya başladığı dünya nimetlerine kavuşurduk burada. Çay, süt, sütlü kahve, kakao... Sonra peynirlerin her çeşidi. Reçeller, reçeller, reçeller... Çilek, muz, menekşe kokulu fondanlar... Pastalar, şokolalı, kremli, meyveli pastalar...
Yukarıdaki parçada kullanılan anlatım türleri seçeneklerin hangisinde doğru verilmiştir?
A) Öyküleyici anlatım- betimleyici anlatım
B) Öğretici anlatım- betimleyici anlatım
C) Açıklayıcı anlatım- öğretici anlatım
D) Öyküleyici anlatım- öğretici anlatım
E) Tartışmacı anlatım- açıklayıcı anlatım
C. Aşağıdaki soruları sözlü olarak yanıtlayınız.
1. Anı ve günce türleri arasındaki farklılıkları açıklayınız.
2. Anı türünde anlatıcının kim olduğunu belirtiniz.
3. Anı yazarı anlattıklarını belgelerle kanıtlamak zorunda mıdır? Niçin?
CEVAPLAR:
1. Anıda yaşananlar aradan belli bir zaman geçtikten sonra yazılır. Günlüklerde ise yaşananlar sıcağı sıcağına aktarılır.
Anıda, yaşananlar sıcağı sıcağına anlatılmadığı için yazar, duygusallıktan uzak bir tavır alır. Olayları daha geniş boyutuyla değerlendirir. Bu bakımdan gerçeğe daha yakındır. Anıda ise anlatılan olayların üzerinden fazla bir zaman geçmediği için yazar, duygusal bir tavır takınır. Anlattıklarına kişisel yargılarını fazlaca yansıtabilir.
2. Anı türünde anlatıcı yazarın kendisidir.
3. Yazar, anlattıklarını belgelerle kanıtlamak zorunda değildir. Yazar, belgelere, canlı tanıklara başvurur ancak anlattıklarını kanıtlamak zorunda değildir. Kendi gözlem ve izlenimlerini yansıtır.


ÖN HAZIRLIK
1.    Çalıştığı alanda ün yapmış kişiler hakkında yazılmış biyografiler bulup okuyunuz.
2.    Atatürk ve Halil İnalcık hakkında yazılmış birer biyografi bularak okuyunuz.
3.    Siyaset, askerlik, bilim, sanat, edebiyat, spor alanlarında tanınmış kişilerin hayatını konu alan bir film izleyiniz (“Akıl Oyunları”, “Piyanist”, “Çağrı”, “Ali” vb.).
4.    Bulunduğunuz çevrede biyografisini yazabileceğiniz bir kişi belirleyiniz. Biyografisini yazmaya karar verdiğiniz kişi hakkında bilgi ve belgeler toplayınız.
5.    Biyografilerin kültür tarihindeki yerini ve önemini araştırınız.
Biyografilerde yaşamları öğrenim hayatları, mücadeleleri anlatılan örnek, tanınmış kişiler kendilerinden sonra gelen kuşaklara örnek olacaktır.Böylece yeni nesiller bu insanların hayatlarından ders alacak ve hayatlarına daha doğru bir şekilde yön vereceklerdir.
6.    Monografi türünün özelliklerini araştırınız.
  Monografi:
Ünlü bir kimsenin hayatını, kişiliğini, eserlerini, başarılarını ayrıntılarıyla ele alan veya bilimsel bir alanda özel bir konu ya da sorun üzerine yazılan inceleme yazısına monografi (tek yazı) denir.

Monografi ya da monograf Türkçe'ye Fransızca monographie sözcüğünden geçmiş olup, bilimsel alanlarda özel bir konu, sorun ya da kişi üzerine yazılmış, kendi başına bir bütün oluşturan kitaplara verilen isimdir.
Herhangi bir kimsenin yaşamının başkaları tarafından benimsenmesinde bir sakınca görülmeyen özel taraflarını, bir sanat anlayışını, bir eserin veya şeyin yalnızca bir yönünü anlatan yazılara "monografi" denir.
Monografıde herhangi bir yer, bir eser, bir yazar, tarihî bir olay, bilimsel bir alana ait sorun özel bir görüşle veya bakış açısıyla değerlendirilebileceği gibi, bir konu üzerinde derinlemesine bir inceleme de yapılabilir.
Monografilerde kişi veya eser her yönüyle incelenir; araştırılır. Ancak bu şekilde ele alınan konunun o ana kadar gizli kalmış yönleri, tarafları belirlenir ve ortaya konur. Ayrıca sanatçı inceleniyorsa o sanatçıyı diğer sanatçılardan ayıran özel bilgilere ulaşılmış olur.

HAZIRLANALIM

1.    Hazırlık amacıyla izlediğiniz filmin konusunu, filmdeki olayların kimin hayatı etrafında meydana geldiğini belirtiniz.

2.    (...)

Ağaca bir taş attım.
Düşmedi taşım.
Düşmedi taşım.
Taşımı ağaç yedi.
Taşımı isterim.
Taşımı isterim.

Nurullah Ataç, bu şiiri şöyle değerlendirir. “Giriştiği işi başaramamış, umutları boşa çıkmış bir kişinin perişanlığını duyuyorum o şiirde, o duygu bence çok iyi anlatılmış.”
“Ağaç” şiirinin dizelerinin arkasındaki öykü şudur: Necip Fazıl Kısakürek, çıkardığı dergi için şiir ister Orhan Veli ve Oktay Rifat’tan. İki arkadaş birer şiir verirler Kısakürek’e. Ne var ki şiirlerinin yayımlanmadığını görürler. Bunun üzerine kafa kafaya verip söz konusu şiiri kaleme alırlar. Şiirin başlığının “Ağaç” olmasının nedeni, Kısakürek’in dergisinin bu adı taşımasıdır.
Sunay Akın
“Bir insanın hayalini hiç kimse kendi gibi anlatamaz çünkü gerçek iç yaşantısını ancak insan kendi bilir.”
Jean Jacquez Rousseau (Jan Jak Russo)
Yukarıdaki metin ve özdeyişte yazarların dile getirmek istedikleri sizce nedir? Düşüncelerinizi açıklayınız.
İnsanın iç dünyasında düşündükleri ile bunu dışa vuruşu her zaman aynı şeyleri ifade etmeyebilir. Anlatılmak istenen her zaman istediği gibi anlatılamayabilir. Fakat kişi bunu kendisi ifade ettğiği zaman daha baaşrılı olur. İç dünyasında geçen şeyi kendisi daha iyi aktarır.
3. Başarılı, tanınmış kişiler hakkında yazılmış biyografiler okumanın yaşamımıza nasıl katkısı olabilir? Düşüncelerinizi açıklayınız.
•                     Başarılı insanların hayatlarından etkilenebiliriz.Onların bu başarı öyküleri bize örnek teşkil eder, hedeflerimizi büyütmemizi, daha azimli ve gayretli çalışmamızı sağlar.
•                     Başkalarının yaşam öyküsünü bilenler onların hayattan edindikleri tecrübeler, aldıkları dersler sayesinde kendi hayatlarına yön verebilirler...


1. ETKİNLİK
Dört beş kişilik gruplar oluşturunuz. “Dünyaca Tanınmış Tarihçimiz Halil İnalcık” adlı metnin ve sınıfa getirdiğiniz biyografilerin yazılış amaçları, dil-anlatım ve şekil özelliklerini grupça inceleyiniz. Grup içinde tartışarak bu tür metinlerin ortak özelliklerini problem çözme yöntemiyle belirlemeye çalışınız. Tespit ettiğiniz özellikleri bir rapor hâlinde yazınız. Grup sözcünüzü belirleyiniz. Sözcünüz aracılığıyla çalışmanızı sınıftaki arkadaşlarınıza sununuz.
BİYOGRAFİLERİN ORTAK ÖZELLİKLERİ
1-Belli bir plana uyularak yazılılır.
2-Kişi tüm yönüyle tanıtılır.
3-Açık,sade bir dil kullanılır
4-Biyografi yazılırken objektif(tarafsız) olmalıdır.
5-İyi bir belgesel özelliği taşımalıdırlar.
Biyografinin yazılış amacı:
Tanınmış kişilerin çektikleri sıkıntıları, karşılaştıkları engelleri, başarıya ulaşmada gösterdikleri gayretleri anlatmaktır. Okuyucunun, topluma örnek olan bu kişileri yakından tanıma imkanı bulması, bu insanların başarı öykülerinden hareketle kendi koşullarını en iyi şekilede değerlendirme yolunu seçmesi amaçlanır.
Biyografininözellikleri:
Biyografilerde dil göndergesel işlevde kullanılır.
Biyografiler nesnel olmalıdır.
Biyografilerde gereksiz ayrıntılara girilmez.
Biyografiler açık, yalın, duru bir dille yazılır.
Biyografilerde daha çok açıklayıcı anlatıma başvurulur. Konuya göre öyküleyici ve betimleyici anlatımlara da başvurulabilir.


2. ETKİNLİK
Dünyaca Tanınmış Tarihçimiz Halil İnalcık” adlı metinden hareketle yazarın Halil İnalcık ile ilgili biyografiyi yazmadan önce ne tür hazırlıklar yaptığını, hangi bilgi ve belgelerden faydalandığını belirtiniz. Bir biyografi yazmak için ne tür ön hazırlıklar yapılabileceğini, hangi kaynaklardan yararlanılabileceğini tartışınız. Ulaştığınız sonucu açıklayınız.
Yazar, Halil İnalcık'ın hayat hikayesini yazmadan önce araştırma yapmıştır. Halil İnalcık'ın babası hakkında bilgi edinmiştir. Tarih kitaplarını, Halil İnalcık'ın kendi hayatıyla ilgili yazılılarını incelemiştir.
Biyografi yazmadan önce yaşam öyküsünü yazacağımız kişiyle ilgili kütüphane ve internette araştırma yapmalıyız. Biyografisini yazacağımız kişinin ailesi, yakın çevresi, iş arkadaşları ile görüşmeliyiz, o kişiyle ilgili yazılı ve görsel kaynak bulunduran kişilerle görüşmeliyiz.


3. ETKİNLİK
“Dünyaca Tanınmış Tarihçimiz Halil İnalcık” adlı metinden hareketle Halil İnalcık'ın ne zaman doğduğunu, çocukluğunun nasıl bir çevrede geçtiğini; mizacı ve kişisel özelliklerini belirtiniz. Yetiştiği aile ve çevrenin onun kişiliğinin oluşmasında etkili olduğunu düşünüyor musunuz? Size göre metinde bu bilgilerin verilme amacı nedir? Düşüncelerinizi açıklayınız.
Halil İnalcık 26 Mayıs 1916'da doğmuştur.
Çocukluğu, savaş ve kargaşanın yaşandığı bir döneme denk gelir.
İlkokulda okurken Latin harfleriyle tanışır.
Çocukluğunda Arapça ve Farsça eğitimini almıştır.
Ailesinin, yakın çevresinin desteği ve Abdülbaki Gölpınarlı, Fuat Köprülü gibi tarih ve edebiyat ustalarının katkılarıyla büyük bir tarihçi olmuştur.
Araştıran, çalışan, üreten bir insandır.
Tarih yazarlarının kanıtlarla hareket etmesi gerektiğini savunur.
Türk tarihi hakkında uydurulan birçok yalanın, aksi yöndeki kanıtlarla ortadan kaldırılabileceğine inanır.

4. ETKİNLİK
“Atatürk (Kişiliği, İlkeleri, Düşünceleri)” adlı biyografiden alınan yukarıdaki bölümden haraketle Atatürk'ün kişisel özellikleri ve düşünce hayatıyla ilgili çıkarımlarınızı belirtiniz.
Atatürk'ün kişisel özellikleri:
Vatanını ve milletini sever.
Zorluklardan yılmaz, çözüm yolu arar.
Kararlı ve cesurdur.
Akıl ve sağduyu ile hareket eder.
Birleştiricidir.
Milletin psikolojisini ve içinde bulunduğu şartları çok iyi bilir.
İleri görüşlüdür.
Millete ve orduya güvenir.
Milletin bağımsızlığını her şeyin üstünde görür.

5. ETKİNLİK
Sınıfınızda dört beş kişilik gruplar oluşturunuz. Sınıfa getirdiğiniz, Atatürk hakkında yazılmış biyografileri grup arkadaşlarınızla inceleyiniz. Metinlerden hareketle Atatürk'ün kişilik özellikleri ve düşünce hayatını konu alan bir metin hazırlayınız. Hazırladığınız çalışmayı sununuz.
Atatürk hakkında yazılmış biyografi
881 yılında, Osmanlı İmparatorluğu’nun bir ili olan Selanik’te doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım’dır. Babasını küçük yaşta kaybettikten sonra ilkokulu Selanik’te Şemsi Efendi Mektebi’nde okudu. Öğrenimini Selanik Askerî Rüştiyesi ve Manastır Askeri İdadisi’nde sürdürdü. 1899’da girdiği İstanbul Harbiye Mektebi’ni 1902 yılında piyade teğmeni rütbesiyle, Harp Akademisi’ni de 1905’te kurmay yüzbaşı olarak bitirdi.
Mustafa Kemal 1905 yılında Şam’da 5. Ordu’da, 1907’de Makedonya’daki 3. Ordu’da görevlendirildi. Manastır ve Selanik’te görevli iken 1909’da İstanbul’daki (31 Mart Vak’ası) ayaklanmayı bastıran Hareket Ordusu’nda görev yaptı. Arnavutluk isyanını bastırma harekâtına katıldı. 1911’de İtalya’nın Trablusgarp’a asker çıkarması üzerine Tobruk’a gönderildi. Tobruk ve Derne’de Türk Kuvvetlerini başarı ile yönettikten sonra binbaşı rütbesiyle 1912–1913 yıllarında Balkan Savaşı’na katıldı; Edirne’yi Bulgaristan’dan geri alan kolorduda görev yaptı. 1913–1915 yıllarında Sofya’da ataşe olarak bulundu. Birinci Dünya Savaşı’nda, 1915’te, 19. Tümen Komutanı olarak Çanakkale Savaşı’na katıldı. Gelibolu’da düşman saldırılarını başarı ile durdurdu; “Anafartalar Kahramanı” olarak ün kazandı.
1916’da Doğu Cephesi’ne Kolordu Komutanı olarak atandı ve generalliğe yükseltildi. Rus saldırılarını durduran Mustafa Kemal, Bingöl ve Muş’u düşmandan geri aldı. 1917’de Filistin ve Suriye’de görevli 7. Ordu Komutanlığı’na atandı. Aynı yıl Veliaht Vahdettin ile Almanya’ya gitti.
Alman Genel Karargâhı ve Alman savaş cephelerinde incelemeler yaptı. 1918’de yeniden görevlendirildiği Suriye cephesinde 7. Ordu Komutanı iken, Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra İstanbul’a geldi. Ülkeyi düşman işgalinden kurtarmak amacını gizli tutarak, Ordu Müfettişliği görevi ile İstanbul’dan ayrıldı.
Karadeniz yoluyla 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal, 22 Haziran 1919’da Amasya Genelgesi’ni yayımladı. Türk milletine, “Vatanın bütünlüğünün ve milletin bağımsızlığının tehlikede olduğunu, azim ve kararlılıkla vatanın kurtarılması için Sivas’ta bir kongre toplanacağını” bildirdi. Ayrıca Osmanlı Hükûmeti’nin verdiği görevden ve askerlikten istifa ederek 23 Temmuz 1919’da Erzurum’da, 4 Eylül 1919’da Sivas’ta toplanan kongrelerin başkanlığını yaptı.
Bu kongrelerde, “Düşman işgaline karşı milletin vatanı savunacağı, bu amaçla geçici bir hükûmetin kurulacağı ve bir millî meclisin toplanacağı, manda ve himayenin kabul edilmeyeceği” kararları alındı ve açıklandı. Türkiye Büyük Millet Meclisi, onun çabalarıyla 23 Nisan 1920’de Ankara’da tarihî görevine başladı; Mustafa Kemal, Meclis ve Hükümet Başkanı seçildi. Osmanlı Hükümeti ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan Sevr Antlaşması’nı Türk milletinin kabul etmediğini dünyaya duyurdu.
İtilaf Devletleri’nin yardımıyla İzmir’i işgal eden Yunan Kuvvetlerinin ilerlemesi 1921’de Birinci ve İkinci İnönü savaşlarıyla durduruldu. 23 Ağustos 1921’de yeniden saldıran Yunan Ordusu bozguna uğratılarak Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın yönettiği Türk Ordusu Sakarya Meydan Savaşı’nı zaferle sonuçlandırdı. 22 gün geceli gündüzlü süren bu savaşta Yunan Ordusu ağır kayıplara uğratıldı. Bu zafer nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Mustafa Kemal’e ‘Mareşal’ rütbesi ve 'Gazi' unvanı verildi. Türk Ordusu, vatanı düşman işgalinden kurtarmak için 26 Ağustos 1922’de karşı saldırıya başladı. Mustafa Kemal Paşa’nın yönettiği Başkomutan Meydan Savaşı’nda (30 Ağustos 1922) Türk Ordusu Yunan Ordusu’nun büyük kısmını yok etti. Bozguna uğrayarak kaçan düşman kuvvetlerini izleyen Türk Ordusu 9 Eylül 1922’de İzmir’e girdi. 11 Ekim 1922’de Mudanya Ateşkes Antlaşması imzalandı ve İtilaf Devletleri işgal ettikleri Türk topraklarından çekildiler.
Kurtuluş Savaşı’nın ardından TBMM tarafından 29 Ekim 1923 günü Cumhuriyet ilan edilirken, Mustafa Kemal de Cumhurbaşkanı seçildi. 1938’deki ölümüne dek arka arkaya 4 kez cumhurbaşkanı seçilen Atatürk, bu görevi en uzun süre yürüten cumhurbaşkanı oldu.
Mustafa Kemal’e, 24.11.1934 günlü, 2587 sayılı kanunla Atatürk soyadı verildi ve bu soyadının başkaları tarafından kullanılması yasaklandı.
Mustafa Kemal Atatürk, 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı’nın etkilerini hafifletmek ve ülkenin kalkınmasını hızlandırmak amacı ile 1933’te Beş Yıllık Sanayi Planı’nı başlattı. Aynı dönemde dış politikada da önemli adımlar atıldı; Milletler Cemiyeti’ne girilmesi (1932), Balkan Antantı’nın imzalanması (1934), Montrö Boğazlar Sözleşmesi (1936) ve Sadabat Paktı (1937) gibi girişimler Türkiye’nin bölgesinde ve dünyada etkili bir aktör olarak öne çıkmasına katkıda bulundu. Atatürk, Hatay’ın anavatana katılması için yoğun bir diplomatik çaba sarf etti ve onun bu amacı, vefatının ardından 1939 yılında gerçekleşti.
Atatürk, yalnızca Türk milletinin Kurtuluş Savaşı’nı başarı ile yöneten bir komutan değil, aynı zamanda gerçekleştirdiği devrimler ile de dâhi bir devlet adamı idi. 57 yıl süren yaşamının büyük kısmında, milletinin ve vatanının bağımsızlığı ve mutluluğu için yılmadan çalıştı ve girdiği her mücadeleden zaferle çıktı.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, cesur ve unutulmaz önderi Mustafa Kemal Atatürk, 10 Kasım 1938’de aramızdan ayrıldı.
6. ETKİNLİK
Halil İnalcık hakkında okuduğunuz biyografilerde verilen bilgiler ders kitabınızda yer alan bilgilerle örtüşüyor mu? “Dünyaca Tanınmış Tarihçimiz Halil İnalcık” adlı biyografide verilen bilgilerle sizin araştırdığınız metinlerdeki bilgiler arasında çelişkiler olup olmadığını belirtiniz. Yaptığınız etkinlikten hareketle biyografilerde bazı gerçekleri gizlemenin, kurmacaya yer vermenin nasıl sonuçlar doğurabileceğini tartışınız. Ulaştığınız sonuçları açıklayınız.
Halil İnalcık hakkında okuduğunuz biyografilerde verilen bilgiler ders kitabınızda yer alan bilgilerle örtüşmektedir.
Çelişki yoktur.
Biyografilerde kurmacaya yer verilmez.
Biyografiler gerçekleri yansıtır, yansıtmalıdır.
Biyografide gerçekler gizlenirse biyografisi yazılan kişi hakkında yanlış bilgi edinilir.

7. ETKİNLİK
Dört beş kişilik gruplar oluşturunuz. Grup arkadaşlarınızla “Dünyaca Tanınmış Tarihçimiz Halil İnalcık” adlı metnin paragraflarının konusunu bulunuz. Konuların birbirleriyle ilişkişini belirleyiniz. Yaptığınız çalışmayı sınıfa sununuz.
* Aile bilgileri
*  Doğumu
*Kendi ağzından Ankaraya yerleşmeleri ile ilgili görüşleri,
* Sivas Öğretmen okuluna verilmesi
* Dil tarihb ev Coğrafya fakültesine yerleşmesi
* Önemli isimlerden ders alması ve asistan oluşu
*  Tanzimat ev Bulgar Meselesi adlı çalışmasının yayınlanması
*Arşivlerde inceleme yapması, çalışmaları
* Unesco da görev alamsı
* Yabancı dil bilgisi, aldığı ödüller
* Emekliliği
*Oluşturduğu ekol

8. ETKİNLİK
İncelediğiniz metinlerden ve ön hazırlıkta yaptığınız araştırmadan hareketle biyografilerin kültür tarihindeki yerini ve önemini açıklayınız.
Biyografi türünün ilk örneğinin eski Yunan'da  Plutarkhus'un "Hayatlar" adlı eseri olduğu kabul edilir.
Diğer ilk örnekler:
17. yüzyılda İngiltere'de William Roper'in Thomes More hakkında yazdığı biyografi
18. yüzyılda Samuel Johnson'un James Boswell'in hayatını yazdığı biyografi
20. yüzyıla kadar yazılan biyografilerde biyografisi yazılan kişinin hayatının yanı sıra erdemleri, ahlaki özellikleri de veriliyordu.
20. yüzyılda başlayan modern biyografide ise nesnel bir yaklaşım görülür.
Türk edebiyatında biyografiye yakın türler:
Siyer kitapları: Hz. Muhammed'in hayatı
Kısas- enbiyalar: Peygamber kıssaları
Tezkiretü'l Evliyalar: Evliyaların yaşamını anlatan eserler
Şairler tezkireleri: Şirlerin hayatını anlatan eserler.
Tezkireler biyografi türünün edebiyatımızdaki ilk örnekleridir. Türk edebiyatında ilk şairler tezkiresi Ali Şir Nevai'nin Mecalisü'n Nefais adlı eserdir.
Anadolu'da yazılan ilk şairler tezkiresi Heşt Behişt (Sehi Bey)  adlı eserdir.
16. yüzyıld Latifi'nin yazdığı Tezkiretü'ş Şuara da önemli bir eserdir.
9. ETKİNLİK
•    “Dünyaca Tanınmış Tarihçimiz Halil İnalcık”, “Mustafa Kemal Anadolu'da” ve “Paris Pişmiş” adlı metinlerde anlatıcının kim olduğunu belirtiniz. Anlatıcının biyografiyi hazırlayan kişiyle ilişkisini açıklayınız.
“Dünyaca Tanınmış Tarihçimiz Halil İnalcık”, “Mustafa Kemal Anadolu'da” adlı metinlerde anlatıcı 3. tekil kişidir.  Pariş Pişmiş adlı metinde ise anlatıcı yazarın kendisidir. Cümleler 1. tekil kişi ağzından kurulmuştur.
•    “Dünyaca Tanınmış Tarihçimiz Halil İnalcık” ve “Paris Pişmiş” adlı metinleri yazılış amaçları ve anlatıcıları bakımından karşılaştırınız. Metinlerden hareketle biyografi ve otobiyografi aracındaki benzerlik ve farklılıkları belirtiniz.
Paris Pişmiş adlı metnin yazılış amacı yazarın kendisini tanıtma isteğidir. Diğer metinlerde ise başka birinin hayat hikayesini aktarma isteği vardır.

10. ETKİNLİK
Fuat Bayramoğlu’nun Bir Anı adlı metniyle Dünyaca Tanın mış Tarihçimiz Halil İnalcık Ve Paris Pişmiş adlı metinleri anlatım yönünden karşılaştırınız. Anılardaki anlatımla biyografilerdeki anlatım arasındaki farkları açıklayınız.
Halil İnalcık'ta anlatıcı 3.tekil şahıs anlatıcıdır. Paris Pişmiş ve Bir anı adlı metinler ise birinci teki şahıs ağzından anlatılmıştır. Anlatıcı  olayayı yaşayan kişidir.
Aın ile Biyografi Arasındaki Farklar:
Her iki yazı türünün de kaynağı kişilerin yaşamı, başından geçenlerdir. Ancak anı, söz konusu kişinin hayatının belli bir kısmını, biyografi ise kişinin hayatının tamamını konu alır.
 Anıda anlatıcı, "ben"dir, yani olaylar birinci kişinin ağzından aktarılır. Biyografide anlatıcı, "o"dur, yani olay­lar üçüncü kişinin ağzından verilir.
Anıda anlatan ve yaşayan aynı kişi olduğundan samimi bir üslup vardır. Dolayısıyla anıda öznellik hâkimdir. Biyografide yaşayan ve yazan farklı kişilerdir, bu yüzden nesnel ve resmî bir üslup kullanılır.
11.etkinlik.
Dünyaca tanınmış Tarihçimiz Halil İnalcık adlı metinden alınan parçada hangi  anlatım  türü kullanılmıştır ?
Dünyaca Tanınmış Tarihçimiz Halil İnalcık adlı metinden alınan parçada açıklayıcı anlatım ve öğretici anlatım  türü kullanılmıştır.
12.
Paris Pişmiş ve Dünyaca Tanınmış Tarihçimiz Halil İnalcık adlı metinlerde öyküleyici anlatım, açıklayıcı anlatım, öğretici anlatım türleri kullanılmıştır.
13. etkinlik
BİYOGRAFİ (HAYAT HİKÂYESİ)
Çeşitli bilim dalları ile güzel sanatlar ve spor alanlarında ün yapmış bir kişinin hayatının derlenip toparlanması ve sonunda yazıya geçirilmesidir.
Biyografilerin yazılmasındaki amaç; tanınmış, yararlı olmuş kişilerin çektikleri sıkıntıları, karşılaştıkları güçlükleri nasıl yendikleri, başarıya nasıl ulaştıklarını anlatmaktır.
Bu şekilde, okuyucuların "kıssadan hisse çıkarmaları" sağlanır; sabırlı, düzenli ve plânlı çalışmanın başarıya olan katkısı verilmek istenir.
Biyografiler; sanata, edebiyata, tarihe ışık tutarlar. Anma ve kutlama günlerinde, sanat gecelerinde bu tür yazılardan yararlanılır.
Ayrıca, biyografiler; belli bir dönemin olaylarını, toplumun yapısını ve sanatını da belgeler niteliktedir.
Biyografiye, eski edebiyatımızda "Tercüme-i Hâl" (Hâl Tercümesi) denirdi.
Divan edebiyatındaki "Şuara Tezkireleri", sadece şairlerin özelliklerini veren biyografi niteliğindeki eserlerdir.
Biyografiler açık, sade bir dille, tarafsız bir görüşle yazılmalıdır.
Biyografi türleri şunlardır:
a. Bilimsel biyografi
Biyografik bilgileri kronolojik bir sıra içerisinde, alt başlıklar halinde, onun dönemi içindeki konumunu, getirdiği yenilikleri, gösterdiği başarıları, eserlerini, eserlerinin değişik özelliklerini eleştirel bir tutumla, belgelere, araştırma ve incelemelere dayalı olarak veren çalışmalara bilimsel biyografi ya da biyografik monografi denir. Bu tür eserlerde kişinin doğumu, yetişmesi, öğrenimi, çalışma hayatı, türlerine göre eserleri, eserlerinin önemi, şekil ve muhteva özellikleri, başarıları, ödülleri ve başka özellikleri bölümler halinde verilir. Bilimsel biyografi türüne şu örnekler verilebilir: Mehmet Kaplan, Tevfik Fikret Devir-Şahsiyet-Eser (1971); İsmail Parlatır, Recaizade Mahmut Ekrem (1995); Ö.Faruk Huyugüzel, Hüseyin Cahit Yalçın’ın Hayatı ve Edebî Eserleri Üzerinde Bir Araştırma (1984).
b. Biyografik roman
Roman, hikâye gibi tahkiye kurgusu içerisinde, olay anlatımı üslûbuyla kişiyi bir roman kahramanı gibi olayların içindeki konumlarıyla sunan eserlere de edebî biyografi ya da biyografik roman denir. Biyografik romanlarda kişinin ruhsal ve fiziksel özellikleri, davranışları, duyguları, düşünceleri, tepkileri, tavır alışları, giyinişi gibi pek çok değişik özellikleri ayrıntılı olarak verilip bir anlamda onun portresi çizilir. Hayatı içerisinde canlı, yaşayan bir kişilik olarak sergilenir. Buna örnek olarak M. Emin Erişirgil’in Mehmet Akif /İslâmcı Bir Şairin Romanı (1956); Tahir Alangu’nun Ömer Seyfettin (1968) adlı eserleri verilebilir. Ayrıca Oğuz Atay’ın Bir Bilim Adamının Romanı (1975) adlı romanı da bu türün en iyi örneklerindendir. Yazar bu romanında hocası Mustafa İnan’ı merkez alarak bir dönemin idealist neslinin hayatını yansıtmıştır.
Otobiyografik roman:
Kişinin kendi hayatını roman şeklinde yazmasıdır..
c. Nekroloji :
Ölen ünlü bir kişinin hemen ölümünden sonraki günlerde genellikle gazete ve dergilerde yakın çevresinde yer alan kişiler tarafından onun üstün niteliklerinin, erdemlerinin, çalışmalarının ve diğer özelliklerinin anı üslûbuyla anlatıldığı yazılara denir. Bu yazılar bir anlamda öleni çok seven birinin ağıtları, duygusal, öznel açıklamalarıdır. Bu tür yazılara örnek olarak Yahya Kemal’in ölümü dolayısıyla kaleme alınmış şu yazıları verebiliriz: Vehbi Cem Aşkun, “İstanbul Aşığını Kaybetti” (Dünya, 5 Kasım 1958); Nimet Behsuz, “Büyük Şairin Arkasından” (Yeni Gün, 3 Kasım 1958); Cenap Gedikoğlu, “Bir Dev Şair Göçtü”
Mehmet Süreyyâ'nın "Sicil-i Osmânî"si,
Çeşitli kişiler tarafından kaleme alınmış "Şuarâ tezkireleri",
Şevket Süreyyâ AYDEMİR'in "Tek Adam" ve "İkinci Adam"ı biyografik eserlere örnektir.
NOT: Biyografi türüyle benzerlik gösteren eserlere Divan edebiyatında “tezkire” denir.
Türk edebiyatında ilk biyografi örneğini (tezkire) Ali Şir Nevai 16. Yüzyılda “Mecalis’n- Nefais” adlı eseriyle vermiştir.              
Otobiyografi
Otobiyografi, bir düşünürün, bir sanatçının, bir sporcu ya da tanınmış bir kişinin kendi yaşam öyküsünü anlattığı edebî tür. Özyaşamöyküsü de denir. Kaynak olarak kişi kendini ve aile büyüklerinden aldığı bilgileri kullanır. Yazarın kendinden söz ederken nesnel olması zor olduğundan otobiyografi yazmak güçtür. Otobiyografilerde yazar kendine ait sanat eserleri, düşünceleri ve yapmış olduğu ya da katkısının olduğu önemli işleri aktarır. Bu yazılı anlatım türü aynı zamanda iyi bir belgeseldir. Bu alanda çalışacaklara ve yazarın yaşadığı dönemin özelliklerine kaynaklık eder.

Otobiyografinin belirleyici özellikleri:
Otobiyografi düşünsel plânla yazılır.
Yazar daha çok kendisini öne çıkartabilir.
Biyografilerde Objektif olunmalıdır.
Otobiyografi kişinin kendi diliyle anlatmasıdır.
Türk edebiyatında ilk biyografik eser, Malik Bahşi’nin Feridüddin-i Attar’dan çevirmiş olduğu Tezkiretü’l-Evliya’dır.
Daha çok mesleklerine göre düzenlenmiş ve birden fazla kişinin biyografisinin yer aldığı tezkire, menakıb, vefeyat, devha, sefine, tuhfe, hadika, fihrist, silsilename, şairname, gazavatname, sicil gibi adlar altında birçok eser kaleme alınmıştır.
Menakıpname ya da velâyetname denilen eserlerde tarikat büyüklerinin, evliyaların, pir ve şeyhlerin olağanüstü halleri, kerâmetleri ve diğer kişisel özellikleri anlatılır. Yayımlanmış bazı menakıpnamelere şu örnekler gösterilebilir: Hacımsultan Velâyetnamesi (Rudolp Tschudi); Hacı Bektaş Velâyetnamesi (Erich Gross).
Vakayinamelerde de birçok devlet adamının biyografilerine ait malzemeler bulmak mümkündür.
14. Etkinlik
Paris Pişmiş ve Dünyaca Tanınmış Tarihçimiz Halil İnalcık adlı metinlerde dil göndergesel işlevde kullanılmıştır.
ANLAAM YORUMLAMA
1.       İncelenilen metinlerde biyografisi yazılan kişinin hayat hikayesi kronolojiksıraya göre verilmiş.
2.       Tanınmış kişiler olmaları, sasında önemli eserler vermiş olmaları. Toplum tarfından bilinen tanınan ve önemli buluşlara imza atmış ünlü kişilerin biyografileri yazılır.
3.       Hazırlık kısmında bu soru cevaplandı.
4.       …..


11. SINIF DİL VE ANLATIM DERS KİTABI CEVAPLARI 2012-2013 (EVRENSEL YAY.) BİYOGRAFİ TÜRÜ sayfa 80 ÖLÇME DEĞERLENDİRME SORULARI

A.           Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere uygun sözcükler yazınız.
•            OTOBİYAOGRAFİ .bir düşünürün, bir sanatçının kendi yaşam öyküsünü anlattığı eserlerdir.
•             BİYOGRAFİ siyaset, edebiyat, spor, sanat gibi alanlarda başarı göstermiş kişilerin yaşamının anlatıldığı metinlerdir.
•             Biyografisi yazılacak kişinin hayat hikâyesi KRONOLOJİK bir sıraya göre verilmelidir.
B.            Aşağıdaki cümlelerde yargılar doğru ise yay ayraç içerisine “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
•             Biyografilerde anlatılanlar bilgi ve belgeye dayandırılır.              ( D)
•             Biyografilerin edebiyatımızdaki ilk örnekleri mesnevilerdir.        ( Y )
•             Biyografi yazılarında anlatıcı ile yazar aynı kişidir.                      (Y  )
•             Biyografilerde kurmacaya yer verilmez.                                    ( D)
•             Anlatıcı, biyografisini yazacağı kişiyi tanımak zorundadır.           ( D )
•             Biyografilerde nesnel anlatım kullanılır.                                      ( D )
C.            Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları yanıtlayınız.

..........kişisel yaşantının bütünü ya da belli bölümlerini ya da gözlemleri dile getirmek
amacıyla yazılmış edebî metinler ya da kayıtlardır. Otobiyografi ile karıştırılabilen bu tür, ondan dışsal olaylara verdiği önem ile ayrılır...........kişisel yaşam izlenimlerinin yanı sıra bu izlenimlerin dış boyutları da geniş olarak yer alır. Otobiyografide yazar öncelikle kendilerini konu
edinirken..........yazarları çoğunlukla çeşitli tarihsel olaylarda rol oynamış ya da bu olayların
yakın gözlemcisi olmuş kişilerdir. Bu kişilerin yaşadığı şeyleri bir defter ya da bir kâğıda aktarmasıdır.
1.            Yukarıdaki paragrafta otobiyografiyle karşılaştınlan metin türü aşağıdakilerden hangisidir?
                A) Deneme        B) Anı   C) Günlük           D) Biyografi        E) Gezi yazısı
2.            Ayasofya'nın muhteşem kubbesinin tam tepesinde, devasa gümüş hilalin dibinde, akşama şeyhine anlatmak için çevresinde olanları gözleyip en ufak ayrıntıyı bile aklına yazan Haşan Efendi, yeşil sarığı ve uzun siyah cüppesiyle bir heykel gibi hiç kımıldamadan tek başına dikiliyor, göğe çizilmiş siyah bir silüet gibi en yüksekteki yalnız duruşuyla belki kalabalığın kendisinden bile daha etkileyici gözüküyordu.
Yukarıdaki paragrafta hangi anlatım türü kullanılmıştır?
A) Betimleyici anlatım B) Açıklayıcı anlatım        C) Öyküleyici anlatım
D) Kanıtlayıcı anlatım     E) Öğretici anlatım

D) Aşağıdaki soruları sözlü olarak yanıtlayınız.
1.            Anı ve biyografi türlerini karşılaştırarak benzer ve farklı yönlerini söyleyiniz.
Anı ve günce yazılarında kahraman anlatıcı vardır.Yani metnin kahramanı yazarın kendisidir.Birinci ağızdan anlatım vardır.Biyografilerde ise metnin kahramanı ile anlatıcı farklı kişilerdir.Üçüncü ağızdan anlatım vardır.Kısaca anılarda ve güncelerde doğrudan anlatım , biyografilerde ise dolaylı anlatım vardır.
2.   Biyografilerin kültür hayatımızdaki yerini açıklayınız.
 Biyografiler olmasaydı, yaşamış olan bir çok ünlü kişi hakkında sağlıklı bilgi alamazdık. Bu ünlülerin hayatlarının, başarılarının, eserlerinin tanınması, kültür tarihimiz için çok önemlidir.
Biyografilerde yaşamları öğrenim hayatları, mücadeleleri anlatılan örnek, tanınmış kişiler kendilerinden sonra gelen kuşaklara örnek olacaktır.Böylece yeni nesiller bu insanların hayatlarından ders alacak ve hayatlarına daha doğru bir şekilde yön vereceklerdir.



11. SINIF DİL VE ANLATIM DERS KİTABI CEVAPLARI 2012-2013 (EVRENSEL YAY.) GEZİ YAZISI SAYFA 81-96

                   HAZIRLIK:
• "Çok yaşayandan sorma, çok gezenden sor" atasözü  gezen  insanın farklı kültürleri , farklı coğrafyaları görüp, faklı insanlarla tanışarak bilgisini, görgüsünü kültürünü arttırdığı, bu şekilde gezilerin insanın ufkunu açtığını anlatır.
•  Gezi yazıları, gezilen yerler hakkında izlenim ve bilgilerin(coğrafi, tarihi özellikler, kültür ve tabiat zenginlikleri, gelenek görenekler...)  diğer insanlara aktarmak için yazılabilir.
 SAYFA 90:
1.ETKİNLİK:
•             Okuduğumuz gezi yazısıyla diğer gezi yazıları içerik ve bakış açısı olarak birbirinden farklıdır. Her yazar farklı bir yerle ilgili anlatmaya değer ilginç yönlerini kendi düşüncelerini ve yorumlarını da ekleyerek kendi bakış açısıyla ifade etmişlerdir.
•             Gezi yazılarının ortak yönleri:
•             Gezilip görülen yerlerle ilgili bilgi ve gözlemler anlatılmıştır.
•             Gezilip görülen yerlerin tarihi, sosyal, ekonomik, kültürel yaşantısı yansıtılmıştır.
•             Dil açık, sadedir.
•             Genelde göndergesel işlev kullanılmıştır.
•             öyküleyici, betimleyici, açıklayıcı, öğretici anlatım türleri kullanılmıştır.
•             Yazarlar kendi yorumlarını da katmışlardır.

         Farklı yönleri:

•             Her yazar farklı bir yeri kendi bakış açısı bilgi ve gözlemlerine göre anlatmıştır. Dil ve Anlatım yönünden farklıdır.
2.ETKİNLİK:
 "Beserabya Köyleri" adlı gezi yazısından...
•             Komrad'ın Beserabya'da (bugünkü Moldova) Gagavuz Türklerinin yaşadığı tek kasaba olduğunu
•             Köydeki yel değirmenlerinin bulunduğunu
•             Gagavuzların toplu halde yaşadığı ve birbirlerine çok bağlı olduğunu
•             Komrat'ın 14 bin nüfuslu olduğunu
•             İnsanların yalnız çiftçilikle geçindiği
•             Gagavuzların kültürlerine son derece bağlı olduklarını
•             Ana yurttan çok önceleri koptukları halde Türklüklerini kaybetmediklerini... öğrendik.
•             Bu bilgiler daha önce hiç bilmediğimiz Beserabya köyleri hakkında az da olsa bilgi edinmemizi sağladı.
•             Yazar, gezdiği bu yörenin bütün özelliklerine yer vermemiştir. Çünkü gezi yazılarında görülen her şey değil sadece yazarın dikkatini çeken kültür ve doğa zenginlikleri, tarihi ve sosyal özellikler ve yaşama biçimi hakkında bilgi verilir.
3.ETKİNLİK:
ÖRNEK METİN...
 "Yamacındaki yemyeşil çam ağaçlarının aksinin vurduğu pırıl pırıl bir göl...Zümrüt teninin içinde bir cennet bahçesi saklayan enfes bir doğa harikası burası. Ciğerlere doldurulan bu tertemiz havada çamlara özgü o mis koku nefeslere karışıyor. Bir, kuş sesi eksik fonda.O mis kokuyu içime çekerken gözlerimi kapatıp ormanın derinliğinde kaybolmuş kuş seslerini duymaya çalışıyorum. Gözlerim kapalı, ne kadar kalıyorum böyle bilmiyorum; ama tam da kuşlar şakımaya başlıyor ki hayalimde birden......." (devam edebilirsiniz:))))

SAYFA 91:
•                Herkesin duyuş ve düşünüşü, bakış açısı birbirinden farklı olacağı için yazılanlar arasında farklılıklar olacaktır.
4.ETKİNLİK:
•             Metindeki anlatım türleri ve örnekleri:
•             Öyküleyici anlatım:
"Komrat Lisesi'ni bitirmiş bir genç kız gördüm,Türkçe konuşmakta güçlük çekiyordu."
•             Betimleyici Anlatım:
"Alabildiğine düz ve geniş bahçeler, bahçeler içinde beyaz boyalı muntazam, kiremitli, çoğu tek katlı evler..."
•             Açıklayıcı Anlatım:"Halkın büyük çoğunluğu Gagavuz olan on dört bin nüfuslu Komrat yalnız çiftçilikle geçinen bir kasabadır."
             Söyleşmeye Bağlı Anlatım:
-Sen nesin?
-Gagavuz
-Gagavuz ne demek, Bulgar mısın?
-Yok, Bulgar değilim..."
-Peki, ya nesin?
-Türk

•             Metnin yazılış amacı gezilip görülen Beserabya Köyleri hakkında izlenimlerin, gözlemlerin canlı ve etkili bir şekilde aktarılması olduğu için metinde bu anlatım türleri kullanılmıştır.
5.ETKİNLİK:
•             Metindeki paragraflar metnin bütünlüğü bozmayacak şekilde birbirine bağlanmıştır. Paragrafların yapı unsurları olan cümleler birbirlerine bağlanmış, başka konulara atıfta bulunularak paragraflar arasında geçişler sağlanmıştır. Metindeki diğer paragraflar da Beserabya Köyleri hakkında okuyucuya bilgi vermek amacı etrafında yapı unsurlarıyla oluşturulmuş ve bu amaçla bütünsel bir biçimde birbirine bağlanmıştır.
6.ETKİNLİK:
Metnin yapı unsurları metnin iletisini vermek amacıyla düşünsel bir bütünlük içinde bir araya getirilmiştir. Yapı unsurları metnin iletisini vermede ve somutlaştırmayı sağlamada birer araçtır.
7.ETKİNLİK: Duygularınızı belirtiniz.

SAYFA 92:
8.ETKİNLİK:
•             Tarihi, coğrafi özellikleri
•             Sosyal, ekonomik, kültürel yaşantısı
•             Ahlak, gelenek ve görenekler gibi bilgiler yer almıştır.
•             Bu bilgilerden yola çıkılarak gezi yazıları sosyoloji, tarih, coğrafya gibi bilim dallarına yarar sağlar.
9.ETKİNLİK:

•             Okuduğumuz gezi yazıları açık, duru, akıcı ve yalındır.
•             Bu anlatım özellikleri gezi yazıları için önemlidir. Çünkü amaç, okuyucuya bilgi vermektir.
10.ETKİNLİK:
Anlatım bozukluğu olan cümlelerin düzeltilmiş hali:
"Yabancı bir dille lise tahsili görmüş, kafasındaki kavramlar (artmış) ve dünyayı görüş seviyesi yükselmiş bir insan..." (fiilimsi eksikliğinden kaynaklanan anlatım bozukluğu)
"Yalnız Hristiyan değil  hatta Müslüman birçok Türk kitlesinin ...(tamlama yanlışlığı)

11.ETKİNLİK:
1.cümlede:
ilerde: ses düşmesi
köyü-n-ü: ses türemesi ( Türkçe ‘de iki ünlü harf yan yana gelmediği için "n" kaynaştırma harfi gelmiş)
savaşçı : benzeşme
ses daralması yok...
2.cümlede:
ses düşmesi yok
ses türemesi: hak-k-ım-da ("hak"  sözcüğüne lütfen dikkat ediniz. Yardımcı eylem( et-) aldığında ses türemesi olmaz; ama "-ı,-a"  gibi ünlü ekler aldığında ses türemesi olur.
Lütfen konuyla ilgili  tıklayınız...     ünsüz türemesi videosu
ses benzeşmesi yok
gizlemiyorum: ses daralması ( "yor" eki kendinden önceki geniş ünlüyü (a-e) daraltır.

SAYFA 93:
12.ETKİNLİK:
Metinde dil ağırlıklı olarak göndergesel işlevde kullanılmıştır.
13.ETKİNLİK:
GEZİ YAZISI-ANI KARŞILAŞTIRMASI:
BENZER YÖNLER:
•             İki türde de açık, sade, anlaşılır, içten bir dil kullanılır.
•             İki türde de dil göndergesel işlevde kullanılır.
•             Her iki türde de açıklayıcı, betimleyici, öyküleyici anlatım türleri kullanılır.
•             Her iki tür de başka bilim dallarına kaynaklık edebilir.
FARKLI YÖNLERİ:
•             Anılarda amaç yazarın yaşamından ilgi çekici olayları anlatmakken gezi yazıları gezilip görülen yerler hakkında okuyucuya bilgi vermek için yazılır.
•             Gezi yazılarında gözlem önemli bir yer tutar, anılarda ise yazarın kendi yaşamına dair izlenimleri vardır.
•             Anılarda çevreye ait bilgiler gezi yazısı kadar ayrıntılı değildir.
ANLAMA-YORUMLAMA
14.ETKİNLİK:
•Yazara göre ana dilinin zenginliklerinden habersiz olan ve kendi milletiyle bağlarını koparmış insanlar ancak konuştuğu dilin dar çerçevesinde düşüncelerini anlatmak zorunda olur. Böyle bir insan dili daha zengin ve kalabalık yabancı topluluklar arasında kaldığında da kendi ana dilini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
•Yazar bu görüşünde son derece haklı, çünkü dilini kaybeden milletler yok olmaya mahkûmdur.
•Gezi yazısında işlenen konuyu yazar kendi kişisel gözlemlerine, izlenimlerine ve bakış açısına göre öznel bir şekilde anlatır.
15.ETKİNLİK:
Evliya Çelebi son derece dikkatli bir seyyahtır. O, gezdiği yerlerin tarihini, coğrafyasını, iklim ve tabiatını, sanat eserlerini, insanlarını, insanlarının giyiniş, yaşayış, dil ve dinlerini, silahlarını, âdetlerini, tanınmış hususiyetlerini, yerleşme şekillerini, kısaca şahsi ve günlük hayattan, cemaat hayatına, manevi hayata kadar bütün unsurları eserine almıştır. Bu durum Seyahatname’nin dünyada eşine rastlanmayan bir zenginlikle önemli bir kaynak olmasını sağlamıştır. Düşünceye ve daha çok göze hitap eden güçlü tasvirler, sıcak bir mizah, mübalağa ve secilerle süslü üslubu onu farklı kılan unsurlardır.

Seyahatname on ciltten oluşmaktadır.
Seyahatine dair bıraktığı 10 ciltlik Seyahatname'nin konuları şu şekildedir:
*I. Cilt: İstanbul ve civarı Eserin birinci cildinde İstanbul'un târihi, kuşatmaları ve fethi, İstanbul'daki mübârek makamlar, câmiler, Sultan Süleyman Kânunnâmesi, Anadolu ve Rumeli'nin mülkî taksimâtı, çeşitli kimselerin yaptırdığı câmi, medrese, mescit, türbe, tekke, imaret, hastane, konak, kervansaray, sebilhane, hamamlar... Fatih Sultan Mehmet zamanından itibaren yetişen vezirler, âlimler, nişancılar, İstanbul esnâfı ve sanatkârları yer almaktadır.
*II. Cilt: Nisan 1640'ta yaptığı Buca, Batum, Trabzon, Kafkasya, Girit seferi, 1645'te Erzurum, Azerbaycan ve Gürcistan. Osmanlı Devletinin kuruluşu, İstanbul'un fethinden önceki Osmanlı sultanları, Bursa'nın âlimleri, vezirleri ve şâirleri.
* III. Cilt: Şam-Suriye, Filistin-Urmiye, Sivas, El-Cezire, Ermenistan, Rumeli (Bulgaristan ve Dobruca)
* IV. Cilt: İstanbul'dan Van'a kadar yol üzerindeki bütün şehir ve kasabalar, Evliyâ Çelebi'nin elçi olarak İran'a gidişi, İran ve Irak hakkında bilgiler
* V. Cilt: Van, Basra seyahatinin sonu, Oçakov seyahati, Rakoçzi'ye karşı sefer, Rusya seferi, Anadolu asilerine karşı hareket, Çanakkale yolu ile Bursa'ya avdet, Boğdan'a gidiş, Transilvanya seyahati, Bosna'ya gidiş, Dalmaçya seferi, Sofya'ya avdet.
*VI. Cilt: Transilvanya seferi, Arnavutluk'a gidiş, İstanbul'a avdet. Macar seferi, Uyvar'ın muhasarası, müellifin 40.000 Tatarla, Avusturya, Almanya, Flemenk'e ve Baltık Denizine kadar gitmesi. Uyvar'ın zaptı, Belgrad'a avdet. Hersek'e gönderilmesi, Raguza seyahati, Karadağ seferi, Kanija seferi ve Kanizsa-Hırvat memleketi.
*VII. Cilt: Avusturya, Kırım, Dağıstan, Deşt-i Kıpçak, Esterhan.
*VIII. Cilt: Kırım, Girit, Selanik, Rumeli.
*IX. Cilt: Garbi Anadolu, Suriye, Mekke ve Medine seyahati.
*X. Cilt: Mısır.
•             Seyahatname yazıldığı dönemde de bugün de değerinden hiçbir şey kaybetmemiştir, eşsiz bir kültür hazinesidir.
•             Öznel anlatıma yer verilmiştir. Örneğin Reşat Nuri'ni hazırlık çalışmasında verilen "Otoray Yolculuğu " adlı metindeki "Yolculukta akşam, insanının gayri ihtiyarî garipsediği, kendini karan¬lık düşüncelere bıraktığı saattir. “cümlesi ;   "Beserabya Köylerinde" adlı metinde ise "Binbir gece masallarının sihirli değneğini hayal ediyorum. Bir mucize olsa diyorum günün birinde gözlerimizi açtığımız zaman bu güzel ve bayındır köylerin Türk halkıyla beraber Anadolu ya da Trakya'nın bereketli ovalarında yükseldiğini görsek." cümleleri öznel anlatıma örnektir.
•             Dil öğretici metinlerde göndergesel işlevde kullanılır. Çünkü amaç okuyucuya bilgi vermektir.
16.ETKİNLİK:
İlk anlam:  rüzgar ,lehçe, kelime , köy ,Türkçe
Yan anlam:  kanat
Mecaz anlam:  hafif, ağır, örülmüş, kuşatmıştır
Terim  anlam:    lehçe


SAYFA 94:
17.etkinlik:
bir gezi yazısı yazınız.Aşağıdaki plan size yardımcı olabilir:
Giriş  bölümünde gezi için yapılan hazırlıklar;
Gelişme bölümünde
yolculuk,
yolculuk sırasında görülen ilgi çekici olaylar;
 varış
 varıştaki ilk izlenimler
Sırasıyla gezilen yerler ve bunların ilginç, belirgin ve ayırt edici özellikleri(betimlemeler, açıklamalar)
Sonuç bölümünde ise bu gezinin  sizde bıraktığı etki...
ÖLÇME-DEĞERLENDİRME:
1. öyküleyici, betimleyici ve açıklayıcı
•             öğretici
•             tarihi,coğrafi,ekonomik ve  kültürel
2)
•             (Y)
•             (D)
•             (Y)
•             (D)
3) (E)
4) (E) "Şiir ve İnşa" Ziya Paşa'ya ait makaledir.

SAYFA 95:
5) (D)
6) (C)
7) (B)
SAYFA 96:
8) (A)
9) (C)
10) (D)



 1. Televizyonda yayınlanan bir söyleşi programı izleyiniz.
2. Söyleşi türünde metinler bularak sınıfa getiriniz.
Sözden Söze
Mektuptan açılmış talihim bir tane daha geldi. Öteki gibi değil bu. Bir kere yazan gizlemiyor kendini kim olduğunu söylüyor: İsmet Zeki Eyüboğlu adında bir genç. İstanbul Bilim Yurdunda yani Üniversitesinde okuyormuş. Sonra da benimle eğlenmiyor alaya almıyor beni över gibi gözüküp alttan alta iğnelemeğe kalkmıyor. Çıkışıyor bana çıkışıyor ya haklı olarak çıkışıyor. Eski yazılarımı şu Öz Türkçe yazılarımı beğenirmiş yenilerine sinirleniyor şöyle diyor:

“Geçen günkü Nokta dergisinde Ulus’tan aktarılmış bir yazınızı okudum. Ne çok üzüldüm bilseniz! Yoksa sizi de mi elden kaçırdık? Nerde o eski güzelim Öz Türkçe sözler nerde o yazınızdaki edebiyat ahlâk hak sanatmerak şiir gibi tatsız tutsuz Osmanlıca sözler. Niçin şunun bunun sözüne bakıp da düşüncelerimizi değiştiriyorsunuz? O yeni sözleri beğenmeyenler var diye mi yazmak istemiyorsunuz? Günün birinde bir kişi çıkıp size: “Beğenmedim bu sesinizi” dese ona bakıp da sesinizi değiştirecek misiniz? Ne derse desin el gün. Biz yolumuza bakalım;


Daha böyle çok şeyler söylüyor. O mektubu okurken tatlı bir duygu sardı içimi “mektup” değil de “beti” dediğim günleri andım. Doğru söylüyor iyi söylüyor o genç. Utandım kendi kendimden inandığım yoldan dönmenin yeri mi vardı? Bu çıkışmalarına karşılık ne diyeyim de bağışlatayım suçu mu? Var benim de bir özrüm gelgelelim gençler anlamaz anlamamaları daha da iyidir. Gene söyleyelim ben.

A çocuğum ben yaşlandım kocadım da onun için saptım yolumdan. Bilin ki sevinerek olmadı bu. Gene durup durup o yola özlemle bakıyorum. Bir sevgilinin bir daha evine varamayacağınız bir sevgilinin yoluna nasıl bakılırsa öyle bakıyorum. Biliyorum ki doğru oradadır; güzel oradadır ancak ben yoruldum dizlerim kesildi. Bir de o işi başaramayacağımı anladım. Yalnızdım pek yalnız kaldım. Beni tutanlar benim o yolda gitmemi dileyenler vardı uzaktan seslenmekle yetiniyorlardı. Beni özendirmek istemelerine ne denli sevinirsem sevineyim yanımda kimseyi görememek üzüyordu beni.

Doğrusu büsbütün de bırakmadım o yolu. Böyle Arapça Farsça tilcikleri kullandığım yazılarımda gene o sevdiğim kimini de kendim uydurduğum tilciklere yer veriyorum. Biliyorum yetmez bu en doğrusu gene eskisi gibi özTürkçe yazmaktır. Onu yakında bir dergide gene deneyeceğim.

Çok sevindim o mektuba. Birkaç yıl benim yürüdüğüm bir yolu bırakmak istemeyenler olmasına çok sevindim. Gençler unutsun benim emeklerimi onları hiçe saysınlar Arapça Farsça tilciklerden kaçınmadığım bir suda sevgiliden geliverecek bir esenleme gibi yüreğimi aydınlatır güneşler doğurur gönlümde.

İtalyan yazarı Luigi Pirandello’nun bir iki oyununu görmüşsünüzdür hikâyelerini okudunuz mu? Bay Feridun Timur onlardan otuz altısını dilimize çevirmiş Millî Eğitim Bakanlığı da bastırmış. Hepsini okumadımsa da okuduklarım çok hoşuma gitti diyebilirim ki o yazarın oyunlarından daha çok beğendim hikayelerini. Oyunlarında yüksekten atmayı andırır bir hal vardır. Hikâyeleri öyle değil Pirandello onlarda kişilerini daha iyi gösteriyorcanlandırıyor. Oyunlarında hep bir görüşü savunmak okuyanları yahut seyircilerini düşündürmek ister. Hem de çözümlenemeyeceğini söylediği meseleler üzerinde düşündürmek ister. Bir gerginlik vardır oyunlarındahikâyeleri ise öyle değil onlardaki kişiler daha canlı okuyana daha yakın. Herhalde bana öyle geldi.

Bay Feridun Timur da iyi çevirmiş dilimize. Belli ki İtalyanca cümleye bağlı kalmak istememiş her yerde değilse bile çok yerde: “Bizim dilimizde nasıl söylemeli?” diye düşünmüş. Örneğin bir yerde: “Don Lollo hiddetten küplere biniyordu.” diyor. “Küplere binmek” deyimi sanmam ki İtalyancada olsun. Daha böyle çok buluşlar var Bay Feridun Timur’un çevirisinde.

Ama belli ki daha genç bir yazar o cesareti daima gösteremiyor bazan acemiliklere düşüyor. İşte bir örnek: “Don Lollo bu sözlere olmaz diyordu. Nafile; olan olmuştu; fakat nihayet kabul etti ve ertesi sabah şafakla beraber âlet ve edevat torbası s ırtında olduğu halde Zi Dima Locası Primosole’ye geldi. Nihayet kabul etti.” den önce bir “fakat” koymanın ne yeri var? Hele: “avandanlığı s ırtında” demek dururken “âlet ve edevat torbası s ırtında olduğu halde” demenin cümleye bir ağırlık verdiğini nasıl anlamıyor? Daha böyle kusurlar var Bay Feridun Timur’un çevirisinde “haykırmak” sözünü çok kullanıyor hem de “bağırmak” yerine kullanıyor. Gene o hikâyenin bir yerinde: “Küpten olmamak için ihtiyarı orada mevkuf mu tutacaktı?” diyor. Burada “mevkuf” sözü hiç yakışıyor mu? “kendisi küpten olmasın diye ihtiyarı hürriyetinden mi edecekti” diyemez miydi?

Bir de şunu söyleyelim. “Ciddi Bir Şey Değil” adlı hikâyede şöyle bir cümle var: “Her defasında bir daha aynı hataya düşmeyeceğine dair yemin üstüne yemin ediyor ahdü peyman ediyor yeniden âşık olmamak için kahraman bir deva araştıracağını söylüyordu.” Bay Feridun Timur böyle konuşmaz elbette “düşmeyeceğine yemin etti .”der. Düşmeyeceğine dair yemin etti.” demez. Belki İtalyanlar öyle der biz demeyiz. “Kahraman deva” da ne oluyor? belli Fransızların “remède hèroique” dedikleri İtalyancada tıpkısı olabilir Türkçede öyle denmez başka bir şey arasın.

Luigi Pirandello’dan “Seçme Hikâyeler” de böyle ufak tefek kusurlar var gene de o kitap tatlı tatlı okunuyorBay Feridun Timur’u iyi çevirmenlerimizden yani mütercimlerimizden sayabiliriz. Hele bir şeye çok sevindim: ikinci ciltte dil birinci cilttekinden çok daha iyi. Demek ki Bay Feridun Timur’un çevirileri günden güne iyileşecek. Ben adını yeni duyduğuma göre kendisinin bir genç olduğunu sanıyorum bundan sonraki çevirileri elbette daha kusursuz olur. Siz de okuyun o hikâyeleri eğlenirsiniz hele ikinci cildin başındaki Donna Mimma’dan başlarsanız bütün kitabı okumak hevesi uyanır içinizde.
(Nurullah ATAÇ. Söyleşiler TDK 231 Ankara 1964 )
3.Şevket Rado hakkında bir araştırma yapınız.
Şevket Rado (21 Nisan 1913 Makedonya -9 Nisan 1988 İstanbul) Gazeteci, yazar.
Balkan Harbinin patlaması üzerine 1913 de ailesi ve Anavatana dönen vatandaşlarla beraber İstanbul'a geldi. Vefa Lisesini ve sonra da Hukuk Fakültesini bitirdi. Üniversite talebesi iken Son Posta Gazetesine girerek gazeteciliğe başladı 1932. Sonra Akşam Gazetesine geçti ve orada 25 yıl muhabirlik, fıkra yazarlığı, yayın müdürlüğü yaptı.
Şevket Rado gazetecilikten başka Zoğrafyon Lisesinde Sosyoloji, St.Joseph Lisesinde Edebiyat öğretmenliği, İ.Ü.Gazetecilik Enstitüsünde de "Yazı nevileri" hocalığı ve 5 yıl süre ile İstanbul Radyosunda her hafta aile sohbetleri yapmıştır.
1956 yılında Hayat Dergisini çıkardı. Hayat ilk sayısında 193.000 adet satarak Türkiye'de rekor kırdı. Hayat Dergisinin tirajı 1958 - 1968 yılları arasında 200.000 ler civarında idi, ki bugün bu tiraja hiç bir dergi yaklaşamamaktadır. Şevket Rado Hayat Dergisinde kapanana kadar devamlı olarak her hafta sohbet köşesinde yazılarını yazmıştır.
Hayat'tan başka sinema - tiyatro dergisi Ses, Resimli Roman, Hayat Spor, Ayna ve Hayat Tarih dergileri Şevket Rado'nun çıkardığı ve yönettiği dergilerdir. Hayat Dergisi ve diğer yayınlar 1978 yılında başlayan bir grev neticesinde kapanmışlardır.
1961 yılında fasiküller halinde yayınlamaya başladığı Hayat Ansiklopedisi büyük bir olay olmuş ve 150.000 adetten fazla satmıştır. Hayat Ansiklopedisinden başka çeşitli eğitici yayınlar, ansiklopedi ve sözlükler, çocuk kitapları, romanlar gibi yüzlerce kitap yayınlamıştır.
Gençliğinde Şevket Hıfzı adı ile şiir de yazmış olan Şevket Rado'nun kendi yazdığı eserleri vardır. Son olarak Türk Dil Kurumu üyeliği yapmakta idi.
Türkiye'nin ilk kadın Hukuk Profesörü Prof. Dr. Türkan Rado ile 1943 yılında evlenmiş olan Şevket Rado'nun Mehmet adında bir oğlu vardır.
Şevket Rado Eserleri
Hayat Böyledir,
Tatlı Dil,
Aile Sohbetleri,
Saadet Yolu,
Eşref Saati,
Ümit Dünyası (Sohbet Kitapları)
50. yılında Sovyet Rusya, Amerikan Rüyası (Seyahat),
Türk Matbaacılık Tarihi (İbrahim Müteferrika Matbaasında basılmış eserleri ve sonrasını anlatır),
Türk Hattatları (Türk Hat Sanatı ile ilgili ilk ansiklopedi tarzında bir eserdir)
4.Edebi metinlerde kullanılan dilin günlükkonuşma  dilinden farklılıklarını araştırınız.
Edebi metinlerde dil, sanatsal ve coşku ve heyecana bağlı işlevde kullanılır. Günlük konuşma dilinde dilin sanatsal işlevine yer verilmez.
Edebi metinlerde estetik ve söyleyiş güzelliği ön plandadır. Günlük konuşma dilinde estetik kaygısı yoktur.
Edebi metinlerde sözcüklerin yan ve mecaz anlamlarına ağırlık verilir. Günlük konuşma dilinde mecazlı anlatımlara zaman zaman yer verilebilir.
Edebi metinlerde öğreticilik ve bilgilendireme değil, çeşitli duyguları yaşatma amacı vardır.
Edebi metinlerde gerçeğin kurgulanmış biçimi anlatılır. Günlük konuşma dilinde kurguya pek yer verilmez.
HAZIRLANALIM
1.Televizyonda izlediğiniz söyleşinin konusunu ve size ilginç gelen yönlerini belirtiniz.
Televizyonda Haldun Dormen'in hayatını konu edinen bir söyleşiyi izlemiştim. Sanatçının hangi zorluklar altında çalıştıklarını bilinmeyen yönlerini öğrenmiş şaşırmıştım. çoğu zaman işe otobüsle gelip gitmeleri bende şaşkınlık uyandırmıştı.
2. Kimlerle sohbet etmekten hoşlanırsınız? Bu kişilerin konuşmalarını niçin sevdiğinizi söyleyiniz.
Tanınmış kişilerle veya değer verdiğim ilmi ve bilgisi yüksek olan insanlarla konuşmak hoşuma gidiyor. onalrın bilgi ve tecrübeelri dikkatimi çekiyor.
3.Sinema, tiyatro ve roman gibi sanatlarda, mahallî söyleyişlere neden yer verildiğiyle ilgili düşüncelerinizi açıklayınız. Sizce mahallî söyleyişler anlatıma neler kazandırır?
Mahalli söyleyişlerin olması anlatımın doğal olduğunu gösterir. Toplum içindeki farkı insanların gerçekçi bir şekilde yansıtılmasını sağlar.

Metin
HAKİKAT NEDEN ACIDIR?
1. ETKİNLİK
“Hakikat Neden Acıdır?” adlı metni ve sınıfa getirdiğiniz söyleşilerden birkaç tanesini okuyunuz.
Bu metinlerin dil-anlatım ve şekil özellikleri hakkında tartışarak söyleşilerin ortak özelliklerini belirleyiniz.
SOHBET (SÖYLEŞİ)Bir kişisel görüşlerini fazla derinleştirmeden, karşısındakiyle konuşuyormuş hissini verecek bir üslupla makale planında yazdığı fikir yazısına sohbet (söyleşi) denir.
Sohbet (Söyleşi) Türünün Özellikleri
1. Düşünceleri fazla derinleştirmeden, bir konuşma havası içinde anlatan yazı türüdür.
2. Her konuda yazılabilir. (sorucenneti.net- alıntılarda kaynak gösteriniz.)
3. Konu, tez ve savunma amacı güdülmeden; karşılıklı konuşma havası içinde, sıcak bir dille yazılır.
4. Sohbet, makaleden üslup yönüyle ayrılır. Çoğunlukla günlük konuların işlendiği sohbet yazılarında senli benli bir anlatım yolu seçilir, hatıralardan halk fıkralarından, nüktelerden, özlü sözlerden yararlanılır.
5. Söyleşi türünün Türk edebiyatındaki önemli temsilcileri şunlardır: Ahmet Rasim "Ramazan Sohbetleri", Suut Kemal Yetkin "Edebiyat Söyleşileri", Şevket Rado Eşref Saati Melih Cevdet Anday "Dilimiz Üzeri¬ne Söyleşiler, Nurullah Ataç "Karalama Defteri"... Ayrıca Cenap Sahabettin, Refik Halit Karay, Hasan Ali Yücel gibi yazarlarımız da bu türde eserler vermişlerdir.
NOT: Sohbet (söyleşi) türüyle deneme türü arasındaki temel fark şudur: Sohbet türünde yazar karşısındakiyle konuşuyormuş gibi (senli benli anlatım) yazar. Deneme türünde yazar kendisiyle konuşuyormuş, gibi benli anlatım) yazar.
2.ETKİNLİK
“Hakikat Neden Acıdır?” adlı metnin ve okuduğunuz, dinlediğiniz söyleşilerin konusunu
ve yazılma amaçlarını belirtiniz.
Eserin yazılma amacı, hakikat konusuna yazarın bakış açısına göre bir açıklama getirmek, okuyucunun düşüncelerini etkilemektir.
3. ETKİNLİK
SİZE KALMIŞ...
4. ETKİNLİK
“Siz uzaktan gördüğünüz bir kadını veya bir erkeği yıllardır hasretini çektiğiniz, canınız kadar sevdiğiniz birine benzetir de kucaklamak için üzerine doğru koşarsanız sonra da yanına geldiğiniz zaman onun sizin sevdiğiniz insan olmadığını görürseniz uğradığınız hayal sükûtunda o insanın ne kabahati vardır? Onu suçlayabilir misiniz? Onu çirkin, kaba, adi, kötü hatta ’acı’bulmaya kalkarsanız haksızlık etmiş olmaz mısınız?”
• “Hakikat Neden Acıdır?” adlı metinden alınan yukarıdaki bölümde, çekimli eylemleri bulunuz.
Eylemlerin hangi şahsa göre çekimlendiğini belirtiniz. Sınıf tahtasına metinle ilgili bir iletişim tablosu çizerek gönderici, alıcı, kanal, kod ve iletiyi belirleyiniz. Eylemlerin çekimlendiği kip ile alıcı arasında nasıl bir ilgi olduğunu açıklayınız.
Koşarsanız- 2. Çoğul kişi (siz)
Görürseniz – 2. Çoğul kişi (siz)
Suçlayabilir misiniz? – 2. Çoğul kişi (siz)
Olmaz mısınız? 2. Çoğul kişi (siz)
İLETİŞİM TABLOSU
Gönderici    Yazar
Alıcı             Okuyucu
Kanal            Yazı
Kod              Sözcükler
İleti              Hakikat ve hayal
5. ETKİNLİK
“Onu suçlayabilir misiniz? Onu çirkin, kaba, adi, kötü hatta ’acı’ bulmaya kalkarsanız haksızlık etmiş olmaz mısınız?”cümlelerini anlamları bakımından inceleyerek ne tür cümleler olduğunu belirtiniz. Bu tür cümlelerin, metnin dil ve anlatımını nasıl etkilediğini açıklayınız.
“Onu suçlayabilir misiniz? Onu çirkin, kaba, adi, kötü hatta ’acı’ bulmaya kalkarsanız haksızlık etmiş olmaz mısınız?” cümlelerinde ikinci çoğul kişiye seslenilmiş, cevap beklenmeyen, düşünceyi vurgulamayı amaçlayan soru cümleleri kurulmuş. Bu cümleler yapı olarak soru cümlesidir. Fakat bu cümlelerle yazar okuyucuyla konuşuyormuş tarzda bir anlatım kullanmış. Senli benli, içten bir anlatımla okuyucuyla düşüncelerini paylaşmak istemiş.
SAYFA 101
6. ETKİNLİK
• “Atatürk’ün Evrenselliği” adlı makaleyi ve “Hakikat Neden Acıdır?” adlı söyleşiyi dil ve anlatım özellikleri bakımından karşılaştırınız. Hangi metinde daha samimi bir dil kullanıldığını belirtiniz.
“Hakikat Neden Acıdır?” adlı metnin dil ve anlatım özellikleri: Samimi, içten, doğal bir anlatım var. Yazar okuyucuyla konuşuyormuş tarzda yazmıştır.
“Atatürk’ün Evrenselliği” adlı metnin dil ve anlatım özellikleri: Ciddi, resmi bir anlatım vardır.

7. ETKİNLİK
• “Atatürk’ün Evrenselliği” ve “Hakikat Neden Acıdır” adlı metinlerin hangisinde yazar konuşma tavrı ve edasıyla düşüncelerini derinleştirmeden aktarmıştır? Metinden örnekler vererek düşüncelerinizi açıklayınız.
“Hakikat Neden Acıdır?” adlı metinde yazar konuşma tavrı ve edasıyla yazmış, dile getirdiği düşüncelerde ısrarcı değil, ben böyle düşünüyorum, ama siz benim düşünceme katılır ya da katılmazsınız zorlayıcı olmam, tavrındadır.
“Atatürk’ün Evrenselliği” adlı metin bir makale. Bu yazıda ciddi, resmi bir anlatım var. Yazıda düşünceyi geliştirme yollarına başvurulmuş.
4. Paragraf
Hakikatin acı olma nedeni insanın ger­çek olmayana, hayallere körü körüne bağlanmasıdır.
5. Paragraf
Hedefe ulaşamama durumunda ger­çek, kendini acı bir şekilde gösterir.
6. Paragraf
insandaki hayal kırıklığı bir hayale ka­pılıp sonra gerçeğin üzerine düşmesi­dir.
7. Paragraf
Gerçek ne acı ne tatlıdır. İyi de olsa kötü de olsa gerçek gerçektir.
8. Paragraf
insanın kendini mutlu hissetmesinde gerçekler kadar hayallerin de katkısı vardır.
9. Paragraf
Ümit etmek ve geleceğe dönük hayal kurmak gerek. Ancak hayaller gerçe­ğe aykırı olmamalıdır.
10. Paragraf
İnsan her şeyin en güzeline layıktır.
11. Paragraf
İnsan hayal ederken mümkün olanla olmayanı ayırt etmelidir.
12. Paragraf
İnsan hayal ederken mümkün olanla olmayanı ayırt etmelidir.
13. Paragraf
Hayal ile gerçeği karıştırmamak gerekir.
Metnin iletisi: Gerçek her zaman güçlüdür ve mutlaka ortaya çıkacaktır. Hayal ise mantıklı ve gerçekçi olduğu sürece insana mutluluk verir.
SAYFA 103
8. ETKİNLİK
Aydın Boysan’ın söyleşide mahallî söyleyişlere yer vermesi anlatımını nasıl etkilemektedir?
Mahalli söyleyişlere yer verilmesi metne akıcılık, doğallık ve içtenlik katmıştır. Bu mahalli unsurlar aynı zamanda anlatıma mizahi bir özellik de katmıştır.
SAYFA 104
“Onun için ümit etmekten ve ümitlerimizi süsleyen hayalleri kurmaktan sakın vazgeçmeyiniz!
Yalnız, hayalinizi işletirken biraz temkinli olunuz. Hayal kurarken ayaklarınızın yerden kesilmemesine dikkat ediniz! Daha açık söylemek lazım gelirse nasıl bir dünyada yaşadığınızı büsbütün unutup kendinizi tamamen hayallere kaptırmayınız. O zaman hakikatlerden çok uzaklaşırsınız. Hakikatlerden fazla uzaklaşmanın ise birtakım tehlikeleri vardır.
Bu tehlikeler her şeyden ziyade sizin saadetinizi tehdit eder.”
“Hakikat Neden Acıdır?” adlı söyleşiden alınan yukarıdaki paragrafta hangi anlatım türünün kullanıldığını belirtiniz. Metinde farklı anlatım türleriyle oluşturulmuş paragraflar olup olmadığını açıklayınız.
Bu parçada emredici anlatım kullanılmıştır. Metinde söyleşmeye bağlı anlatım, açıklayıcı anlatım, emredici anlatım bir arada kullanılmıştır.
10. ETKİNLİK.
............................
11. ETKİNLİK
“Hakikat Neden Acıdır?” adlı söyleşide dilin hangi işlevde kullanıldığını belirtiniz.
“Hakikat Neden Acıdır?” adlı metinde dil hem göndergesel, hem de alıcıyı harekete geçirme işlevinde kullanılmıştır.
ANLAMA-YORUMLAMA
1. “Hakikat Neden Acıdır?” adlı söyleşide “ama”, “işte”, “şüphesiz” gibi kelimelerle başlayan paragraflardan bu kelimeleri çıkarınız. Metnin anlamında değişme olup olmadığını belirtiniz. Paragrafların bu tür kelimelerle başlamasının doğru olup olmadığını tartışınız. Ulaştığınız sonucu söyleyiniz.
Metinden “ama”, “işte" ve “şüphesiz" gibi kelimeleri çıkardığımızda anlamda daralma olduğu gibi anlatımın akıcılığı da bozulur. Paragrafların bu tür kelimelerle başlaması pek uygun değildir. Bu tür sözcüklerin önceki cümlelerle bağlayıcılığı vardır. Sohbet metinlerinde yazar okuyucuyla iletişimi koparmamak adına sanki bilerek böyle bir kullanıma gitmiş.
2. Yazarın “Hakikat Neden Acıdır?” adlı söyleşide ileri sürdüğü görüşlere katılıp katılmadığınızı açıklayınız.
.................................
3. Aşağıdaki cümlelerde hangi söz sanatlarına başvurulmuştur? Yazarın bu söz sanatlarına niçin başvurmuş olabileceğini belirtiniz.

• “İşte o zaman hakikat, bizim üzerine giydirdiğimiz hayal mahsulü elbiseden sıyrılarak karşımıza çıkar, onunla yüz yüze geliriz.” ( Teşhis sanatı, hakikat kişileştirilmiş.Kapalı istiare var. Hakikat: benzeyen var; insan, benzetilen söylenmemiş.)

• “Yani hayalin kanatlarına binip yükselmiş, yükselmiş sonra çıktığımız en yüksek tepeden hakikatin üzerine düşmüşüzdür.” (kapalı istiare: hayal, kanatları olan bir varlığa, kuşa benzetilmiş. Hayal: benzeyen söylenmiş; kuş, benzetilen söylenmemiş. Abartma(mübalağa) vardır. Yükselmek, düşmek sözcükleriyle tezat sanatı yapılmış.)
• “Uğradığımız hayal sükûtlarında, yukarıdan aşağıya yuvarlanışlarımızda hakikatin hiçbir suçu, hiçbir günahı yoktur." (Teşhis: Hakikat kişileştirilmiş.)

ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME

A. Aşağıdaki cümlelerde yargı doğru ise yay ayraç içerisine “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
• Her konuda söyleşi yapılabilir. ( D )
• Söyleşilerde samimi bir dil kullanılır. ( D )
• Söyleşilerde konunun derinliğine inilir. ( Y )
• Söyleşilerin dil ve anlatım özellikleri karşılıklı konuşmaya benzer. ( D )
• Söyleşilerde dil, dil ötesi işleviyle kullanılır. ( Y )
B. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları yanıtlayınız.
1. Aşağıda söyleşi türüyle ilgili verilen yargılardan hangisi yanlıştır?
A) Söyleşi konusu toplumun genelini ilgilendirmelidir.
B) Söyleşi yazılarına genellikle dergi ve gazetelerde rastlanır.
C) Söyleşilerde günlük konuşma diline yakın bir dil kullanılır.
D) Söyleşilerde nükte, fıkra, atasözü ve deyimlere sıkça yer verilir.
E) Yazar, düşüncelerini kanıtlayarak okuyucuyu inanmaya çalışır.
CEVAP: E

2. Limandan aynı zamanda muhtelif istikametlere üç vapur kalkıyorsa elinde çantasıyla
limana gelmiş olan yolcu, gideceği yolu bildiği takdirde bu vapurlardan herhangi birine girmez.
Kendisini gideceği yere götürecek olana binmeye çalışır. Çünkü ancak öyle yaparsa varmak
istediği hedefe ulaşacaktır. Ama öyle yapmaz da vapurların nereye gittiğini sormadan herhangi
birine kapağı atarsa veya vapurların hepsini kaçırdığını görünce ayağım yerde kalmasın düşüncesiyle
o sırada kalkan bir trene veya uçağa binmeye kalkarsa bu yolcunun ancak şaşkın bir
kimse olduğuna hükmedilir ve gittiği yerde kaybolduğu zaman da kimse hayret etmez.
Bu parçayla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
A) Metinde açıklayıcı anlatımın kullanıldığı
B) Soyut bir kavramın somutlaştırılarak anlatıldığı
C) Günlük konuşma diline yakın bir anlatımın kullanıldığı
D) Metinde karşılaştırmadan yararlanıldığı
E) Anlatımda deyimlerin kullanıldığı

CEVAP: B

3. (I) İkide bir tahammülü kalmadığından şikâyet eden insanlara rastlarsınız. (II) Geçenlerde ben de böyle birine rastladım. (III) “Efendim, ben hiçbir şeye tahammül edemiyorum; derhâl çileden çıkıyor, isyan ediyorum. (IV) Makul insan bu yeryüzünde o kadar azaldı. ( V) Laf anlamıyorlar, söz dinlemiyorlar.” diyordu.
Yukarıdaki cümlelerin hangisinde yazım yanlışı vardır?
A)    I B) II C) III D) IV E) V
CEVAP A
4. Aşağıdaki cümlelerden hangisi bir paragrafın giriş cümlesi olabilir?
A) Biz eskiden kendi şarkılarımızı dinler, kendi oyunlarımızı oynardık.
B) Buna daha çok milletler arasındaki münasebetlerin artması yol açıyor.
C) Çünkü her başlayış bir şey yapmak hevesinin ilk adımını teşkil eder.
D) Hâlbuki okullar insana hayatı öğretmez, insana faydalı olabilecek bilgileri öğretir.
E) Zaten bütün samimiliklerde emniyetin büyük hissesi olduğunu unutmayalım.
CEVAP: A

C. Aşağıdaki soruları sözlü olarak yanıtlayınız.
1. Konuşurken dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?
•   Ana dili iyi kullanamamak,
•   Yerel ağızla konuşmak,
•   Ses tonunu ayarlayamamak, kontrol edememek,
•   Sözcükleri doğru telaffuz edememek,
•   Konuşmayı gereksiz yere uzatmak,
•   Kendini övmek, yapmacık davranışlarda bulunmak,
•   Eleştiriye kapalı olmak,
•   Beden dilini, mimikleri doğru kullanamamak,
•   Argo ve kaba sözler kullanmak,
•   Heyecanını yenememek,
•   Sözcükleri tekrarlamak,
•   Eee…, ııı…, aaa… gibi sesler çıkarmak.
KONUŞMADA DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
1. Canlı, inandırıcı, ilgi çekici, olma: Konuşmamızı baştan sona canlı bir havada dinlenebilmesi için ifadelerimize, ses tonumuza ve özellikle hareketlerimize ayrı bir özen göstermeliyiz.
2. Konuşma süresinin kontrolü: Verilen süreye bağlı kalmamız dinleyicilere saygı gereğidir. Konuşmamızı bu süreye uygun bir şekilde planlayıp sunmalıyız.
3. Vurgu, tonlama, telaffuz: Konuşmacı ile dinleyiciler arasındaki iletişimi sağlayan sesimizdir. Bu nedenle telaffuz tonlama ve vurgumuza dikkat etmeliyiz.
4. Üslubu, sözcükleri amaca göre belirleme: Konuşmacılar ile dinleyiciler arasındaki dinleyiciye ve konuşamaya yapılan ortama göre belirlemeliyiz.
2. Hazırlıklı konuşma yapmadan önce yapılması gerekenler nelerdir?
Hazırlıklı konuşmalarda dikkat edilmesi gereken hususlar
Bir dinleyici grubuna hitaben yapılacak sunuş konuşmasında başarılı olabilmek için güzel konuşma kurallarına uyulmalı ve aşağıda sıralananlar da göz önünde bulundurulmalıdır:
1. Konuşmayı kimler dinleyecek?:
Belli bir gruba hitap edecek konuşmacı için (radyo dinleyicileri ve televizyon seyircileri dikkate alınmazsa) konuyu tespit etmeden önce yapılması gereken ilk iş dinleyicilerin kim olacağını bilmektir. Çünkü konu buna göre seçilecek ve konuşma hazırlığı dinleyicilerin özelliğine göre yapılacaktır. Dinleyicilerin azlığı veya çokluğu, cinsiyetleri, eğitim durumları, yaşları, ilgi alanları, sosyal çevreleri gibi etkenler konunun seçilmesinde ve hitap tarzının tespitinde önemlidir. Bir meslek grubuna ait insanların meydana getirdiği dinleyici topluluğuna yapılacak konuşmayla kapalı spor salonunda halka hitaben yapılacak bir konuşma aynı tarzda sunulamaz.
2. Konunun tespiti:
Dinleyicilerin kim olacağı tespit edildikten sonra sıra konunun seçilmesine gelir. Konuyu, programı hazırlayanlar tespit edebileceği gibi konu seçimi konuşmacıya da bırakılabilir. Seçilecek konu, her şeyden önce konuşmacının ilgi alanı içinde olmalıdır.
3. Konuşma plânının çıkarılması ve konunun hazırlanması:
Hazırlıklı konuşmanın tarihi, saati, yeri ve dinleyici grubunun kimlerden oluşacağı önceden bilindiği için konuşma metninin hazırlığı aşağıda verilen plân örneğine uygun olarak yapılır. Hazırlık aşamasında konunun ilgi çekici bir tarzda, dinleyenleri sıkmayacak şekilde, amaca uygun, kaynaklardan geniş ölçüde yararlanılarak konuşmanın türüne göre etraflıca hazırlanmasına özen gösterilir.
3. “İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşır.” atasözünü açıklayınız.
İnsanlar konuşarak duygu ve düşüncelerini söyleyerek birbiriyle anlaşır, insanı hayvandan ayıran en önemli özelliklerinden biri de budur. Hayvanlar konuşamadıklarından birbirlerini koklayarak tanır. Konuşma, tartışma insanlar arasındaki sorunları çözer.
Tatlı dille, uygun sözcüklerle söylenen sözlerin gücü büyük olur. Konuşma, tartışma dururken katı, sert yollara başvurmak, zora koşmak, problemleri çözeceği yerde daha da çıkmaza götürür.Bu özelliğimizden yararlanarak birbirimizle konuşarak anlaşma yoluna gitmeli, bunu yaparken de “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” sözünü aklımızdan çıkarmayarak kırıcı olmamalıyız.
Not: Bu yazının bazı bölümleri www.sorucenneti. net adresinden alıntıdır.



SAYFA 134   ÖN HAZIRLIK
1.    Deneme türünde yazılmış metinler bulunuz. Okuyup beğendiğiniz metinleri sınıfınıza getiriniz.
DENEME ÖRNEKLERİ
DİLİMİZ ÜZERİNE
Dilimiz, konuşma dilimizden çok yazı dilimiz, yıllardan beri, yüzyılı aşkın bir zamandan beri durmadan değişiyor. Değişmesini bir dileyen oldu bir buyuran oldu diye değil, değişmesi gerektiği için, değiştirmek zorunda olduğumuzdan, içimizden duyduğumuz için değişiyor. Elimizdeki dille, dünden kalan dille, istediğimizi söyleyemediğimiz, istediğimiz gibi söyleyemediğimiz için değişiyor. Bu değişme, bir bakıyorsunuz hızlanıyor, çok kimseleri şaşırtacak, başlarını döndürecek kadar hızlanıyor; bir bakıyorsunuz ağırlaşıyor, artık duracak sanıyorsunuz. Ama durmuyor. Durdurmak kimsenin elinde değil; durdurabilsek, çoktan durduracaktık. Yazarlarımızın çoğu ta başlangıçtan beri, bu değişmeye sinirleniyor, bu değişmeyi istemiyor. Kimi öfkelenip bağırıyor. Sonra öfkeleneni de, eğlenip alay edeni de değişmeye uyuyor, dilini değiştiriyor, bir gün önce istemediği yeni dille yazıyor.

Türkçe’de, yazı dilimizden Arap dilinin, Fars dilinin kurallarına göre kurulmuş isim, sıfat takımlarının, nasıl kaldırıldığını bir düşünün. Yazarlarımız, en ünlü yazarlarımız, karşı koymak için neler yapmadılar! “Terkipler kalkarsa Türkçe yazı yazılamaz… Dilimiz çirkinleşir…” dediler:
Genç Kalemciler’e ters baktılar, saldırdılar. Genç Kalemciler‘e yenildi, bozuldu, ezildi sandık. Bir de baktık ki onların dediği oluvermiş, terkipler ortadan kalkıvermiş. Dilimize bir güzellik verdikleri söylenen o terkipler bize bir çirkin görünüverdi!
O kelimeleri atacak olursak birbirimizle anlaşamayacakmışız; yeni kelimeler uydurma imiş, kimse bilmiyormuş. Doğrusu, biz eski kelimeleri bilmiyoruz da asıl yeni kelimeleri biliyor, asıl onları anlıyoruz. Bunu görmek istemiyorlar.
Yazarlarımızın çoğunun yeni dile karşı koymaya kalkmalarının dil için de, o yazarlar için de büyük bir kötülüğü oluyor. Dil için de kötülüğü oluyor, çünkü yeni dil, yazarların, yani kendisini asıl kullanacak kimselerin payı olmadan kuruluyor; bu yüzden birtakım zevksizliklerin önüne geçilemiyor. Yazarlarımız için kötü oluyor, çünkü yarın onlar küçük düşecekler. Bu dili ister istemez kullanacaklar, daha doğrusu isteyerek, ötedenberi istediklerini sanarak kullanacaklar.
Bunun böyle olacağına hiç şüphemiz yok. Çünkü bu iş şunun bunun istemesiyle, buyurmasıyla olmuyor; bu iş yüz yıldan beri bütün ulusun buyurmasıyla oluyor. Türk topluluğu yeni bir dil arıyor, istediğini istediği gibi söyleyecek, kafa dili olabilecek bir dil arıyor. Yazarların buna karşı koymaları değil, bunu anlayıp o dilin kurulmasına çalışmaları gerekir.
Nurullah ATAÇ
2.    Deneme türünün Türk ve dünya edebiyatındaki önemli temsilcilerini araştırınız.
Dünya edebiyatında: Montaigne(zaten öncüsüdür),Bacon,Voltaire,J.J Roussesau'yu saymak mümkündür.
Türk edebiyatında ilk deneme kitapları arasında Ahmet Haşim’in Bize Göre (1928), Gurebahanei Laklakan (1928); Ahmet Rasim’in pek çok yazısı; Mahmut Sadık’ın Takvimden Yapraklar (1912); Refik Halit Karay’ın Bir Avuç Saçma (1939), Bir İçim Su (1931), İlk Adım (1941), Üç Nesil Üç Hayat (1943), Makyajlı Kadın (1943), Tanrıya Şikâyet (1944); Falih Rıfkı Atay’ın Eski Saat (1933), Niçin Kurtulmak (1953), Çile (1955), İnanç (1965), Pazar Konuşmaları (1966), Kurtuluş (1966), Bayrak (1970) gibi kitaplarını saymak mümkündür.
Türk edebiyatında deneme türü, genellikle şair, romancı ya da hikâyeci kimliği öne çıkan sanatçılar tarafından ortaya konan ürünlerden oluşmaktadır. Birinci derecedeki vasfı “denemeci” olan yazar sayısı oldukça azdır. Nurullah Ataç (18981957), Sabahattin Eyüboğlu (19081973), Suut Kemal Yetkin (19031980), Mehmet Kaplan (19151986), Nurettin Topçu (19091975), Salah Birsel (1919 ), Vedat Günyol (1912 ), Enis Batur (1952 ), Cemil Meriç (19171987), Mehmet Salihoğlu (1922 ), Uğur Kökden (1934 ), Nermi Uygur (1925 ) bunlardan birkaçıdır.
Aşağıdaki örnek, çağdaş bir
3.    Deneme türlerini ve denemelerin özelliklerini araştırınız.
Deneme Türünün Özellikleri
Bir yazarın özgürce seçtiği herhangi bir konu üzerinde kesin yargılara varmadan, kişisel görüş ve düşüncelerini serbestçe anlattığı yazılara deneme denir.
Kendisinden önce benzeri yazılar yazılmış olmakla birlikte 16. yüzyılda deneme kavramını ilk kez kullanan Fransız yazarı Montaigne (Monteyn)'dir. Denemeler adını verdiği yazıları, bir edebiyat türünün adı olmakla kalmamış, benzerlerinin de yazılmasına yol açmıştır.
2. Özellikleri
Denemede konu özgürce seçilir.
İnsanı ve toplumu ilgilendiren her şey (yaşama, ölüm, aşk, sanat, felsefe, din, ahlâk, töre, bilim, siyaset vb.) denemenin konusu olabilir.
Deneme yazarı kendisiyle konuşur gibi yazar.
Dili doğru ve güzel kullanır.
Düşünce ufku geniş ve kendine özgü bilgi birikimine sahiptir.
Kendi duygularının dışında başkalarının düşüncelerine de saygı duyar.
Denemeci ele aldığı konuyu içtenlikle anlatır.
Denemeci, bayağı bir anlatıma inmeden terim ve felsefi kavramların ağırlığından uzak bir üslubu tercih eder.
Denemeci, denemenin sonunda kesin bir yargıya, bir sonuca varmak amacında değildir.
Deneme, herhangi bir konuda düşündürücü, öğretici, inandırıcı ve ufuk açıcıdır.
Deneme rahat okunan bir düşünce yazısıdır.
Denemecinin öne sürülen her düşünce ya da savı doğrulama, kanıtlama gibi bir kaygısı yoktur. Deneme, makale ve eleştiriden bu yönüyle ayrılır.
Deneme yazarı birçok kaynaktan beslenir: Felsefî, sosyolojik, tarihî tema ve olay-ların yanında bilimsel veriler ve ünlü kişilerin özdeyişleri olabilir. Yine de denemeci seçtiği konuyu farklı bir yaklaşımla işler.
Denemenin Amacı;
Okuyucuyu düşünmeye yöneltmek,
Hayatın gerçeklerini ortaya koymak,
Kültür alanındaki değişme ve gelişmeleri fark ettirmek,
Birey-toplum ilişkisini dile getirmek vb.
Konularına ve Yazılış Amaçlarına Göre Denemeler;
Klasik deneme,
Edebî deneme,
Felsefî deneme,
Eleştirel deneme olmak üzere gruplandırılır.
Deneme ile makale arasında ne fark vardır?
Denemelerde kişisel düşünce yer alır. Söylenenlerin kanıtlanmasına ihtiyaç duyulmaz. Denemelerde ele alınan konular, kesin sonuçlara bağlanmaz. Makalelerde ise bilgi vermek, bir fikri açıklamak ön plandadır. Düşünce yönü ağır basar; kanıtlamaya ve açıklamaya dayanır. Kesin bir sonuca ulaşmak hedeflenir.
SAYFA 135
HAZIRLANALIM
1. Okumanın faydaları nelerdir? Düşüncelerinizi açıklayınız.
Okuyarak olayların ve gelişmelerin iç yüzünü öğrenen bir kişi, öncelikle kendine olan güvenini artırır. Bu ise aynı zamanda düşünce ufkunu geliştirip, geniş bir görüş açısı sağlayarak, olayları inceleme yeteneği kazandırır.
Ayrıca okuyan kişiler çok okumanın beraberinde getirdiği zengin kelime dağarcığına sahip oldukları için, hikmetli ve etkileyici konuşarak hitap ettikleri kişilerde etki de uyandırırlar. Bu etki ise insanlarla ilişkileri güçlendirmekte, kişiye daha sosyal bir karakter kazandırmaktadır. Dahası, geniş kelime dağarcığı, insanın daha fazla kavramla düşünebilmesini de sağlar. Yani düşünce kapasitesini ve kültür düzeyini artırır.
Boş zamanlarını, çoğu zaman hiçbir yararlı bilgi aktarmayan televizyon karşısında geçirmek yerine kitap okuyarak değerlendiren bu kişiler, edindikleri bilgi ve kültür sonucunda aynı zamanda toplum içinde etkin bir kişiliğe sahip olurlar. Tüm bu özellikler, kişilerin öncelikle kendileri için okumaları gerektiğinin çok önemli bir göstergesidir. Okuyarak kendini geliştiren kişiler ise elbette çevrelerinde gelişen olaylara da hakim olacak ve toplum içinde eğitim seviyesinde zamanla bir ilerleme sağlanacaktır.

2. Her konuda herkes aynı şeyi mi düşünür? Niçin?
Her insan aynı konuda aynı şeyi düşünemez. İnsanların eğitim ve kültür düzeyleri, psikolojik özellikleri, ilgi ve ihtiyaçları, olaylara ve durumlara bakış açıla­rını belirler.
3. Çeşitli denemelerden alınan “Yazarlık bana sorarsanız bir yetenek işidir.”, “Bana sorarsa­nız kışın soba başı eğlencelerinin, tandır şenliklerinin pek iç açıcılığı yoktur.”, “Bence en büyük kötülüklerimiz en küçük yaşımızda belirmeye başlar.”, “Kanımca bunda eğitim ve öğretim yön­temlerimizin de büyük rolü olmuştu.” cümlelerindeki ortak özellik nedir?
Yazarlar, konuya kendi açılarından bakıyor, “bence, bana sorarsanız, kanımca” gibi ifadeler yazarın öznel değerlendirmeleridir. Nurullah Ataç’ın dediği gibi deneme “ben” ülkesidir.
4. Herhangi bir konuda yorum yapmak, kişisel görüşlerini ileri sürmek kişiye neler kazandırır?
Kişinin, olaylar ve durumları çözümleme yetisini geliştirmesini, düşünceler arasında ilişkiler kurabilmesini, güzel konuşma ve yazma becerisi kazanmasına ve geliştirmesini sağlar.
SAYFA 137
“Yazın Okuru Aranıyor” adlı metni ve sınıfa getirdiğiniz denemelerden birkaçını okuyunuz. Konuları, yazılış amaçları, dil-anlatım ve şekil özelliklerini tartışarak bu tür metinlerin ortak özelliklerini belirlemeye çalışınız. Tespit ettiğiniz özellikleri sınıf tahtasına yazınız.
Ölçütler
Yazın Okurunu Arıyor
Evet
Hayır
Konu bireysel dilin sağladığı rahat ve duygulu bir söyleyişle dile getirilmiştir.
X
Terim ve felsefi kavramların ağırlığından uzak bir ciddiyetle konu ele alınmıştır.
X
Okuma zevki vererek okuyucuyu düşünmeye yöneltmektedir.
X
Yazar düşüncelerini kanıtlama gayreti içine girmemiştir.
X
İnsanın birey olarak zaman ve toplum karşısındaki tavrı felsefeye özgü ciddiyetle ve ilmi yazılara özgü kesinliğe yer vermeden dile getirilmiştir.
X
Yazar, konu seçiminde serbest davranmıştır.
X
Metin ufuk açıcı özellikler taşımaktadır.
X
Yazarın içtenliği, yazının gücünü arttırmaktadır.
X
Metin, okuru düşünmeye sevk etmektedir.
X
Pratik hayatın gerçekleriyle kişi ilişkisi ortaya konmuştur.
X
Kültür alanındaki değişme ve gelişmelerle insanın nasıl zenginleş­tiği ifade edilmiştir.
X

SAYFA 141
• “Yazın Okuru Aranıyor”, “Sevgi” ve ‘Topacın İpi Vardır Ama...” adlı denemeleri aşağıdaki tabloda verilen ölçütlere göre değerlendiriniz. Cevaplarınızı metin adlarının altına “evet”, “hayır” şeklinde yazarak belirtiniz.
ölçütler
Yazın Okuru Aranıyor

Sevgi

Topacın İpi Vardır Ama...

Didaktik özellikler göstermektedir. Okuyucuyu bilgilendirme amacı taşımaktadır.

Hayır

Hayır

Hayır

Yazar konuyu kendine dönük bir bakış açısıyla ele almıştır.
Evet

Evet

Evet

Tanımlar ve tanımları açıklayıcı öğelere yer verilmiştir.

Evet

Evet

Evet

Kanıtlama, yargıda bulunma, öğretici olma gibi tutumlardan uzak, gözleme ve özeleştiriye dayalı bir "ben" anlatımı hâkimdir.

Evet

Evet

Evet

Anlatıcı içe dönük bir tavırla doğrudan kendini anlatmaktadır.

Evet

Evet

Evet

Anlatıcı genellemelere yönelerek belli bir kişiye bağlanmaksızın insani durumları anlatmaktadır.

Evet

Evet

Evet

Yazar sadece kendi iç dünyasını, paylaşıma dayalı bir tutumla okura sunmaktadır.

Evet

Evet

Evet

Ele alman konu, belli bir eğitim ve kültür düzeyine sahip okura hitap etmektedir.

Hayır

Hayır

Hayır

Konu, araştırmacı bir tutumla bilimsel bir bakış açısıyla ele alınmıştır.

Hayır

Hayır

Hayır

Yazar kendi yaşamında ya da çevresinde gözlemlediği olayları anlatmıştır.
Evet

Evet

Evet

Metin biçim açısından şiir ve düz yazının özelliklerini taşımaktadır.

Evet

Evet

Evet

Yazar, konuyu belli bir bütünlük içerisinde ele almamış, ana konunun kendisinde çağrıştırdığı başka konulara geçerek daha sonra tekrar ana konuya dönmüştür.


Evet

Evet

Evet


• Yaptığınız incelemelerden hareketle deneme türünün belirli bir planının olup olmadığını söyleyiniz.
Her yazının olduğu gibi denme türünün de bir planı vardır.

SAYFA 142
4.ETKİNLİK
Deneme türleri konusunda yaptığınız araştırmalardan hareketle “Yazın Okuru Aranıyor”, “Sevgi”, ‘Topacın İpi Vardır Ama...” adlı metinlerin konularına göre klasik deneme (kişisel du­yarlılığı konu alan denemeler), eleştirel deneme, felsefi deneme, yazınsal deneme, güncel dene­me türlerinden hangisine örnek gösterilebileceğini belirtiniz.
Yazın Okuru Aranıyor --- Eleştirel deneme
Sevgi ------Klasik deneme
Topacın İpi Vardır Ama -----Yazınsal deneme

5.ETKİNLİK
İncelediğiniz metinlerden hareketle Akşit Göktürk, Nermi Uygur ve Sunay Akın'ı dili doğru ve güzel kullanmaları, kültür alanına özgü bilgi birikimine sahip olmaları, kendi doğruları dışın­daki doğrularında varlığını kabul etmeleri, düşünce ufuklarını almaları yönüyle değerlendiri­niz. İyi bir deneme yazarında bulunması gereken özelliklerin neler olması gerektiğini tartışınız. Ulaştığınız sonuçları açıklayınız.
Bu yazarlar dili güzel ve etkili kullanmışlardır. Kültürü alanına özgü bilgi birikimine sahiptirler. Kendi doğruları dışındaki doğruların varlığını kabul ederler. Düşünce ufuklarını kabul ederler.
Deneme yazarı geniş bir bilgi birikimine ve kültüre sahip olmalı, dili etkili kullanma becerisine sahip olmalı.
İncelediğiniz “Yazın Okuru Aranıyor”, “Sevgi”, ‘Topacın İpi Vardır Ama...” adlı denemeleri, “Hakikat Neden Acıdır?” adlı söyleşiyle dil ve anlatım özellikleri, anlatıcının tavrı bakımlarından karşılaştırınız. İnandırıcılığı ve içtenliği bakımından deneme ve söyleşi türleri arasındaki farklılıkları açıklayınız.
Bu denemelerde yazarlar içten ve akıcı bir dil kullanmışlardır. Düşüncelerini belli bir sonuca bağlama amacı taşımamışlar, kişisel kanaatlerini aktarmışlardır.
7.ETKİNLİK
“Yazın Okuru Aranıyor”, “Sevgi” ve ‘Topacın İpi Vardır Ama...” adlı denemelerden alınan aşağıdaki paragraflarda hangi anlatım türlerinin kullanıldığını belirleyiniz. İncelediğiniz metinlerde farklı anlatım türlerinin bir arada bulunup bulunmadığını açıklayınız.
metinler
Paragraflar
Anlatım Türü
Yazın
Okuru
Aranıyor
Zorunluluğun, bu tür yasak savma çabalarının karşıtı olarak gö­nüllü yazın okurluğu gerçekte belli bir özveriyi, sorumluluğu, sabrı, sürekliliği gerektirir. Yalnız okullarda istenen şeyleri değil, kendi is­tediğini okuyup istemediğini okumama özgürlüğü ancak gönüllü okurlarda gelişir. Bu tür bir okuma çabası hem bütün bir yaşam bo­yu hem de her yapıtın okunuşunda baştan sona değin akan sürekli, coşkulu, yoğun, çıkar gözetmez bir ilgiyi gerektirir.
AÇIKLAYICI
ANLATIM
Sevgi
İnsanın sevdiğiyle dalaşıp bozuşması; insanın sevdiğine kızıp öfkelenmesi; insanın sevdiğini kırıp üzmesi; insanın sevdiğini kü­çültüp aşağısaması sosyoloji, psikoloji, fizyoloji, kalıtım, hekimlik yönünden belli bir oranda açıklanabilir bütün bunlar. Gene de za­man zaman kendim de başvursam aklım yatmıyor bu açıklamala­rın hiçbirine.
AÇIKLAYICI
ANLATIM
Topacın İpi Vardır ama
Gaziantep çarşısında Aydın İlgaz ve Nebil Özgentürk ile ge­zerken bir çuval dolusu topaç kendine çekti beni. Yalnız kendim için değil, birlikte gezdiğim iki güzel insana da birer topaç alıp armağan ettim. Avluyu çeviren dükkânlarda baharatların satıl­dığı eski bir çarşıyı hayranlıkla incelerken “Bakın!” diye seslen­di Aydın İlgaz...
ÖYKÜLEYİCİ
ANLATIM

8.ETKİNLİK
İncelediğiniz denemelerde dilin hangi işlevde kullanıldığını belirtiniz.
İncelediğimiz denemelerde dil ağırlıklı olarak  göndergesel işlevde kullanılmıştır.

SAYFA 143
ANLAMA VE YORUMLAMA
1. Ahmet Haşim'den günümüze kadar pek çok yazarın çeşitli konulardaki düşüncelerini de­neme türünü kullanarak ifade etmesi bu türün hangi özelliğiyle ilgilidir? Düşüncelerinizi açık­layınız.
Denemelerde duygu ve düşünceler belli bir plana uyma zorunluluğu olmadan serbest bir şekilde ifade edildiği geniş bir konu alanına sahip olduğu için birçok yazar tarafından tercih edilmiştir.
2.  (...) Deneme yazmanın, benim açımdan, biraz da gazetede köşe yazarı olmakla ilgisi var. Sait Faik’in “Ay Işığı” öyküsünü anımsıyor musunuz? “Havada Bulut” kitabındandır. Orada, bir gazeteye başvuran öykü kişisinin gazetenin başyazarınca, deyiş yerindeyse, sorguya çekilişine ilişkin bir bölüm vardır. “Ağız aramakta usta” başyazar “Nasıl bir dünya arzuluyorsunuz?” diye sorar. Uzun bir söylevi vardır öykü kişisinin ve bir yerinde şöyle der: “İçinde iyi şeyler söyleme­ye, doğru şeyler söylemeye salahiyetler kıvranan adamın, korkmadan ve yanlış tefsir edilme­den bu bir şeyleri söyleyebildiği bir dünya...” Gazete yazarlığını ben tastamam böyle anlıyorum. Ama sorun sadece “iyi şeyler, doğru şeyler” söylemek değildir. Bence gazete (köşe) yazarı edebi­yatçı ise etik olduğu kadar edebî kaygılar da taşımak konumundadır. “Budalalığın Keşfi”ndeki yazıların (Çoğu, benim... gazetesinde yayımlanmış olan köşe yazılanındır!) “deneme” türünden yazılar olması ve “deneme” türüne meylimin daha da artmış olması, bundan dolayıdır.
Basından 10 Aralık 2008 Hilmi Yavuz
Yukarıdaki paragraftan da hareketle denemelerin dil ve anlatım özelliklerin nasıl olduğunu açıklayınız.
Denemelerde içten, doğal bir anlatım vardır. Denemenin belirli bir planı yoktur. Denemelerde yazar “ben”ini öne çıkarır (ben merkezli bir yaklaşım), kendisiyle konuşuyormuş tarzda yazar. Denemelerde açık, duru, yalın, akıcı bir dil kullanılır.

3.  Deneme türünün özelliklerini net bir biçimde sıralayabilir misiniz? Düşüncelerinizi açıklayınız.
Evet sıralayabiliriz.
Denemede konu özgürce seçilir.
İnsanı ve toplumu ilgilendiren her şey (yaşama, ölüm, aşk, sanat, felsefe, din, ahlâk, töre, bilim, siyaset vb.) denemenin konusu olabilir.
Deneme yazarı kendisiyle konuşur gibi yazar.
Dili doğru ve güzel kullanır.
Düşünce ufku geniş ve kendine özgü bilgi birikimine sahiptir.
Kendi duygularının dışında başkalarının düşüncelerine de saygı duyar.
Denemeci ele aldığı konuyu içtenlikle anlatır.
Denemeci, bayağı bir anlatıma inmeden terim ve felsefi kavramların ağırlığından uzak bir üslubu tercih eder.
Denemeci, denemenin sonunda kesin bir yargıya, bir sonuca varmak amacında değildir.
Deneme, herhangi bir konuda düşündürücü, öğretici, inandırıcı ve ufuk açıcıdır.

SAYFA 144
4.    “Çiçekler, Mevsimler, Çiçekler, İnsanlar; Çiçekler ve Aşk Dediğimiz O Şey” adlı hikâyenin ilkbaharla ilgili sizde uyandırdığı çağrışım, duygu ve düşünceleri deneme türünde yazınız.
5.  Deneme türünün Türk ve dünya edebiyatındaki tarihsel gelişimi hakkında yaptığınız araştırmayı sununuz.
Dünya edebiyatında: Montaigne(zaten öncüsüdür),Bacon,Voltaire,J.J Roussesau'yu saymak mümkündür.
Türk edebiyatında ilk deneme kitapları arasında Ahmet Haşim’in Bize Göre (1928), Gurebahanei Laklakan (1928); Ahmet Rasim’in pek çok yazısı; Mahmut Sadık’ın Takvimden Yapraklar (1912); Refik Halit Karay’ın Bir Avuç Saçma (1939), Bir İçim Su (1931), İlk Adım (1941), Üç Nesil Üç Hayat (1943), Makyajlı Kadın (1943), Tanrıya Şikâyet (1944); Falih Rıfkı Atay’ın Eski Saat (1933), Niçin Kurtulmak (1953), Çile (1955), İnanç (1965), Pazar Konuşmaları (1966), Kurtuluş (1966), Bayrak (1970) gibi kitaplarını saymak mümkündür.
Türk edebiyatında deneme türü, genellikle şair, romancı ya da hikâyeci kimliği öne çıkan sanatçılar tarafından ortaya konan ürünlerden oluşmaktadır. Birinci derecedeki vasfı “denemeci” olan yazar sayısı oldukça azdır. Nurullah Ataç (18981957), Sabahattin Eyüboğlu (19081973), Suut Kemal Yetkin (19031980), Mehmet Kaplan (19151986), Nurettin Topçu (19091975), Salah Birsel (1919 ), Vedat Günyol (1912 ), Enis Batur (1952 ), Cemil Meriç (19171987), Mehmet Salihoğlu (1922 ), Uğur Kökden (1934 ), Nermi Uygur (1925 ) bunlardan birkaçıdır.
Aşağıdaki örnek, çağdaş bir
3.    Deneme türlerini ve denemelerin özelliklerini araştırınız.
Deneme Türünün Özellikleri
Bir yazarın özgürce seçtiği herhangi bir konu üzerinde kesin yargılara varmadan, kişisel görüş ve düşüncelerini serbestçe anlattığı yazılara deneme denir.
Kendisinden önce benzeri yazılar yazılmış olmakla birlikte 16. yüzyılda deneme kavramını ilk kez kullanan Fransız yazarı Montaigne (Monteyn)'dir. Denemeler adını verdiği yazıları, bir edebiyat türünün adı olmakla kalmamış, benzerlerinin de yazılmasına yol açmıştır.
2. Özellikleri
Denemede konu özgürce seçilir.
İnsanı ve toplumu ilgilendiren her şey (yaşama, ölüm, aşk, sanat, felsefe, din, ahlâk, töre, bilim, siyaset vb.) denemenin konusu olabilir.
Deneme yazarı kendisiyle konuşur gibi yazar.
Dili doğru ve güzel kullanır.
Düşünce ufku geniş ve kendine özgü bilgi birikimine sahiptir.
Kendi duygularının dışında başkalarının düşüncelerine de saygı duyar.
Denemeci ele aldığı konuyu içtenlikle anlatır.
Denemeci, bayağı bir anlatıma inmeden terim ve felsefi kavramların ağırlığından uzak bir üslubu tercih eder.
Denemeci, denemenin sonunda kesin bir yargıya, bir sonuca varmak amacında değildir.
Deneme, herhangi bir konuda düşündürücü, öğretici, inandırıcı ve ufuk açıcıdır.
Deneme rahat okunan bir düşünce yazısıdır.
Denemecinin öne sürülen her düşünce ya da savı doğrulama, kanıtlama gibi bir kaygısı yoktur. Deneme, makale ve eleştiriden bu yönüyle ayrılır.
Deneme yazarı birçok kaynaktan beslenir: Felsefî, sosyolojik, tarihî tema ve olay-ların yanında bilimsel veriler ve ünlü kişilerin özdeyişleri olabilir. Yine de denemeci seçtiği konuyu farklı bir yaklaşımla işler.
Denemenin Amacı;
Okuyucuyu düşünmeye yöneltmek,
Hayatın gerçeklerini ortaya koymak,
Kültür alanındaki değişme ve gelişmeleri fark ettirmek,
Birey-toplum ilişkisini dile getirmek vb.
Konularına ve Yazılış Amaçlarına Göre Denemeler;
Klasik deneme,
Edebî deneme,
Felsefî deneme,
Eleştirel deneme olmak üzere gruplandırılır.
Deneme ile makale arasında ne fark vardır?
Denemelerde kişisel düşünce yer alır. Söylenenlerin kanıtlanmasına ihtiyaç duyulmaz. Denemelerde ele alınan konular, kesin sonuçlara bağlanmaz. Makalelerde ise bilgi vermek, bir fikri açıklamak ön plandadır. Düşünce yönü ağır basar; kanıtlamaya ve açıklamaya dayanır. Kesin bir sonuca ulaşmak hedeflenir.

6.  İstediğiniz herhangi bir konuyla ilgili deneme türünde bir metin yazınız.
6.............................
SAYFA 145
7.   “Yazın Okuru Aranıyor”, “Sevgi” ve ‘Topacın İpi Vardır Ama” adlı metinleri incelemek amacıyla sınıfınızda üç grup oluşturunuz. Grupların hangi metni inceleyeceğini belirleyiniz. Daha sonra grup arkadaşlarınızla metni yazım kuralları, bağlaşıklık, bağdaşıklık ve akıcılık bakımından inceleyiniz. İncelemelerinizi tamamladıktan sonra metinde büyük harflerin nereler­de kullanıldığını, hangi tür birleşik kelimelerin bitişik hangilerinin ayrı yazıldığını, bağlaşıklık ve bağdaşıklığın nasıl sağlandığını, metinde akıcılığı bozan söyleyişlerin yer alıp almadığını, sayıların nasıl yazıldığını, yanlış yazılan kelimeler olup olmadığını grup sözcünüz aracılığıyla sınıf arkadaşlarınıza sununuz.
.......................
8.  “Yazın Okuru Aranıyor” ve “Sevgi” adlı denemelerden alınan aşağıdaki cümlelerde noktalama işaretlerinin hangi amaçlarla kullanıldığını tabloya verilen örnekteki gibi yazınız.
ırnak
işareti
* Yazın derslerinde en alışılmış yarı yıl ödevlerinden biri
*  "Okuduğunuz romanı özetleyin."dir.
*  Hem "sevgi'ye bir konulardan bir konu gözüyle bakıla­maz ki.
*  Bir an için bugün Charles Dickms'm "Antikacı Dükkanı'nı salt televizyon izlencelerinde yer aldı diye izle­yenleri getirin gözünüzün önüne.
 Vurgulanmak istenen ifadeler, açıklamalar ve eser adları tırnak içine alınır.
Virgül
*  Kafasında, kendi bilgi birikiminde, yaşantısında bunlar­dan hangi birini nereye koyacağını bilmeden, salt görsel bir tutkuyla bakar da bakar.
*  Ne mutlu sana, seni seviyorum.
*  Evet, gönüllü yazın okuru aranıyor!
Birinci cümlede ilk iki virgül eş görevli sözcük ve sözcük gruplarını ayırmada kullanılmış. bilmeden sözcüğünden sonra kullanılan virgül anlama karışıklığını önlemek için ögeyi ayırmada kullanılmış.
İkinci cümlede sıralı cümleleri ayırmak için kullanılmış.
Evet, hayır gibi kabul ve ret bildiren sözlerden sonra kullanılmış.
Noktalı
virgül
* Bir kurmaca metnin anlamı; okurun kafasında, duyar­lığında, işinde, gücünde sürer; dal budak salar, büyür, yaşamla yeniden yazılır.
Noktalı virgülün ilk kullanımı, içinde virgüller bulunan cümlede özneyi diğer ögelerden ayırmak için. Diğer noktalı virgül, içinde virgüller bulunan sıralı cümleleri ayırmada kullanılmış.
Üç nokta
*  Önemli olan benim, bir de benim sevgim, ötesi bir ilinek...
* Anne sevgisi, baba sevgisi, karı-koca sevgisi, teyze sevgisi *(...) makine sevgisi, insan sevgisi, Tanrı sevgisi...
*  Ne var ki biz dünyayı tekmeliyoruz...
Sözün bitmediğini, devam ettiğini
Örneklerin devam ettiğini
Sözün devamının okuyucunun hayal gücüne bırakıldığı
Sora
işareti
*  Tükenecek şey mi sevgi?
*  Okumak da ne söz?
Soru bildiren cümlelerin sonuna konur.
Ünlem
işreti
*Aha, dünya da aynen bunun gibi dönüyor!
* "Yardım" nerde, sevenin tüm varlığını bu varlığını kendisi­ne armağan eden sevdiğine adaması nerde!
Seslenme ve ünlemlerden sonra cümle devam ediyorsa
Düzeltme
işareti
*Okuma yazma bilmeyenlerin resmî kaynaklara göre yüzde kırk bir gibi hiç de küçümsenmeyecek bir oran oluşturduğu Türkiye'de (...) okur sayısı umut kırıcı ölçüde düşüktür.
* Sayfalarına okur gözünün değmediği bir yapıt, kâğıttan, mürekkepten, kartondan başka bir şey değildir.
Resmî sözcüğünde i ünlüsünün uzun okunduğunu göstermek amacıyla ayrıca “resim” sözcüğünün ek almış hali olan “resmi” sözcüğünden ayırmak amacıyla
Kâğıt kelimesine getirilen düzeltme işareti inceltme amacıyla (“k” ünsüzü ince söylenecek) kullanılır.

9.  Yazdığınız denemeleri incelemek amacıyla ikişer kişilik gruplar oluşturunuz. Grup arka­daşınızın yazdığı ve kendi yazdığınız denemeyi yazım, noktalama, bağlaşıklık, bağdaşıklık akı­cılık bakımından inceleyiniz. “Yazın Okuru Aranıyor”, “Sevgi” ve “Topacın İpi Vardır Ama” adlı metinlerle ilgili yapılan çalışmaları da dikkate alarak yazdığınız metinlerde yazım, noktalama, akıcılık, bağlaşıklık ve bağdaşıklık hataları bulunup bulunmadığını belirleyiniz. Çalışmanızı tamamladıktan sonra daha önce yazmış olduğunuz metinlerle ilgili hazırlanan raporları ince­leyiniz. Yazma çalışmalarında hangi konularda ilerleme kaydettiğinizi, hangi konularda eksik­liklerinizin olduğunu, bu eksikliklerin hangi nedenlerden kaynaklandığını ve bu eksiklikleri gidermek için neler yapabileceğinizle ilgili bir öz değerlendirme yazınız. Yazdığınız denemeyi ve hazırladığınız öz değerlendirmeyi öğretmeninizin değerlendirmesi amacıyla öğrenci ürün dosyanızda saklayınız.

SAYFA 146
ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME
A.   Aşağıdaki cümlelerde yargı doğru ise yay ayraç içerisine “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
• Denemelerin kendine özgü bir tekniği ve planı vardır.                                                                ( D )
• Deneme yazarı ele aldığı düşünceyi kanıtlamak zorundadır.                                                     ( Y )
•  Denemelerde genellikle sanat, kültür, felsefe, edebiyat ve siyaset gibi konular ele alınır. (D )
• Denemeler duygu ağırlıklı yazılardır. Yazar sıklıkla duygusallığa yer verir.                              ( D )
• Deneme yazarı konuyu kendi kendine tartışıyormuş gibi ele alır.                                           (D )
•  Deneme yazarı ele aldığı konuyla ilgili sorunları dile getirerek bu sorunlara çözüm bul­maya çalışır.              ( D)
B.   Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları yanıtlayınız.
1.  Deneme, kökeni 16. yüzyıla dayanan bir edebiyat türüdür. Rönesans’la birlikte özellikle Avrupa’da birey olarak insanın önem kazanması yazarları, aydınları; insanı kurmaca bir dünya­nın ve belli kalıpların içinde ele alan anlatı türlerinden farklı bir yazın arayışına yöneltmiş, böylece ilk ve tipik örneğini Motaigne (Monteyn)’in “Denemeler” adlı eserinde veren deneme türünü doğurmuştur. Buna paralel olarak yazarlar da kurmaca türlerde işleyebildikleri insani durumları samimi, dolayısıyla daha özgür biçim ve olanaklarıyla irdeleme fırsatını bulmuşlardır.
Bu parçadan aşağıdakiler den hangisi çıkarılamaz?
A)    Deneme türü ilk kez Batı edebiyatında ortaya çıkmıştır.
B)     Bu türün öncüsü Motaigne’dir.
C)    Denemeler kurmaca metinler arasında yer almaz.
D)    Denemelerin öznesi nesnel gerçeklik içinde yaşayan insandır.
E)     Denemeler okuyucu tarafından en çok sevilen yazılardır.
2.  Yazar bir konuyu işlerken iyi ya da kötü yanlarını kişisel bir tavırla ele alır. Bu tür metinleri             türüne yaklaştıran yön, denemecinin yargı vermekten kaçınmaması, kimi zaman da
konuyu araştırmacı bir tutumla hatta bilimsel bir bakış açısıyla işlemesidir. Ancak..... denemede
yazar yargı verirken çözümleyici bir tavır sergiler, katı kesin yargılar vermez.
Yukarıdaki paragrafta noktalı yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangileri getirilebilir?
A) Söyleşi, öğretici                                             B) Eleştiri, eleştirel                                 C) Fıkra, öğretici
D) Makale, felsefi                                                E) Hikâye, kurmaca
C.  Aşağıdaki soruları sözlü olarak yanıtlayınız.
Deneme roman, şiir, öykü, tiyatro gibi kurmaca nitelikli edebî türlerle üslubun önem ka­zandığı gezi, anı, eleştiri, mektup ve günlüğün oluşturduğu diğer türler arasında bir ara bölge oluşturması bakımından oldukça önemli bir yere sahiptir. Bir başka deyişle deneme, kurmaca özellikler taşıyabildiği gibi yazarın ve konuların gerçekliğini de içerir. Bu durum, deneme tü­ründe asli öznenin “insan” oluşundan kaynaklanır. Tabii, kurmaca türlerde de aynı durum söz konusudur ancak denemenin öznesi artık nesnel gerçeklik içinde yaşayan gerçek insandır.
1.  Yukarıdaki parçada denemelerin hangi özelliği üzerinde durulmaktadır?
Denemeler hem kurmaca hem de gerçeklik özelliğine sahiptir.
Deneme, kurmaca yönü olduğu için edebi metinlerle temasa geçer, gerçekliği yansıtması bakımından öğretici metinler içindedir Bu bakımdan deneme ara bölgede yer alan bir türdür.
2.  Deneme ve sohbet türü arasındaki farklılıkları belirtiniz.
Deneme türündeki yazılarda da sohbette olduğu gibi içtenlik ön plandadır. Ancak denemedeki içtenlikle sohbette­ki içtenlik aynı değildir. Denemelerde daha çok, düşünen insanın kendi dünyasındaki bütünlüğü, hoşgörüyü sağ­layan, onu sevimli ve tutarlı kılan içtenlik söz konusudur. Sohbette yazar okur ile konuşur gibi bir anlatımı tercih eder. Böyle yapmakla okuru etkilemeye ve yönlendirmeye çalışır.
Denemede yazar, kendisiyle konuşuyormuş gibi tavır takınır. Sohbette ise okuyucuyla konuşuyormuş tarzda bir anlatım vardır.

Soruların bir kısmı www.sorucenneti. net sitesinden alınmıştır.



 1. Televizyonda yayınlanan bir söyleşi programı izleyiniz.
2. Söyleşi türünde metinler bularak sınıfa getiriniz.
Sözden Söze
Mektuptan açılmış talihim bir tane daha geldi. Öteki gibi değil bu. Bir kere yazan gizlemiyor kendini kim olduğunu söylüyor: İsmet Zeki Eyüboğlu adında bir genç. İstanbul Bilim Yurdunda yani Üniversitesinde okuyormuş. Sonra da benimle eğlenmiyor alaya almıyor beni över gibi gözüküp alttan alta iğnelemeğe kalkmıyor. Çıkışıyor bana çıkışıyor ya haklı olarak çıkışıyor. Eski yazılarımı şu Öz Türkçe yazılarımı beğenirmiş yenilerine sinirleniyor şöyle diyor:

“Geçen günkü Nokta dergisinde Ulus’tan aktarılmış bir yazınızı okudum. Ne çok üzüldüm bilseniz! Yoksa sizi de mi elden kaçırdık? Nerde o eski güzelim Öz Türkçe sözler nerde o yazınızdaki edebiyat ahlâk hak sanatmerak şiir gibi tatsız tutsuz Osmanlıca sözler. Niçin şunun bunun sözüne bakıp da düşüncelerimizi değiştiriyorsunuz? O yeni sözleri beğenmeyenler var diye mi yazmak istemiyorsunuz? Günün birinde bir kişi çıkıp size: “Beğenmedim bu sesinizi” dese ona bakıp da sesinizi değiştirecek misiniz? Ne derse desin el gün. Biz yolumuza bakalım;


Daha böyle çok şeyler söylüyor. O mektubu okurken tatlı bir duygu sardı içimi “mektup” değil de “beti” dediğim günleri andım. Doğru söylüyor iyi söylüyor o genç. Utandım kendi kendimden inandığım yoldan dönmenin yeri mi vardı? Bu çıkışmalarına karşılık ne diyeyim de bağışlatayım suçu mu? Var benim de bir özrüm gelgelelim gençler anlamaz anlamamaları daha da iyidir. Gene söyleyelim ben.

A çocuğum ben yaşlandım kocadım da onun için saptım yolumdan. Bilin ki sevinerek olmadı bu. Gene durup durup o yola özlemle bakıyorum. Bir sevgilinin bir daha evine varamayacağınız bir sevgilinin yoluna nasıl bakılırsa öyle bakıyorum. Biliyorum ki doğru oradadır; güzel oradadır ancak ben yoruldum dizlerim kesildi. Bir de o işi başaramayacağımı anladım. Yalnızdım pek yalnız kaldım. Beni tutanlar benim o yolda gitmemi dileyenler vardı uzaktan seslenmekle yetiniyorlardı. Beni özendirmek istemelerine ne denli sevinirsem sevineyim yanımda kimseyi görememek üzüyordu beni.

Doğrusu büsbütün de bırakmadım o yolu. Böyle Arapça Farsça tilcikleri kullandığım yazılarımda gene o sevdiğim kimini de kendim uydurduğum tilciklere yer veriyorum. Biliyorum yetmez bu en doğrusu gene eskisi gibi özTürkçe yazmaktır. Onu yakında bir dergide gene deneyeceğim.

Çok sevindim o mektuba. Birkaç yıl benim yürüdüğüm bir yolu bırakmak istemeyenler olmasına çok sevindim. Gençler unutsun benim emeklerimi onları hiçe saysınlar Arapça Farsça tilciklerden kaçınmadığım bir suda sevgiliden geliverecek bir esenleme gibi yüreğimi aydınlatır güneşler doğurur gönlümde.

İtalyan yazarı Luigi Pirandello’nun bir iki oyununu görmüşsünüzdür hikâyelerini okudunuz mu? Bay Feridun Timur onlardan otuz altısını dilimize çevirmiş Millî Eğitim Bakanlığı da bastırmış. Hepsini okumadımsa da okuduklarım çok hoşuma gitti diyebilirim ki o yazarın oyunlarından daha çok beğendim hikayelerini. Oyunlarında yüksekten atmayı andırır bir hal vardır. Hikâyeleri öyle değil Pirandello onlarda kişilerini daha iyi gösteriyorcanlandırıyor. Oyunlarında hep bir görüşü savunmak okuyanları yahut seyircilerini düşündürmek ister. Hem de çözümlenemeyeceğini söylediği meseleler üzerinde düşündürmek ister. Bir gerginlik vardır oyunlarındahikâyeleri ise öyle değil onlardaki kişiler daha canlı okuyana daha yakın. Herhalde bana öyle geldi.

Bay Feridun Timur da iyi çevirmiş dilimize. Belli ki İtalyanca cümleye bağlı kalmak istememiş her yerde değilse bile çok yerde: “Bizim dilimizde nasıl söylemeli?” diye düşünmüş. Örneğin bir yerde: “Don Lollo hiddetten küplere biniyordu.” diyor. “Küplere binmek” deyimi sanmam ki İtalyancada olsun. Daha böyle çok buluşlar var Bay Feridun Timur’un çevirisinde.

Ama belli ki daha genç bir yazar o cesareti daima gösteremiyor bazan acemiliklere düşüyor. İşte bir örnek: “Don Lollo bu sözlere olmaz diyordu. Nafile; olan olmuştu; fakat nihayet kabul etti ve ertesi sabah şafakla beraber âlet ve edevat torbası s ırtında olduğu halde Zi Dima Locası Primosole’ye geldi. Nihayet kabul etti.” den önce bir “fakat” koymanın ne yeri var? Hele: “avandanlığı s ırtında” demek dururken “âlet ve edevat torbası s ırtında olduğu halde” demenin cümleye bir ağırlık verdiğini nasıl anlamıyor? Daha böyle kusurlar var Bay Feridun Timur’un çevirisinde “haykırmak” sözünü çok kullanıyor hem de “bağırmak” yerine kullanıyor. Gene o hikâyenin bir yerinde: “Küpten olmamak için ihtiyarı orada mevkuf mu tutacaktı?” diyor. Burada “mevkuf” sözü hiç yakışıyor mu? “kendisi küpten olmasın diye ihtiyarı hürriyetinden mi edecekti” diyemez miydi?

Bir de şunu söyleyelim. “Ciddi Bir Şey Değil” adlı hikâyede şöyle bir cümle var: “Her defasında bir daha aynı hataya düşmeyeceğine dair yemin üstüne yemin ediyor ahdü peyman ediyor yeniden âşık olmamak için kahraman bir deva araştıracağını söylüyordu.” Bay Feridun Timur böyle konuşmaz elbette “düşmeyeceğine yemin etti .”der. Düşmeyeceğine dair yemin etti.” demez. Belki İtalyanlar öyle der biz demeyiz. “Kahraman deva” da ne oluyor? belli Fransızların “remède hèroique” dedikleri İtalyancada tıpkısı olabilir Türkçede öyle denmez başka bir şey arasın.

Luigi Pirandello’dan “Seçme Hikâyeler” de böyle ufak tefek kusurlar var gene de o kitap tatlı tatlı okunuyorBay Feridun Timur’u iyi çevirmenlerimizden yani mütercimlerimizden sayabiliriz. Hele bir şeye çok sevindim: ikinci ciltte dil birinci cilttekinden çok daha iyi. Demek ki Bay Feridun Timur’un çevirileri günden güne iyileşecek. Ben adını yeni duyduğuma göre kendisinin bir genç olduğunu sanıyorum bundan sonraki çevirileri elbette daha kusursuz olur. Siz de okuyun o hikâyeleri eğlenirsiniz hele ikinci cildin başındaki Donna Mimma’dan başlarsanız bütün kitabı okumak hevesi uyanır içinizde.
(Nurullah ATAÇ. Söyleşiler TDK 231 Ankara 1964 )
3.Şevket Rado hakkında bir araştırma yapınız.
Şevket Rado (21 Nisan 1913 Makedonya -9 Nisan 1988 İstanbul) Gazeteci, yazar.
Balkan Harbinin patlaması üzerine 1913 de ailesi ve Anavatana dönen vatandaşlarla beraber İstanbul'a geldi. Vefa Lisesini ve sonra da Hukuk Fakültesini bitirdi. Üniversite talebesi iken Son Posta Gazetesine girerek gazeteciliğe başladı 1932. Sonra Akşam Gazetesine geçti ve orada 25 yıl muhabirlik, fıkra yazarlığı, yayın müdürlüğü yaptı.
Şevket Rado gazetecilikten başka Zoğrafyon Lisesinde Sosyoloji, St.Joseph Lisesinde Edebiyat öğretmenliği, İ.Ü.Gazetecilik Enstitüsünde de "Yazı nevileri" hocalığı ve 5 yıl süre ile İstanbul Radyosunda her hafta aile sohbetleri yapmıştır.
1956 yılında Hayat Dergisini çıkardı. Hayat ilk sayısında 193.000 adet satarak Türkiye'de rekor kırdı. Hayat Dergisinin tirajı 1958 - 1968 yılları arasında 200.000 ler civarında idi, ki bugün bu tiraja hiç bir dergi yaklaşamamaktadır. Şevket Rado Hayat Dergisinde kapanana kadar devamlı olarak her hafta sohbet köşesinde yazılarını yazmıştır.
Hayat'tan başka sinema - tiyatro dergisi Ses, Resimli Roman, Hayat Spor, Ayna ve Hayat Tarih dergileri Şevket Rado'nun çıkardığı ve yönettiği dergilerdir. Hayat Dergisi ve diğer yayınlar 1978 yılında başlayan bir grev neticesinde kapanmışlardır.
1961 yılında fasiküller halinde yayınlamaya başladığı Hayat Ansiklopedisi büyük bir olay olmuş ve 150.000 adetten fazla satmıştır. Hayat Ansiklopedisinden başka çeşitli eğitici yayınlar, ansiklopedi ve sözlükler, çocuk kitapları, romanlar gibi yüzlerce kitap yayınlamıştır.
Gençliğinde Şevket Hıfzı adı ile şiir de yazmış olan Şevket Rado'nun kendi yazdığı eserleri vardır. Son olarak Türk Dil Kurumu üyeliği yapmakta idi.
Türkiye'nin ilk kadın Hukuk Profesörü Prof. Dr. Türkan Rado ile 1943 yılında evlenmiş olan Şevket Rado'nun Mehmet adında bir oğlu vardır.
Şevket Rado Eserleri
Hayat Böyledir,
Tatlı Dil,
Aile Sohbetleri,
Saadet Yolu,
Eşref Saati,
Ümit Dünyası (Sohbet Kitapları)
50. yılında Sovyet Rusya, Amerikan Rüyası (Seyahat),
Türk Matbaacılık Tarihi (İbrahim Müteferrika Matbaasında basılmış eserleri ve sonrasını anlatır),
Türk Hattatları (Türk Hat Sanatı ile ilgili ilk ansiklopedi tarzında bir eserdir)
4.Edebi metinlerde kullanılan dilin günlükkonuşma  dilinden farklılıklarını araştırınız.
Edebi metinlerde dil, sanatsal ve coşku ve heyecana bağlı işlevde kullanılır. Günlük konuşma dilinde dilin sanatsal işlevine yer verilmez.
Edebi metinlerde estetik ve söyleyiş güzelliği ön plandadır. Günlük konuşma dilinde estetik kaygısı yoktur.
Edebi metinlerde sözcüklerin yan ve mecaz anlamlarına ağırlık verilir. Günlük konuşma dilinde mecazlı anlatımlara zaman zaman yer verilebilir.
Edebi metinlerde öğreticilik ve bilgilendireme değil, çeşitli duyguları yaşatma amacı vardır.
Edebi metinlerde gerçeğin kurgulanmış biçimi anlatılır. Günlük konuşma dilinde kurguya pek yer verilmez.
HAZIRLANALIM
1.Televizyonda izlediğiniz söyleşinin konusunu ve size ilginç gelen yönlerini belirtiniz.
Televizyonda Haldun Dormen'in hayatını konu edinen bir söyleşiyi izlemiştim. Sanatçının hangi zorluklar altında çalıştıklarını bilinmeyen yönlerini öğrenmiş şaşırmıştım. çoğu zaman işe otobüsle gelip gitmeleri bende şaşkınlık uyandırmıştı.
2. Kimlerle sohbet etmekten hoşlanırsınız? Bu kişilerin konuşmalarını niçin sevdiğinizi söyleyiniz.
Tanınmış kişilerle veya değer verdiğim ilmi ve bilgisi yüksek olan insanlarla konuşmak hoşuma gidiyor. onalrın bilgi ve tecrübeelri dikkatimi çekiyor.
3.Sinema, tiyatro ve roman gibi sanatlarda, mahallî söyleyişlere neden yer verildiğiyle ilgili düşüncelerinizi açıklayınız. Sizce mahallî söyleyişler anlatıma neler kazandırır?
Mahalli söyleyişlerin olması anlatımın doğal olduğunu gösterir. Toplum içindeki farkı insanların gerçekçi bir şekilde yansıtılmasını sağlar.

Metin
HAKİKAT NEDEN ACIDIR?
1. ETKİNLİK
“Hakikat Neden Acıdır?” adlı metni ve sınıfa getirdiğiniz söyleşilerden birkaç tanesini okuyunuz.
Bu metinlerin dil-anlatım ve şekil özellikleri hakkında tartışarak söyleşilerin ortak özelliklerini belirleyiniz.
SOHBET (SÖYLEŞİ)Bir kişisel görüşlerini fazla derinleştirmeden, karşısındakiyle konuşuyormuş hissini verecek bir üslupla makale planında yazdığı fikir yazısına sohbet (söyleşi) denir.
Sohbet (Söyleşi) Türünün Özellikleri
1. Düşünceleri fazla derinleştirmeden, bir konuşma havası içinde anlatan yazı türüdür.
2. Her konuda yazılabilir. (sorucenneti.net- alıntılarda kaynak gösteriniz.)
3. Konu, tez ve savunma amacı güdülmeden; karşılıklı konuşma havası içinde, sıcak bir dille yazılır.
4. Sohbet, makaleden üslup yönüyle ayrılır. Çoğunlukla günlük konuların işlendiği sohbet yazılarında senli benli bir anlatım yolu seçilir, hatıralardan halk fıkralarından, nüktelerden, özlü sözlerden yararlanılır.
5. Söyleşi türünün Türk edebiyatındaki önemli temsilcileri şunlardır: Ahmet Rasim "Ramazan Sohbetleri", Suut Kemal Yetkin "Edebiyat Söyleşileri", Şevket Rado Eşref Saati Melih Cevdet Anday "Dilimiz Üzeri¬ne Söyleşiler, Nurullah Ataç "Karalama Defteri"... Ayrıca Cenap Sahabettin, Refik Halit Karay, Hasan Ali Yücel gibi yazarlarımız da bu türde eserler vermişlerdir.
NOT: Sohbet (söyleşi) türüyle deneme türü arasındaki temel fark şudur: Sohbet türünde yazar karşısındakiyle konuşuyormuş gibi (senli benli anlatım) yazar. Deneme türünde yazar kendisiyle konuşuyormuş, gibi benli anlatım) yazar.
2.ETKİNLİK
“Hakikat Neden Acıdır?” adlı metnin ve okuduğunuz, dinlediğiniz söyleşilerin konusunu
ve yazılma amaçlarını belirtiniz.
Eserin yazılma amacı, hakikat konusuna yazarın bakış açısına göre bir açıklama getirmek, okuyucunun düşüncelerini etkilemektir.
3. ETKİNLİK
SİZE KALMIŞ...
4. ETKİNLİK
“Siz uzaktan gördüğünüz bir kadını veya bir erkeği yıllardır hasretini çektiğiniz, canınız kadar sevdiğiniz birine benzetir de kucaklamak için üzerine doğru koşarsanız sonra da yanına geldiğiniz zaman onun sizin sevdiğiniz insan olmadığını görürseniz uğradığınız hayal sükûtunda o insanın ne kabahati vardır? Onu suçlayabilir misiniz? Onu çirkin, kaba, adi, kötü hatta ’acı’bulmaya kalkarsanız haksızlık etmiş olmaz mısınız?”
• “Hakikat Neden Acıdır?” adlı metinden alınan yukarıdaki bölümde, çekimli eylemleri bulunuz.
Eylemlerin hangi şahsa göre çekimlendiğini belirtiniz. Sınıf tahtasına metinle ilgili bir iletişim tablosu çizerek gönderici, alıcı, kanal, kod ve iletiyi belirleyiniz. Eylemlerin çekimlendiği kip ile alıcı arasında nasıl bir ilgi olduğunu açıklayınız.
Koşarsanız- 2. Çoğul kişi (siz)
Görürseniz – 2. Çoğul kişi (siz)
Suçlayabilir misiniz? – 2. Çoğul kişi (siz)
Olmaz mısınız? 2. Çoğul kişi (siz)
İLETİŞİM TABLOSU
Gönderici    Yazar
Alıcı             Okuyucu
Kanal            Yazı
Kod              Sözcükler
İleti              Hakikat ve hayal
5. ETKİNLİK
“Onu suçlayabilir misiniz? Onu çirkin, kaba, adi, kötü hatta ’acı’ bulmaya kalkarsanız haksızlık etmiş olmaz mısınız?”cümlelerini anlamları bakımından inceleyerek ne tür cümleler olduğunu belirtiniz. Bu tür cümlelerin, metnin dil ve anlatımını nasıl etkilediğini açıklayınız.
“Onu suçlayabilir misiniz? Onu çirkin, kaba, adi, kötü hatta ’acı’ bulmaya kalkarsanız haksızlık etmiş olmaz mısınız?” cümlelerinde ikinci çoğul kişiye seslenilmiş, cevap beklenmeyen, düşünceyi vurgulamayı amaçlayan soru cümleleri kurulmuş. Bu cümleler yapı olarak soru cümlesidir. Fakat bu cümlelerle yazar okuyucuyla konuşuyormuş tarzda bir anlatım kullanmış. Senli benli, içten bir anlatımla okuyucuyla düşüncelerini paylaşmak istemiş.
SAYFA 101
6. ETKİNLİK
• “Atatürk’ün Evrenselliği” adlı makaleyi ve “Hakikat Neden Acıdır?” adlı söyleşiyi dil ve anlatım özellikleri bakımından karşılaştırınız. Hangi metinde daha samimi bir dil kullanıldığını belirtiniz.
“Hakikat Neden Acıdır?” adlı metnin dil ve anlatım özellikleri: Samimi, içten, doğal bir anlatım var. Yazar okuyucuyla konuşuyormuş tarzda yazmıştır.
“Atatürk’ün Evrenselliği” adlı metnin dil ve anlatım özellikleri: Ciddi, resmi bir anlatım vardır.

7. ETKİNLİK
• “Atatürk’ün Evrenselliği” ve “Hakikat Neden Acıdır” adlı metinlerin hangisinde yazar konuşma tavrı ve edasıyla düşüncelerini derinleştirmeden aktarmıştır? Metinden örnekler vererek düşüncelerinizi açıklayınız.
“Hakikat Neden Acıdır?” adlı metinde yazar konuşma tavrı ve edasıyla yazmış, dile getirdiği düşüncelerde ısrarcı değil, ben böyle düşünüyorum, ama siz benim düşünceme katılır ya da katılmazsınız zorlayıcı olmam, tavrındadır.
“Atatürk’ün Evrenselliği” adlı metin bir makale. Bu yazıda ciddi, resmi bir anlatım var. Yazıda düşünceyi geliştirme yollarına başvurulmuş.
4. Paragraf
Hakikatin acı olma nedeni insanın ger­çek olmayana, hayallere körü körüne bağlanmasıdır.
5. Paragraf
Hedefe ulaşamama durumunda ger­çek, kendini acı bir şekilde gösterir.
6. Paragraf
insandaki hayal kırıklığı bir hayale ka­pılıp sonra gerçeğin üzerine düşmesi­dir.
7. Paragraf
Gerçek ne acı ne tatlıdır. İyi de olsa kötü de olsa gerçek gerçektir.
8. Paragraf
insanın kendini mutlu hissetmesinde gerçekler kadar hayallerin de katkısı vardır.
9. Paragraf
Ümit etmek ve geleceğe dönük hayal kurmak gerek. Ancak hayaller gerçe­ğe aykırı olmamalıdır.
10. Paragraf
İnsan her şeyin en güzeline layıktır.
11. Paragraf
İnsan hayal ederken mümkün olanla olmayanı ayırt etmelidir.
12. Paragraf
İnsan hayal ederken mümkün olanla olmayanı ayırt etmelidir.
13. Paragraf
Hayal ile gerçeği karıştırmamak gerekir.
Metnin iletisi: Gerçek her zaman güçlüdür ve mutlaka ortaya çıkacaktır. Hayal ise mantıklı ve gerçekçi olduğu sürece insana mutluluk verir.
SAYFA 103
8. ETKİNLİK
Aydın Boysan’ın söyleşide mahallî söyleyişlere yer vermesi anlatımını nasıl etkilemektedir?
Mahalli söyleyişlere yer verilmesi metne akıcılık, doğallık ve içtenlik katmıştır. Bu mahalli unsurlar aynı zamanda anlatıma mizahi bir özellik de katmıştır.
SAYFA 104
“Onun için ümit etmekten ve ümitlerimizi süsleyen hayalleri kurmaktan sakın vazgeçmeyiniz!
Yalnız, hayalinizi işletirken biraz temkinli olunuz. Hayal kurarken ayaklarınızın yerden kesilmemesine dikkat ediniz! Daha açık söylemek lazım gelirse nasıl bir dünyada yaşadığınızı büsbütün unutup kendinizi tamamen hayallere kaptırmayınız. O zaman hakikatlerden çok uzaklaşırsınız. Hakikatlerden fazla uzaklaşmanın ise birtakım tehlikeleri vardır.
Bu tehlikeler her şeyden ziyade sizin saadetinizi tehdit eder.”
“Hakikat Neden Acıdır?” adlı söyleşiden alınan yukarıdaki paragrafta hangi anlatım türünün kullanıldığını belirtiniz. Metinde farklı anlatım türleriyle oluşturulmuş paragraflar olup olmadığını açıklayınız.
Bu parçada emredici anlatım kullanılmıştır. Metinde söyleşmeye bağlı anlatım, açıklayıcı anlatım, emredici anlatım bir arada kullanılmıştır.
10. ETKİNLİK.
............................
11. ETKİNLİK
“Hakikat Neden Acıdır?” adlı söyleşide dilin hangi işlevde kullanıldığını belirtiniz.
“Hakikat Neden Acıdır?” adlı metinde dil hem göndergesel, hem de alıcıyı harekete geçirme işlevinde kullanılmıştır.
ANLAMA-YORUMLAMA
1. “Hakikat Neden Acıdır?” adlı söyleşide “ama”, “işte”, “şüphesiz” gibi kelimelerle başlayan paragraflardan bu kelimeleri çıkarınız. Metnin anlamında değişme olup olmadığını belirtiniz. Paragrafların bu tür kelimelerle başlamasının doğru olup olmadığını tartışınız. Ulaştığınız sonucu söyleyiniz.
Metinden “ama”, “işte" ve “şüphesiz" gibi kelimeleri çıkardığımızda anlamda daralma olduğu gibi anlatımın akıcılığı da bozulur. Paragrafların bu tür kelimelerle başlaması pek uygun değildir. Bu tür sözcüklerin önceki cümlelerle bağlayıcılığı vardır. Sohbet metinlerinde yazar okuyucuyla iletişimi koparmamak adına sanki bilerek böyle bir kullanıma gitmiş.
2. Yazarın “Hakikat Neden Acıdır?” adlı söyleşide ileri sürdüğü görüşlere katılıp katılmadığınızı açıklayınız.
.................................
3. Aşağıdaki cümlelerde hangi söz sanatlarına başvurulmuştur? Yazarın bu söz sanatlarına niçin başvurmuş olabileceğini belirtiniz.

• “İşte o zaman hakikat, bizim üzerine giydirdiğimiz hayal mahsulü elbiseden sıyrılarak karşımıza çıkar, onunla yüz yüze geliriz.” ( Teşhis sanatı, hakikat kişileştirilmiş.Kapalı istiare var. Hakikat: benzeyen var; insan, benzetilen söylenmemiş.)

• “Yani hayalin kanatlarına binip yükselmiş, yükselmiş sonra çıktığımız en yüksek tepeden hakikatin üzerine düşmüşüzdür.” (kapalı istiare: hayal, kanatları olan bir varlığa, kuşa benzetilmiş. Hayal: benzeyen söylenmiş; kuş, benzetilen söylenmemiş. Abartma(mübalağa) vardır. Yükselmek, düşmek sözcükleriyle tezat sanatı yapılmış.)
• “Uğradığımız hayal sükûtlarında, yukarıdan aşağıya yuvarlanışlarımızda hakikatin hiçbir suçu, hiçbir günahı yoktur." (Teşhis: Hakikat kişileştirilmiş.)

ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME

A. Aşağıdaki cümlelerde yargı doğru ise yay ayraç içerisine “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
• Her konuda söyleşi yapılabilir. ( D )
• Söyleşilerde samimi bir dil kullanılır. ( D )
• Söyleşilerde konunun derinliğine inilir. ( Y )
• Söyleşilerin dil ve anlatım özellikleri karşılıklı konuşmaya benzer. ( D )
• Söyleşilerde dil, dil ötesi işleviyle kullanılır. ( Y )
B. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları yanıtlayınız.
1. Aşağıda söyleşi türüyle ilgili verilen yargılardan hangisi yanlıştır?
A) Söyleşi konusu toplumun genelini ilgilendirmelidir.
B) Söyleşi yazılarına genellikle dergi ve gazetelerde rastlanır.
C) Söyleşilerde günlük konuşma diline yakın bir dil kullanılır.
D) Söyleşilerde nükte, fıkra, atasözü ve deyimlere sıkça yer verilir.
E) Yazar, düşüncelerini kanıtlayarak okuyucuyu inanmaya çalışır.
CEVAP: E

2. Limandan aynı zamanda muhtelif istikametlere üç vapur kalkıyorsa elinde çantasıyla
limana gelmiş olan yolcu, gideceği yolu bildiği takdirde bu vapurlardan herhangi birine girmez.
Kendisini gideceği yere götürecek olana binmeye çalışır. Çünkü ancak öyle yaparsa varmak
istediği hedefe ulaşacaktır. Ama öyle yapmaz da vapurların nereye gittiğini sormadan herhangi
birine kapağı atarsa veya vapurların hepsini kaçırdığını görünce ayağım yerde kalmasın düşüncesiyle
o sırada kalkan bir trene veya uçağa binmeye kalkarsa bu yolcunun ancak şaşkın bir
kimse olduğuna hükmedilir ve gittiği yerde kaybolduğu zaman da kimse hayret etmez.
Bu parçayla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
A) Metinde açıklayıcı anlatımın kullanıldığı
B) Soyut bir kavramın somutlaştırılarak anlatıldığı
C) Günlük konuşma diline yakın bir anlatımın kullanıldığı
D) Metinde karşılaştırmadan yararlanıldığı
E) Anlatımda deyimlerin kullanıldığı

CEVAP: B

3. (I) İkide bir tahammülü kalmadığından şikâyet eden insanlara rastlarsınız. (II) Geçenlerde ben de böyle birine rastladım. (III) “Efendim, ben hiçbir şeye tahammül edemiyorum; derhâl çileden çıkıyor, isyan ediyorum. (IV) Makul insan bu yeryüzünde o kadar azaldı. ( V) Laf anlamıyorlar, söz dinlemiyorlar.” diyordu.
Yukarıdaki cümlelerin hangisinde yazım yanlışı vardır?
A)    I B) II C) III D) IV E) V
CEVAP A
4. Aşağıdaki cümlelerden hangisi bir paragrafın giriş cümlesi olabilir?
A) Biz eskiden kendi şarkılarımızı dinler, kendi oyunlarımızı oynardık.
B) Buna daha çok milletler arasındaki münasebetlerin artması yol açıyor.
C) Çünkü her başlayış bir şey yapmak hevesinin ilk adımını teşkil eder.
D) Hâlbuki okullar insana hayatı öğretmez, insana faydalı olabilecek bilgileri öğretir.
E) Zaten bütün samimiliklerde emniyetin büyük hissesi olduğunu unutmayalım.
CEVAP: A

C. Aşağıdaki soruları sözlü olarak yanıtlayınız.
1. Konuşurken dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?
•   Ana dili iyi kullanamamak,
•   Yerel ağızla konuşmak,
•   Ses tonunu ayarlayamamak, kontrol edememek,
•   Sözcükleri doğru telaffuz edememek,
•   Konuşmayı gereksiz yere uzatmak,
•   Kendini övmek, yapmacık davranışlarda bulunmak,
•   Eleştiriye kapalı olmak,
•   Beden dilini, mimikleri doğru kullanamamak,
•   Argo ve kaba sözler kullanmak,
•   Heyecanını yenememek,
•   Sözcükleri tekrarlamak,
•   Eee…, ııı…, aaa… gibi sesler çıkarmak.
KONUŞMADA DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
1. Canlı, inandırıcı, ilgi çekici, olma: Konuşmamızı baştan sona canlı bir havada dinlenebilmesi için ifadelerimize, ses tonumuza ve özellikle hareketlerimize ayrı bir özen göstermeliyiz.
2. Konuşma süresinin kontrolü: Verilen süreye bağlı kalmamız dinleyicilere saygı gereğidir. Konuşmamızı bu süreye uygun bir şekilde planlayıp sunmalıyız.
3. Vurgu, tonlama, telaffuz: Konuşmacı ile dinleyiciler arasındaki iletişimi sağlayan sesimizdir. Bu nedenle telaffuz tonlama ve vurgumuza dikkat etmeliyiz.
4. Üslubu, sözcükleri amaca göre belirleme: Konuşmacılar ile dinleyiciler arasındaki dinleyiciye ve konuşamaya yapılan ortama göre belirlemeliyiz.
2. Hazırlıklı konuşma yapmadan önce yapılması gerekenler nelerdir?
Hazırlıklı konuşmalarda dikkat edilmesi gereken hususlar
Bir dinleyici grubuna hitaben yapılacak sunuş konuşmasında başarılı olabilmek için güzel konuşma kurallarına uyulmalı ve aşağıda sıralananlar da göz önünde bulundurulmalıdır:
1. Konuşmayı kimler dinleyecek?:
Belli bir gruba hitap edecek konuşmacı için (radyo dinleyicileri ve televizyon seyircileri dikkate alınmazsa) konuyu tespit etmeden önce yapılması gereken ilk iş dinleyicilerin kim olacağını bilmektir. Çünkü konu buna göre seçilecek ve konuşma hazırlığı dinleyicilerin özelliğine göre yapılacaktır. Dinleyicilerin azlığı veya çokluğu, cinsiyetleri, eğitim durumları, yaşları, ilgi alanları, sosyal çevreleri gibi etkenler konunun seçilmesinde ve hitap tarzının tespitinde önemlidir. Bir meslek grubuna ait insanların meydana getirdiği dinleyici topluluğuna yapılacak konuşmayla kapalı spor salonunda halka hitaben yapılacak bir konuşma aynı tarzda sunulamaz.
2. Konunun tespiti:
Dinleyicilerin kim olacağı tespit edildikten sonra sıra konunun seçilmesine gelir. Konuyu, programı hazırlayanlar tespit edebileceği gibi konu seçimi konuşmacıya da bırakılabilir. Seçilecek konu, her şeyden önce konuşmacının ilgi alanı içinde olmalıdır.
3. Konuşma plânının çıkarılması ve konunun hazırlanması:
Hazırlıklı konuşmanın tarihi, saati, yeri ve dinleyici grubunun kimlerden oluşacağı önceden bilindiği için konuşma metninin hazırlığı aşağıda verilen plân örneğine uygun olarak yapılır. Hazırlık aşamasında konunun ilgi çekici bir tarzda, dinleyenleri sıkmayacak şekilde, amaca uygun, kaynaklardan geniş ölçüde yararlanılarak konuşmanın türüne göre etraflıca hazırlanmasına özen gösterilir.
3. “İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşır.” atasözünü açıklayınız.
İnsanlar konuşarak duygu ve düşüncelerini söyleyerek birbiriyle anlaşır, insanı hayvandan ayıran en önemli özelliklerinden biri de budur. Hayvanlar konuşamadıklarından birbirlerini koklayarak tanır. Konuşma, tartışma insanlar arasındaki sorunları çözer.
Tatlı dille, uygun sözcüklerle söylenen sözlerin gücü büyük olur. Konuşma, tartışma dururken katı, sert yollara başvurmak, zora koşmak, problemleri çözeceği yerde daha da çıkmaza götürür.Bu özelliğimizden yararlanarak birbirimizle konuşarak anlaşma yoluna gitmeli, bunu yaparken de “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” sözünü aklımızdan çıkarmayarak kırıcı olmamalıyız.
Not: Bu yazının bazı bölümleri www.sorucenneti. net adresinden alıntıdır.



SAYFA 134   ÖN HAZIRLIK
1.    Deneme türünde yazılmış metinler bulunuz. Okuyup beğendiğiniz metinleri sınıfınıza getiriniz.
DENEME ÖRNEKLERİ
DİLİMİZ ÜZERİNE
Dilimiz, konuşma dilimizden çok yazı dilimiz, yıllardan beri, yüzyılı aşkın bir zamandan beri durmadan değişiyor. Değişmesini bir dileyen oldu bir buyuran oldu diye değil, değişmesi gerektiği için, değiştirmek zorunda olduğumuzdan, içimizden duyduğumuz için değişiyor. Elimizdeki dille, dünden kalan dille, istediğimizi söyleyemediğimiz, istediğimiz gibi söyleyemediğimiz için değişiyor. Bu değişme, bir bakıyorsunuz hızlanıyor, çok kimseleri şaşırtacak, başlarını döndürecek kadar hızlanıyor; bir bakıyorsunuz ağırlaşıyor, artık duracak sanıyorsunuz. Ama durmuyor. Durdurmak kimsenin elinde değil; durdurabilsek, çoktan durduracaktık. Yazarlarımızın çoğu ta başlangıçtan beri, bu değişmeye sinirleniyor, bu değişmeyi istemiyor. Kimi öfkelenip bağırıyor. Sonra öfkeleneni de, eğlenip alay edeni de değişmeye uyuyor, dilini değiştiriyor, bir gün önce istemediği yeni dille yazıyor.

Türkçe’de, yazı dilimizden Arap dilinin, Fars dilinin kurallarına göre kurulmuş isim, sıfat takımlarının, nasıl kaldırıldığını bir düşünün. Yazarlarımız, en ünlü yazarlarımız, karşı koymak için neler yapmadılar! “Terkipler kalkarsa Türkçe yazı yazılamaz… Dilimiz çirkinleşir…” dediler:
Genç Kalemciler’e ters baktılar, saldırdılar. Genç Kalemciler‘e yenildi, bozuldu, ezildi sandık. Bir de baktık ki onların dediği oluvermiş, terkipler ortadan kalkıvermiş. Dilimize bir güzellik verdikleri söylenen o terkipler bize bir çirkin görünüverdi!
O kelimeleri atacak olursak birbirimizle anlaşamayacakmışız; yeni kelimeler uydurma imiş, kimse bilmiyormuş. Doğrusu, biz eski kelimeleri bilmiyoruz da asıl yeni kelimeleri biliyor, asıl onları anlıyoruz. Bunu görmek istemiyorlar.
Yazarlarımızın çoğunun yeni dile karşı koymaya kalkmalarının dil için de, o yazarlar için de büyük bir kötülüğü oluyor. Dil için de kötülüğü oluyor, çünkü yeni dil, yazarların, yani kendisini asıl kullanacak kimselerin payı olmadan kuruluyor; bu yüzden birtakım zevksizliklerin önüne geçilemiyor. Yazarlarımız için kötü oluyor, çünkü yarın onlar küçük düşecekler. Bu dili ister istemez kullanacaklar, daha doğrusu isteyerek, ötedenberi istediklerini sanarak kullanacaklar.
Bunun böyle olacağına hiç şüphemiz yok. Çünkü bu iş şunun bunun istemesiyle, buyurmasıyla olmuyor; bu iş yüz yıldan beri bütün ulusun buyurmasıyla oluyor. Türk topluluğu yeni bir dil arıyor, istediğini istediği gibi söyleyecek, kafa dili olabilecek bir dil arıyor. Yazarların buna karşı koymaları değil, bunu anlayıp o dilin kurulmasına çalışmaları gerekir.
Nurullah ATAÇ
2.    Deneme türünün Türk ve dünya edebiyatındaki önemli temsilcilerini araştırınız.
Dünya edebiyatında: Montaigne(zaten öncüsüdür),Bacon,Voltaire,J.J Roussesau'yu saymak mümkündür.
Türk edebiyatında ilk deneme kitapları arasında Ahmet Haşim’in Bize Göre (1928), Gurebahanei Laklakan (1928); Ahmet Rasim’in pek çok yazısı; Mahmut Sadık’ın Takvimden Yapraklar (1912); Refik Halit Karay’ın Bir Avuç Saçma (1939), Bir İçim Su (1931), İlk Adım (1941), Üç Nesil Üç Hayat (1943), Makyajlı Kadın (1943), Tanrıya Şikâyet (1944); Falih Rıfkı Atay’ın Eski Saat (1933), Niçin Kurtulmak (1953), Çile (1955), İnanç (1965), Pazar Konuşmaları (1966), Kurtuluş (1966), Bayrak (1970) gibi kitaplarını saymak mümkündür.
Türk edebiyatında deneme türü, genellikle şair, romancı ya da hikâyeci kimliği öne çıkan sanatçılar tarafından ortaya konan ürünlerden oluşmaktadır. Birinci derecedeki vasfı “denemeci” olan yazar sayısı oldukça azdır. Nurullah Ataç (18981957), Sabahattin Eyüboğlu (19081973), Suut Kemal Yetkin (19031980), Mehmet Kaplan (19151986), Nurettin Topçu (19091975), Salah Birsel (1919 ), Vedat Günyol (1912 ), Enis Batur (1952 ), Cemil Meriç (19171987), Mehmet Salihoğlu (1922 ), Uğur Kökden (1934 ), Nermi Uygur (1925 ) bunlardan birkaçıdır.
Aşağıdaki örnek, çağdaş bir
3.    Deneme türlerini ve denemelerin özelliklerini araştırınız.
Deneme Türünün Özellikleri
Bir yazarın özgürce seçtiği herhangi bir konu üzerinde kesin yargılara varmadan, kişisel görüş ve düşüncelerini serbestçe anlattığı yazılara deneme denir.
Kendisinden önce benzeri yazılar yazılmış olmakla birlikte 16. yüzyılda deneme kavramını ilk kez kullanan Fransız yazarı Montaigne (Monteyn)'dir. Denemeler adını verdiği yazıları, bir edebiyat türünün adı olmakla kalmamış, benzerlerinin de yazılmasına yol açmıştır.
2. Özellikleri
Denemede konu özgürce seçilir.
İnsanı ve toplumu ilgilendiren her şey (yaşama, ölüm, aşk, sanat, felsefe, din, ahlâk, töre, bilim, siyaset vb.) denemenin konusu olabilir.
Deneme yazarı kendisiyle konuşur gibi yazar.
Dili doğru ve güzel kullanır.
Düşünce ufku geniş ve kendine özgü bilgi birikimine sahiptir.
Kendi duygularının dışında başkalarının düşüncelerine de saygı duyar.
Denemeci ele aldığı konuyu içtenlikle anlatır.
Denemeci, bayağı bir anlatıma inmeden terim ve felsefi kavramların ağırlığından uzak bir üslubu tercih eder.
Denemeci, denemenin sonunda kesin bir yargıya, bir sonuca varmak amacında değildir.
Deneme, herhangi bir konuda düşündürücü, öğretici, inandırıcı ve ufuk açıcıdır.
Deneme rahat okunan bir düşünce yazısıdır.
Denemecinin öne sürülen her düşünce ya da savı doğrulama, kanıtlama gibi bir kaygısı yoktur. Deneme, makale ve eleştiriden bu yönüyle ayrılır.
Deneme yazarı birçok kaynaktan beslenir: Felsefî, sosyolojik, tarihî tema ve olay-ların yanında bilimsel veriler ve ünlü kişilerin özdeyişleri olabilir. Yine de denemeci seçtiği konuyu farklı bir yaklaşımla işler.
Denemenin Amacı;
Okuyucuyu düşünmeye yöneltmek,
Hayatın gerçeklerini ortaya koymak,
Kültür alanındaki değişme ve gelişmeleri fark ettirmek,
Birey-toplum ilişkisini dile getirmek vb.
Konularına ve Yazılış Amaçlarına Göre Denemeler;
Klasik deneme,
Edebî deneme,
Felsefî deneme,
Eleştirel deneme olmak üzere gruplandırılır.
Deneme ile makale arasında ne fark vardır?
Denemelerde kişisel düşünce yer alır. Söylenenlerin kanıtlanmasına ihtiyaç duyulmaz. Denemelerde ele alınan konular, kesin sonuçlara bağlanmaz. Makalelerde ise bilgi vermek, bir fikri açıklamak ön plandadır. Düşünce yönü ağır basar; kanıtlamaya ve açıklamaya dayanır. Kesin bir sonuca ulaşmak hedeflenir.
SAYFA 135
HAZIRLANALIM
1. Okumanın faydaları nelerdir? Düşüncelerinizi açıklayınız.
Okuyarak olayların ve gelişmelerin iç yüzünü öğrenen bir kişi, öncelikle kendine olan güvenini artırır. Bu ise aynı zamanda düşünce ufkunu geliştirip, geniş bir görüş açısı sağlayarak, olayları inceleme yeteneği kazandırır.
Ayrıca okuyan kişiler çok okumanın beraberinde getirdiği zengin kelime dağarcığına sahip oldukları için, hikmetli ve etkileyici konuşarak hitap ettikleri kişilerde etki de uyandırırlar. Bu etki ise insanlarla ilişkileri güçlendirmekte, kişiye daha sosyal bir karakter kazandırmaktadır. Dahası, geniş kelime dağarcığı, insanın daha fazla kavramla düşünebilmesini de sağlar. Yani düşünce kapasitesini ve kültür düzeyini artırır.
Boş zamanlarını, çoğu zaman hiçbir yararlı bilgi aktarmayan televizyon karşısında geçirmek yerine kitap okuyarak değerlendiren bu kişiler, edindikleri bilgi ve kültür sonucunda aynı zamanda toplum içinde etkin bir kişiliğe sahip olurlar. Tüm bu özellikler, kişilerin öncelikle kendileri için okumaları gerektiğinin çok önemli bir göstergesidir. Okuyarak kendini geliştiren kişiler ise elbette çevrelerinde gelişen olaylara da hakim olacak ve toplum içinde eğitim seviyesinde zamanla bir ilerleme sağlanacaktır.

2. Her konuda herkes aynı şeyi mi düşünür? Niçin?
Her insan aynı konuda aynı şeyi düşünemez. İnsanların eğitim ve kültür düzeyleri, psikolojik özellikleri, ilgi ve ihtiyaçları, olaylara ve durumlara bakış açıla­rını belirler.
3. Çeşitli denemelerden alınan “Yazarlık bana sorarsanız bir yetenek işidir.”, “Bana sorarsa­nız kışın soba başı eğlencelerinin, tandır şenliklerinin pek iç açıcılığı yoktur.”, “Bence en büyük kötülüklerimiz en küçük yaşımızda belirmeye başlar.”, “Kanımca bunda eğitim ve öğretim yön­temlerimizin de büyük rolü olmuştu.” cümlelerindeki ortak özellik nedir?
Yazarlar, konuya kendi açılarından bakıyor, “bence, bana sorarsanız, kanımca” gibi ifadeler yazarın öznel değerlendirmeleridir. Nurullah Ataç’ın dediği gibi deneme “ben” ülkesidir.
4. Herhangi bir konuda yorum yapmak, kişisel görüşlerini ileri sürmek kişiye neler kazandırır?
Kişinin, olaylar ve durumları çözümleme yetisini geliştirmesini, düşünceler arasında ilişkiler kurabilmesini, güzel konuşma ve yazma becerisi kazanmasına ve geliştirmesini sağlar.
SAYFA 137
“Yazın Okuru Aranıyor” adlı metni ve sınıfa getirdiğiniz denemelerden birkaçını okuyunuz. Konuları, yazılış amaçları, dil-anlatım ve şekil özelliklerini tartışarak bu tür metinlerin ortak özelliklerini belirlemeye çalışınız. Tespit ettiğiniz özellikleri sınıf tahtasına yazınız.
Ölçütler
Yazın Okurunu Arıyor
Evet
Hayır
Konu bireysel dilin sağladığı rahat ve duygulu bir söyleyişle dile getirilmiştir.
X

Terim ve felsefi kavramların ağırlığından uzak bir ciddiyetle konu ele alınmıştır.
X

Okuma zevki vererek okuyucuyu düşünmeye yöneltmektedir.
X

Yazar düşüncelerini kanıtlama gayreti içine girmemiştir.
X

İnsanın birey olarak zaman ve toplum karşısındaki tavrı felsefeye özgü ciddiyetle ve ilmi yazılara özgü kesinliğe yer vermeden dile getirilmiştir.
X

Yazar, konu seçiminde serbest davranmıştır.
X

Metin ufuk açıcı özellikler taşımaktadır.
X

Yazarın içtenliği, yazının gücünü arttırmaktadır.
X

Metin, okuru düşünmeye sevk etmektedir.
X

Pratik hayatın gerçekleriyle kişi ilişkisi ortaya konmuştur.
X

Kültür alanındaki değişme ve gelişmelerle insanın nasıl zenginleş­tiği ifade edilmiştir.
X


SAYFA 141
• “Yazın Okuru Aranıyor”, “Sevgi” ve ‘Topacın İpi Vardır Ama...” adlı denemeleri aşağıdaki tabloda verilen ölçütlere göre değerlendiriniz. Cevaplarınızı metin adlarının altına “evet”, “hayır” şeklinde yazarak belirtiniz.
ölçütler
Yazın Okuru Aranıyor

Sevgi

Topacın İpi Vardır Ama...

Didaktik özellikler göstermektedir. Okuyucuyu bilgilendirme amacı taşımaktadır.

Hayır

Hayır

Hayır

Yazar konuyu kendine dönük bir bakış açısıyla ele almıştır.
Evet

Evet

Evet

Tanımlar ve tanımları açıklayıcı öğelere yer verilmiştir.

Evet

Evet

Evet

Kanıtlama, yargıda bulunma, öğretici olma gibi tutumlardan uzak, gözleme ve özeleştiriye dayalı bir "ben" anlatımı hâkimdir.

Evet

Evet

Evet

Anlatıcı içe dönük bir tavırla doğrudan kendini anlatmaktadır.

Evet

Evet

Evet

Anlatıcı genellemelere yönelerek belli bir kişiye bağlanmaksızın insani durumları anlatmaktadır.

Evet

Evet

Evet

Yazar sadece kendi iç dünyasını, paylaşıma dayalı bir tutumla okura sunmaktadır.

Evet

Evet

Evet

Ele alman konu, belli bir eğitim ve kültür düzeyine sahip okura hitap etmektedir.

Hayır

Hayır

Hayır

Konu, araştırmacı bir tutumla bilimsel bir bakış açısıyla ele alınmıştır.

Hayır

Hayır

Hayır

Yazar kendi yaşamında ya da çevresinde gözlemlediği olayları anlatmıştır.
Evet

Evet

Evet

Metin biçim açısından şiir ve düz yazının özelliklerini taşımaktadır.

Evet

Evet

Evet

Yazar, konuyu belli bir bütünlük içerisinde ele almamış, ana konunun kendisinde çağrıştırdığı başka konulara geçerek daha sonra tekrar ana konuya dönmüştür.


Evet

Evet

Evet


• Yaptığınız incelemelerden hareketle deneme türünün belirli bir planının olup olmadığını söyleyiniz.
Her yazının olduğu gibi denme türünün de bir planı vardır.

SAYFA 142
4.ETKİNLİK
Deneme türleri konusunda yaptığınız araştırmalardan hareketle “Yazın Okuru Aranıyor”, “Sevgi”, ‘Topacın İpi Vardır Ama...” adlı metinlerin konularına göre klasik deneme (kişisel du­yarlılığı konu alan denemeler), eleştirel deneme, felsefi deneme, yazınsal deneme, güncel dene­me türlerinden hangisine örnek gösterilebileceğini belirtiniz.
Yazın Okuru Aranıyor --- Eleştirel deneme
Sevgi ------Klasik deneme
Topacın İpi Vardır Ama -----Yazınsal deneme

5.ETKİNLİK
İncelediğiniz metinlerden hareketle Akşit Göktürk, Nermi Uygur ve Sunay Akın'ı dili doğru ve güzel kullanmaları, kültür alanına özgü bilgi birikimine sahip olmaları, kendi doğruları dışın­daki doğrularında varlığını kabul etmeleri, düşünce ufuklarını almaları yönüyle değerlendiri­niz. İyi bir deneme yazarında bulunması gereken özelliklerin neler olması gerektiğini tartışınız. Ulaştığınız sonuçları açıklayınız.
Bu yazarlar dili güzel ve etkili kullanmışlardır. Kültürü alanına özgü bilgi birikimine sahiptirler. Kendi doğruları dışındaki doğruların varlığını kabul ederler. Düşünce ufuklarını kabul ederler.
Deneme yazarı geniş bir bilgi birikimine ve kültüre sahip olmalı, dili etkili kullanma becerisine sahip olmalı.
İncelediğiniz “Yazın Okuru Aranıyor”, “Sevgi”, ‘Topacın İpi Vardır Ama...” adlı denemeleri, “Hakikat Neden Acıdır?” adlı söyleşiyle dil ve anlatım özellikleri, anlatıcının tavrı bakımlarından karşılaştırınız. İnandırıcılığı ve içtenliği bakımından deneme ve söyleşi türleri arasındaki farklılıkları açıklayınız.
Bu denemelerde yazarlar içten ve akıcı bir dil kullanmışlardır. Düşüncelerini belli bir sonuca bağlama amacı taşımamışlar, kişisel kanaatlerini aktarmışlardır.
7.ETKİNLİK
“Yazın Okuru Aranıyor”, “Sevgi” ve ‘Topacın İpi Vardır Ama...” adlı denemelerden alınan aşağıdaki paragraflarda hangi anlatım türlerinin kullanıldığını belirleyiniz. İncelediğiniz metinlerde farklı anlatım türlerinin bir arada bulunup bulunmadığını açıklayınız.
metinler
Paragraflar
Anlatım Türü
Yazın
Okuru
Aranıyor
Zorunluluğun, bu tür yasak savma çabalarının karşıtı olarak gö­nüllü yazın okurluğu gerçekte belli bir özveriyi, sorumluluğu, sabrı, sürekliliği gerektirir. Yalnız okullarda istenen şeyleri değil, kendi is­tediğini okuyup istemediğini okumama özgürlüğü ancak gönüllü okurlarda gelişir. Bu tür bir okuma çabası hem bütün bir yaşam bo­yu hem de her yapıtın okunuşunda baştan sona değin akan sürekli, coşkulu, yoğun, çıkar gözetmez bir ilgiyi gerektirir.
AÇIKLAYICI
ANLATIM
Sevgi
İnsanın sevdiğiyle dalaşıp bozuşması; insanın sevdiğine kızıp öfkelenmesi; insanın sevdiğini kırıp üzmesi; insanın sevdiğini kü­çültüp aşağısaması sosyoloji, psikoloji, fizyoloji, kalıtım, hekimlik yönünden belli bir oranda açıklanabilir bütün bunlar. Gene de za­man zaman kendim de başvursam aklım yatmıyor bu açıklamala­rın hiçbirine.
AÇIKLAYICI
ANLATIM
Topacın İpi Vardır ama
Gaziantep çarşısında Aydın İlgaz ve Nebil Özgentürk ile ge­zerken bir çuval dolusu topaç kendine çekti beni. Yalnız kendim için değil, birlikte gezdiğim iki güzel insana da birer topaç alıp armağan ettim. Avluyu çeviren dükkânlarda baharatların satıl­dığı eski bir çarşıyı hayranlıkla incelerken “Bakın!” diye seslen­di Aydın İlgaz...
ÖYKÜLEYİCİ
ANLATIM

8.ETKİNLİK
İncelediğiniz denemelerde dilin hangi işlevde kullanıldığını belirtiniz.
İncelediğimiz denemelerde dil ağırlıklı olarak  göndergesel işlevde kullanılmıştır.

SAYFA 143
ANLAMA VE YORUMLAMA
1. Ahmet Haşim'den günümüze kadar pek çok yazarın çeşitli konulardaki düşüncelerini de­neme türünü kullanarak ifade etmesi bu türün hangi özelliğiyle ilgilidir? Düşüncelerinizi açık­layınız.
Denemelerde duygu ve düşünceler belli bir plana uyma zorunluluğu olmadan serbest bir şekilde ifade edildiği geniş bir konu alanına sahip olduğu için birçok yazar tarafından tercih edilmiştir.
2.  (...) Deneme yazmanın, benim açımdan, biraz da gazetede köşe yazarı olmakla ilgisi var. Sait Faik’in “Ay Işığı” öyküsünü anımsıyor musunuz? “Havada Bulut” kitabındandır. Orada, bir gazeteye başvuran öykü kişisinin gazetenin başyazarınca, deyiş yerindeyse, sorguya çekilişine ilişkin bir bölüm vardır. “Ağız aramakta usta” başyazar “Nasıl bir dünya arzuluyorsunuz?” diye sorar. Uzun bir söylevi vardır öykü kişisinin ve bir yerinde şöyle der: “İçinde iyi şeyler söyleme­ye, doğru şeyler söylemeye salahiyetler kıvranan adamın, korkmadan ve yanlış tefsir edilme­den bu bir şeyleri söyleyebildiği bir dünya...” Gazete yazarlığını ben tastamam böyle anlıyorum. Ama sorun sadece “iyi şeyler, doğru şeyler” söylemek değildir. Bence gazete (köşe) yazarı edebi­yatçı ise etik olduğu kadar edebî kaygılar da taşımak konumundadır. “Budalalığın Keşfi”ndeki yazıların (Çoğu, benim... gazetesinde yayımlanmış olan köşe yazılanındır!) “deneme” türünden yazılar olması ve “deneme” türüne meylimin daha da artmış olması, bundan dolayıdır.
Basından 10 Aralık 2008 Hilmi Yavuz
Yukarıdaki paragraftan da hareketle denemelerin dil ve anlatım özelliklerin nasıl olduğunu açıklayınız.
Denemelerde içten, doğal bir anlatım vardır. Denemenin belirli bir planı yoktur. Denemelerde yazar “ben”ini öne çıkarır (ben merkezli bir yaklaşım), kendisiyle konuşuyormuş tarzda yazar. Denemelerde açık, duru, yalın, akıcı bir dil kullanılır.

3.  Deneme türünün özelliklerini net bir biçimde sıralayabilir misiniz? Düşüncelerinizi açıklayınız.
Evet sıralayabiliriz.
Denemede konu özgürce seçilir.
İnsanı ve toplumu ilgilendiren her şey (yaşama, ölüm, aşk, sanat, felsefe, din, ahlâk, töre, bilim, siyaset vb.) denemenin konusu olabilir.
Deneme yazarı kendisiyle konuşur gibi yazar.
Dili doğru ve güzel kullanır.
Düşünce ufku geniş ve kendine özgü bilgi birikimine sahiptir.
Kendi duygularının dışında başkalarının düşüncelerine de saygı duyar.
Denemeci ele aldığı konuyu içtenlikle anlatır.
Denemeci, bayağı bir anlatıma inmeden terim ve felsefi kavramların ağırlığından uzak bir üslubu tercih eder.
Denemeci, denemenin sonunda kesin bir yargıya, bir sonuca varmak amacında değildir.
Deneme, herhangi bir konuda düşündürücü, öğretici, inandırıcı ve ufuk açıcıdır.

SAYFA 144
4.    “Çiçekler, Mevsimler, Çiçekler, İnsanlar; Çiçekler ve Aşk Dediğimiz O Şey” adlı hikâyenin ilkbaharla ilgili sizde uyandırdığı çağrışım, duygu ve düşünceleri deneme türünde yazınız.
5.  Deneme türünün Türk ve dünya edebiyatındaki tarihsel gelişimi hakkında yaptığınız araştırmayı sununuz.
Dünya edebiyatında: Montaigne(zaten öncüsüdür),Bacon,Voltaire,J.J Roussesau'yu saymak mümkündür.
Türk edebiyatında ilk deneme kitapları arasında Ahmet Haşim’in Bize Göre (1928), Gurebahanei Laklakan (1928); Ahmet Rasim’in pek çok yazısı; Mahmut Sadık’ın Takvimden Yapraklar (1912); Refik Halit Karay’ın Bir Avuç Saçma (1939), Bir İçim Su (1931), İlk Adım (1941), Üç Nesil Üç Hayat (1943), Makyajlı Kadın (1943), Tanrıya Şikâyet (1944); Falih Rıfkı Atay’ın Eski Saat (1933), Niçin Kurtulmak (1953), Çile (1955), İnanç (1965), Pazar Konuşmaları (1966), Kurtuluş (1966), Bayrak (1970) gibi kitaplarını saymak mümkündür.
Türk edebiyatında deneme türü, genellikle şair, romancı ya da hikâyeci kimliği öne çıkan sanatçılar tarafından ortaya konan ürünlerden oluşmaktadır. Birinci derecedeki vasfı “denemeci” olan yazar sayısı oldukça azdır. Nurullah Ataç (18981957), Sabahattin Eyüboğlu (19081973), Suut Kemal Yetkin (19031980), Mehmet Kaplan (19151986), Nurettin Topçu (19091975), Salah Birsel (1919 ), Vedat Günyol (1912 ), Enis Batur (1952 ), Cemil Meriç (19171987), Mehmet Salihoğlu (1922 ), Uğur Kökden (1934 ), Nermi Uygur (1925 ) bunlardan birkaçıdır.
Aşağıdaki örnek, çağdaş bir
3.    Deneme türlerini ve denemelerin özelliklerini araştırınız.
Deneme Türünün Özellikleri
Bir yazarın özgürce seçtiği herhangi bir konu üzerinde kesin yargılara varmadan, kişisel görüş ve düşüncelerini serbestçe anlattığı yazılara deneme denir.
Kendisinden önce benzeri yazılar yazılmış olmakla birlikte 16. yüzyılda deneme kavramını ilk kez kullanan Fransız yazarı Montaigne (Monteyn)'dir. Denemeler adını verdiği yazıları, bir edebiyat türünün adı olmakla kalmamış, benzerlerinin de yazılmasına yol açmıştır.
2. Özellikleri
Denemede konu özgürce seçilir.
İnsanı ve toplumu ilgilendiren her şey (yaşama, ölüm, aşk, sanat, felsefe, din, ahlâk, töre, bilim, siyaset vb.) denemenin konusu olabilir.
Deneme yazarı kendisiyle konuşur gibi yazar.
Dili doğru ve güzel kullanır.
Düşünce ufku geniş ve kendine özgü bilgi birikimine sahiptir.
Kendi duygularının dışında başkalarının düşüncelerine de saygı duyar.
Denemeci ele aldığı konuyu içtenlikle anlatır.
Denemeci, bayağı bir anlatıma inmeden terim ve felsefi kavramların ağırlığından uzak bir üslubu tercih eder.
Denemeci, denemenin sonunda kesin bir yargıya, bir sonuca varmak amacında değildir.
Deneme, herhangi bir konuda düşündürücü, öğretici, inandırıcı ve ufuk açıcıdır.
Deneme rahat okunan bir düşünce yazısıdır.
Denemecinin öne sürülen her düşünce ya da savı doğrulama, kanıtlama gibi bir kaygısı yoktur. Deneme, makale ve eleştiriden bu yönüyle ayrılır.
Deneme yazarı birçok kaynaktan beslenir: Felsefî, sosyolojik, tarihî tema ve olay-ların yanında bilimsel veriler ve ünlü kişilerin özdeyişleri olabilir. Yine de denemeci seçtiği konuyu farklı bir yaklaşımla işler.
Denemenin Amacı;
Okuyucuyu düşünmeye yöneltmek,
Hayatın gerçeklerini ortaya koymak,
Kültür alanındaki değişme ve gelişmeleri fark ettirmek,
Birey-toplum ilişkisini dile getirmek vb.
Konularına ve Yazılış Amaçlarına Göre Denemeler;
Klasik deneme,
Edebî deneme,
Felsefî deneme,
Eleştirel deneme olmak üzere gruplandırılır.
Deneme ile makale arasında ne fark vardır?
Denemelerde kişisel düşünce yer alır. Söylenenlerin kanıtlanmasına ihtiyaç duyulmaz. Denemelerde ele alınan konular, kesin sonuçlara bağlanmaz. Makalelerde ise bilgi vermek, bir fikri açıklamak ön plandadır. Düşünce yönü ağır basar; kanıtlamaya ve açıklamaya dayanır. Kesin bir sonuca ulaşmak hedeflenir.

6.  İstediğiniz herhangi bir konuyla ilgili deneme türünde bir metin yazınız.
6.............................
SAYFA 145
7.   “Yazın Okuru Aranıyor”, “Sevgi” ve ‘Topacın İpi Vardır Ama” adlı metinleri incelemek amacıyla sınıfınızda üç grup oluşturunuz. Grupların hangi metni inceleyeceğini belirleyiniz. Daha sonra grup arkadaşlarınızla metni yazım kuralları, bağlaşıklık, bağdaşıklık ve akıcılık bakımından inceleyiniz. İncelemelerinizi tamamladıktan sonra metinde büyük harflerin nereler­de kullanıldığını, hangi tür birleşik kelimelerin bitişik hangilerinin ayrı yazıldığını, bağlaşıklık ve bağdaşıklığın nasıl sağlandığını, metinde akıcılığı bozan söyleyişlerin yer alıp almadığını, sayıların nasıl yazıldığını, yanlış yazılan kelimeler olup olmadığını grup sözcünüz aracılığıyla sınıf arkadaşlarınıza sununuz.
.......................
8.  “Yazın Okuru Aranıyor” ve “Sevgi” adlı denemelerden alınan aşağıdaki cümlelerde noktalama işaretlerinin hangi amaçlarla kullanıldığını tabloya verilen örnekteki gibi yazınız.
ırnak
işareti
* Yazın derslerinde en alışılmış yarı yıl ödevlerinden biri
*  "Okuduğunuz romanı özetleyin."dir.
*  Hem "sevgi'ye bir konulardan bir konu gözüyle bakıla­maz ki.
*  Bir an için bugün Charles Dickms'm "Antikacı Dükkanı'nı salt televizyon izlencelerinde yer aldı diye izle­yenleri getirin gözünüzün önüne.
 Vurgulanmak istenen ifadeler, açıklamalar ve eser adları tırnak içine alınır.
Virgül
*  Kafasında, kendi bilgi birikiminde, yaşantısında bunlar­dan hangi birini nereye koyacağını bilmeden, salt görsel bir tutkuyla bakar da bakar.
*  Ne mutlu sana, seni seviyorum.
*  Evet, gönüllü yazın okuru aranıyor!
Birinci cümlede ilk iki virgül eş görevli sözcük ve sözcük gruplarını ayırmada kullanılmış. bilmeden sözcüğünden sonra kullanılan virgül anlama karışıklığını önlemek için ögeyi ayırmada kullanılmış.
İkinci cümlede sıralı cümleleri ayırmak için kullanılmış.
Evet, hayır gibi kabul ve ret bildiren sözlerden sonra kullanılmış.
Noktalı
virgül
* Bir kurmaca metnin anlamı; okurun kafasında, duyar­lığında, işinde, gücünde sürer; dal budak salar, büyür, yaşamla yeniden yazılır.
Noktalı virgülün ilk kullanımı, içinde virgüller bulunan cümlede özneyi diğer ögelerden ayırmak için. Diğer noktalı virgül, içinde virgüller bulunan sıralı cümleleri ayırmada kullanılmış.
Üç nokta
*  Önemli olan benim, bir de benim sevgim, ötesi bir ilinek...
* Anne sevgisi, baba sevgisi, karı-koca sevgisi, teyze sevgisi *(...) makine sevgisi, insan sevgisi, Tanrı sevgisi...
*  Ne var ki biz dünyayı tekmeliyoruz...
Sözün bitmediğini, devam ettiğini
Örneklerin devam ettiğini
Sözün devamının okuyucunun hayal gücüne bırakıldığı
Sora
işareti
*  Tükenecek şey mi sevgi?
*  Okumak da ne söz?
Soru bildiren cümlelerin sonuna konur.
Ünlem
işreti
*Aha, dünya da aynen bunun gibi dönüyor!
* "Yardım" nerde, sevenin tüm varlığını bu varlığını kendisi­ne armağan eden sevdiğine adaması nerde!
Seslenme ve ünlemlerden sonra cümle devam ediyorsa
Düzeltme
işareti
*Okuma yazma bilmeyenlerin resmî kaynaklara göre yüzde kırk bir gibi hiç de küçümsenmeyecek bir oran oluşturduğu Türkiye'de (...) okur sayısı umut kırıcı ölçüde düşüktür.
* Sayfalarına okur gözünün değmediği bir yapıt, kâğıttan, mürekkepten, kartondan başka bir şey değildir.
Resmî sözcüğünde i ünlüsünün uzun okunduğunu göstermek amacıyla ayrıca “resim” sözcüğünün ek almış hali olan “resmi” sözcüğünden ayırmak amacıyla
Kâğıt kelimesine getirilen düzeltme işareti inceltme amacıyla (“k” ünsüzü ince söylenecek) kullanılır.

9.  Yazdığınız denemeleri incelemek amacıyla ikişer kişilik gruplar oluşturunuz. Grup arka­daşınızın yazdığı ve kendi yazdığınız denemeyi yazım, noktalama, bağlaşıklık, bağdaşıklık akı­cılık bakımından inceleyiniz. “Yazın Okuru Aranıyor”, “Sevgi” ve “Topacın İpi Vardır Ama” adlı metinlerle ilgili yapılan çalışmaları da dikkate alarak yazdığınız metinlerde yazım, noktalama, akıcılık, bağlaşıklık ve bağdaşıklık hataları bulunup bulunmadığını belirleyiniz. Çalışmanızı tamamladıktan sonra daha önce yazmış olduğunuz metinlerle ilgili hazırlanan raporları ince­leyiniz. Yazma çalışmalarında hangi konularda ilerleme kaydettiğinizi, hangi konularda eksik­liklerinizin olduğunu, bu eksikliklerin hangi nedenlerden kaynaklandığını ve bu eksiklikleri gidermek için neler yapabileceğinizle ilgili bir öz değerlendirme yazınız. Yazdığınız denemeyi ve hazırladığınız öz değerlendirmeyi öğretmeninizin değerlendirmesi amacıyla öğrenci ürün dosyanızda saklayınız.

SAYFA 146
ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME
A.   Aşağıdaki cümlelerde yargı doğru ise yay ayraç içerisine “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
• Denemelerin kendine özgü bir tekniği ve planı vardır.                                                                ( D )
• Deneme yazarı ele aldığı düşünceyi kanıtlamak zorundadır.                                                     ( Y )
•  Denemelerde genellikle sanat, kültür, felsefe, edebiyat ve siyaset gibi konular ele alınır. (D )
• Denemeler duygu ağırlıklı yazılardır. Yazar sıklıkla duygusallığa yer verir.                              ( D )
• Deneme yazarı konuyu kendi kendine tartışıyormuş gibi ele alır.                                           (D )
•  Deneme yazarı ele aldığı konuyla ilgili sorunları dile getirerek bu sorunlara çözüm bul­maya çalışır.              ( D)
B.   Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları yanıtlayınız.
1.  Deneme, kökeni 16. yüzyıla dayanan bir edebiyat türüdür. Rönesans’la birlikte özellikle Avrupa’da birey olarak insanın önem kazanması yazarları, aydınları; insanı kurmaca bir dünya­nın ve belli kalıpların içinde ele alan anlatı türlerinden farklı bir yazın arayışına yöneltmiş, böylece ilk ve tipik örneğini Motaigne (Monteyn)’in “Denemeler” adlı eserinde veren deneme türünü doğurmuştur. Buna paralel olarak yazarlar da kurmaca türlerde işleyebildikleri insani durumları samimi, dolayısıyla daha özgür biçim ve olanaklarıyla irdeleme fırsatını bulmuşlardır.
Bu parçadan aşağıdakiler den hangisi çıkarılamaz?
A)    Deneme türü ilk kez Batı edebiyatında ortaya çıkmıştır.
B)     Bu türün öncüsü Motaigne’dir.
C)    Denemeler kurmaca metinler arasında yer almaz.
D)    Denemelerin öznesi nesnel gerçeklik içinde yaşayan insandır.
E)     Denemeler okuyucu tarafından en çok sevilen yazılardır.
2.  Yazar bir konuyu işlerken iyi ya da kötü yanlarını kişisel bir tavırla ele alır. Bu tür metinleri             türüne yaklaştıran yön, denemecinin yargı vermekten kaçınmaması, kimi zaman da
konuyu araştırmacı bir tutumla hatta bilimsel bir bakış açısıyla işlemesidir. Ancak..... denemede
yazar yargı verirken çözümleyici bir tavır sergiler, katı kesin yargılar vermez.
Yukarıdaki paragrafta noktalı yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangileri getirilebilir?
A) Söyleşi, öğretici                                             B) Eleştiri, eleştirel                                 C) Fıkra, öğretici
D) Makale, felsefi                                                E) Hikâye, kurmaca
C.  Aşağıdaki soruları sözlü olarak yanıtlayınız.
Deneme roman, şiir, öykü, tiyatro gibi kurmaca nitelikli edebî türlerle üslubun önem ka­zandığı gezi, anı, eleştiri, mektup ve günlüğün oluşturduğu diğer türler arasında bir ara bölge oluşturması bakımından oldukça önemli bir yere sahiptir. Bir başka deyişle deneme, kurmaca özellikler taşıyabildiği gibi yazarın ve konuların gerçekliğini de içerir. Bu durum, deneme tü­ründe asli öznenin “insan” oluşundan kaynaklanır. Tabii, kurmaca türlerde de aynı durum söz konusudur ancak denemenin öznesi artık nesnel gerçeklik içinde yaşayan gerçek insandır.
1.  Yukarıdaki parçada denemelerin hangi özelliği üzerinde durulmaktadır?
Denemeler hem kurmaca hem de gerçeklik özelliğine sahiptir.
Deneme, kurmaca yönü olduğu için edebi metinlerle temasa geçer, gerçekliği yansıtması bakımından öğretici metinler içindedir Bu bakımdan deneme ara bölgede yer alan bir türdür.
2.  Deneme ve sohbet türü arasındaki farklılıkları belirtiniz.
Deneme türündeki yazılarda da sohbette olduğu gibi içtenlik ön plandadır. Ancak denemedeki içtenlikle sohbette­ki içtenlik aynı değildir. Denemelerde daha çok, düşünen insanın kendi dünyasındaki bütünlüğü, hoşgörüyü sağ­layan, onu sevimli ve tutarlı kılan içtenlik söz konusudur. Sohbette yazar okur ile konuşur gibi bir anlatımı tercih eder. Böyle yapmakla okuru etkilemeye ve yönlendirmeye çalışır.
Denemede yazar, kendisiyle konuşuyormuş gibi tavır takınır. Sohbette ise okuyucuyla konuşuyormuş tarzda bir anlatım vardır.

Soruların bir kısmı www.sorucenneti. net sitesinden alınmıştır.
BUNLARA DA BAKINIZ!!!!!!!!!!!!!


9.Sınıf Dil ve Anlatım Ders Kitabı Cevapları 10-17 sayfalarKarizma yayınları 
2012-2013 9.Sınıf Dil ve Anlatım Ders Kitabı Cevapları 18-25  sayfalar insan iletişim ve dil Karizma yayınları
2012-2013 9.Sınıf Dil ve Anlatım Ders Kitabı Cevapları 26-32 sayfalarDil -Kültür İlişkisi Karizma yayınları
9.Sınıf Dil ve Anlatım Ders Kitabı Cevapları
9.Sınıf Dil ve Anlatım Ders Kitabı Cevapları
10.Sınıf Dil ve Anlatım Ders Kitabı Cevapları (2012-2013 zambak)
10.Sınıf Dil ve Anlatım Ders Kitabı Cevapları Tartışma Panel-19-30 sayfa(2012-2013 zambak)
11.Sınıf Dil ve Anlatım Ders Kitabı Cevapları
11.Sınıf Dil ve Anlatım Ders Kitabı Cevapları
11.Sınıf Dil ve Anlatım Ders Kitabı Cevapları
12.Sınıf Dil ve Anlatım Ders Kitabı Cevapları(1-37)
12.Sınıf Dil ve Anlatım Ders Kitabı Cevapları(37-66)
12.Sınıf Dil ve Anlatım Ders Kitabı Cevapları(67-94)
2012 - 2013 12. Sınıf Dil ve Anlatım Ders Kitabı Cevapları Sayfa 17-20
2012-2013 12.Sınıf Dil ve Anlatım Ders Kitabı Cevapları Masal -sayfa 21-35 arası
2012-2013 11.Sınıf Dil ve Anlatım Ders Kitabı Cevapları sayfa 22-23-24
2012-2013 11.Sınıf Dil ve Anlatım ders Kitabı Cevapları Sayfa 27-41 Arası Evrensel yayınları

Paylaş

11 yorum:

Adsız dedi ki...

çok teşekkürler gerçekten çok işime yarıcak bilgilerdi. emeğe saygılar...

Adsız dedi ki...

Çok Saol ya

Adsız dedi ki...

çok teşekkürler tam lazım olduğu gün zamanda çıkardınız devamını bekliyoruz.Ellerinize sağlık...

Adsız dedi ki...

çok teşekkürler allah razı olsun devamını beliyoruz...

Adsız dedi ki...

eyvallah dostum

Adsız dedi ki...

devamı yok mu ya arkadaşlar

Adsız dedi ki...

çok çok sag olun .d

Adsız dedi ki...

çokk tesekkürlerr

Adsız dedi ki...

çok yararlı oldu teşekkürler

Adsız dedi ki...

kötüüüüüüüüüü

Adsız dedi ki...

çok teşşekür ederim sayenizde dil ve anşatımdan - almıyorum